Love Is Blind: Poland

Love Is Blind: Poland (Love is Blind: Polska)

Descargar subtítols en Turkish

Temporada 1

Información d'a versión

Love is Blind Poland S01E05 tr
Un comentario de dappeloe

Etiquetas

webdl
Publicau o: 2026-05-09
Descargas: 10
Ta personas con problemas auditivos: No

Anvista previa d'os subtitulos en Turkish

As primeras 200 linias.

Ben çok duygusallaşabiliyorum.

Partide aramızda bir mesafe vardı.

Senin mutlu olmanı istemediğimden değil. Bu bir yarış değil.

Bana o zaman desteklenmiyormuşum gibi geldi.

-O an söylemedin. Şimdi diyorsun. -O an istemedim…

Şimdi söylüyorum. Etrafta kimse yokken konuşmak istedim.

Dördümüz bir araya geleceğimiz için biraz gerilmiştim.

Nasıl geçeceğini merak ediyordum. Bir de…

Keyfinin çok yerinde olduğunu gördüm. Ben de konuşup

moralini bozmak istemedim.

Duymak istediğim şeyi söylemek zorunda değilsin, derdim o değil.

Ben senin kadar duygusal değilim.

Ben hep bir maske taktım, zırhımla dolaştım.

Bunlar o yüzden oluyor.

Bence hem aşkta hem dostlukta insan birbirini yukarı çekmeli.

Kötü arkadaşlıklardan çevremi dar tutmayı öğrendim.

Hâlâ öğrenmem gereken şeyler var.

Özür dilerim.

"Öğrenmem gerek." diyorsun.

Bu benim için yeterli.

Of ya!

POLONYA

Gardırobumu değiştirmem gerekebilir.

Hiçbir şeyi beğenmiyor. Çok seçici.

Peki sen? Kıyafetlerini kendin seçmiş gibisin.

Haklısın.

-Nasılsın? -Çok iyiyim, harikayım.

-Çok güzel görünüyorsun. -Sağ ol.

Sıkılmıyorum, onunla çok gülüyorum. Damian, Damian'lık yapmadan duramıyor.

Onunla tanışırken çok eğlenmiştim ama sonra bir şey dedi,

"Bana gülüyor mu? Dalga mı geçiyor?" diye düşündüm.

-En zor tarafı o. -Çok zor.

Onunla vakit geçiriyorum. Duygusal da olabilir.

Ciddi de konuşabilir. Biliyorum.

Şort giyen şakacı Damian da artısı oluyor.

Bir diğer mesele de hayattaki hedefinizin aynı olması.

Evet. Anne baba olma arzumuz bizi birbirimize bağladı.

-İkinizin arkasındayım. Ağlama. -Çok sağ ol.

-Sen çok kıymetlisin. -Sen de gözbebeğimizsin.

Burada yanacağım galiba.

-Başın mı? -Şapka getirmeliymişiz.

Şalın yok mu?

Getirmedim. İhtiyacımız olmaz, dedin.

-Kim dedi? -Sen dedin.

-Şal almanı söyledim. -Şalsız daha iyi, dedin.

Bunu çıkarsam sence iyi olur mu?

İyi ne demek? Harika olur.

İstemiyordum ama tamam.

Bugün nasılsın?

-Bunu buraya sen mi koydun? -Buradaydı. Rahat ol.

Bir şey yemek istiyorum.

Şeker istiyorum.

Sen yiyecek misin?

Güneşte değilsin, farkında mısın?

-Farkındayım. -Peki.

Ben de böyleyim, bacaklarım beyazdır. Üst vücudum bronz.

Epey havalı bir şey. Havuzda…

-Evet. -…özel bir parti.

Ne kadar tuttu acaba?

Ne?

Bugünkü partide anladım ki bir kadının

romantik yanı olması benim için önemli.

Karşımdakinin duygularının olduğunu bilmem gerek.

Bence bunu ifade etmenin en iyi yolu da sözler ve jestlerdir.

Ne oluyor anlamıyorum.

Malika ona ne kadar değer verdiğimi hissediyordur. Ama ben hiç hissetmedim.

-Şimdi gitme. -Gitmeyeyim mi?

Benimle kal.

-Eğleniyor musun? -Evet.

-Benimle daha çok ama değil mi? -Evet.

Çocuklara katılayım, tamam mı?

Biz beraber…

İçki ister misin?

-Şimdi değil. -Öyle mi?

Tamam, git hadi.

Kamil!

Gözlüğü verebilir misin?

Biraz takayım, veririm.

Hayırdır, öpmeye mi gittin? Öğlen öpücük saati mi?

-Gözlüğü vermem gerekti. -Git buradan.

-Bu gözlüğü paylaşıyoruz. -Sevgiline git.

Uno, öpüşme çizelgeniz var mı?

Julia, sen cidden çok sakinleşmişsin.

-Birbirlerini tamamlıyorlar. -Evet.

Mizahınız farklı, onunki biraz kaba ama tam birbirinize göresiniz.

-Hepimiz gibi. -Ben daha sakinim.

Beni onunla sakinim. O erkeklerin yanında çok komik, enerjik.

Başkalarında yarattığı enerjiyi bende de yaratsın istiyorum.

Bence bu iki taraflı bir şey.

AYAK HASTALIKLARI UZMANI

Varşova'yla ilgili korktuğunuz şeyler var mı?

Benim biraz var.

Ben çok uçuyorum. Evde olmuyorum. Bazen bütün hafta olmayabiliyorum.

Sahi mi?

Şimdi güzel ama o zaman ona vaktim olmayacak.

Şöyle de hissediyor musunuz? "Her şey iyi.

Keyif alıyorum. Sevgilimi seviyorum. Ama bu şey fazla güzel."

-Aynını hissediyorum. -Dün düşündüm.

"Şu an çok tatlı, neşe yumağı. Güzel ve öyle alıştım ki…"

-Gerçek hayat böyle değil. -Evet. Çok alıştım.

Yanımdan geçtiğini görünce sanki aylardır tanıyormuşum gibi geliyor.

Birbirimizi sinir ediyoruz. Şakalar, öpüşmeler havada uçuşuyor.

-Benim için her şey müthiş. -Evet.

Yaşadıklarımdan sonra bir terslik var gibi geliyor.

Ben boka dönmesine alışığım. Bu ne?

-Ben de aynı hissediyorum. -Aynen.

Hadi, hanımlarımızın yanına gidip

-içki isteyelim -Sonra dönelim.

-Dönelim. -Yaparlar mı? Test gibi olur.

Merhaba güzellik. Rica etsem, kadehimi doldurabilir misin?

Bir öpücük alayım.

-Prosecco verebilir misin? -Çok tatlı değil mi?

-Bira da vardı galiba. -Prosecco'nun üstüne bira mı?

Neyse, sana kalmış.

Biraz tuhaf geliyor. Bu tarz bir şeye alışkın değilim.

Duygusal olarak fazla geldi.

Bugün, Malika'nın aramıza bir tür duvar ördüğünü fark ettim.

Bana güzel sözler etsin demiyorum.

Ona güzel bir şey söylediğimde gülümsese de yeter.

Ya da kalabalıkta bakışları beni bulsa.

Gidiyor musunuz?

İleride olacaklardan endişeliyim.

Bir ilişki duygusal olarak gelişim göstermeli. Yoksa hep aynı yere döneriz.

-Ne oldu? -Hiçbir şey.

Ne oldu?

-Tamam, dokunmam. -Bir şey olmadı.

Sadece tuhaf bir durum.

Tamam, konuşmak istemiyorsan konuşmam.

Ne yapayım? Konuşmak istemiyorsan gideyim ben de.

Peki.

Gerçekten mi?

Tamam, gidiyorum.

Gidiyorum çünkü durumu anlamadım.

Ben de anlamıyorum. Hava durumunu mu konuşacaktık?

Tamam, gideyim ben.

Ne oluyor, cidden hiç anlamadım.

Benim için iletişimde önemli olan hislerini paylaşmak.

Değer verdiğini duymam gerek.

Kendini açıp hassas tarafını gösterebilmeli.

Bir şey eksik. Ne olduğunu tam bilmiyorum.

Hislerimizi daha derin konuşmalıyız.

Şu an birlikte olmak için

seçtiğim kişi konusunda hata yaptığımı düşünüyorum.

İşte…

Öyle.

Tatlıyı şimdi ister misin?

Onu unutmuşum.

Nefismiş.

-Hiç alerjin var mı? -Aptallığa var.

Kendinle nasıl yaşıyorsun peki?

Hapşu.

-Odalardayken farklıydın. -Deneme süresindeydim.

Şikâyette bulunmam lazım.

Şakalarımızda sınırı daha görmedik.

O sınır henüz aşılmış değil.

Umarım aşmayız ve ikimiz de sınırlarımızı biliyoruzdur.

Kızlara bana "aksi suratlı" dediğini anlattım.

Öylesin. Ama öyle biri olmadığını bilince…

-O zaman? -O zaman tatlı bile oluyor.

İyi bakalım.

-Öyle işte ihtiyar. -Şimdiden ihtiyar mı olduk?

-Sen ihtiyarsın, ben değil. -Şakada gerçeklik payı var.

Öyle ya da böyle bu lafın bedelini ödeyeceksin.

Beni gelinlikle görmek için heyecanlı mısın?

O gün ağlıyor olurum.

-Ağlar mısın? -Evet.

İlk dansımız için hangi şarkıyı seçerdin?

-Dans gösterisi fikri versem? -Gözümde canlandı.

Ne?

-50 Cent'le başlayabiliriz. -Bak işte.

Adımları sana hemen gösteririm.

-Olmaz. -Ama bak…

Olmaz mı?

-İstemez misin? -Hayır. Tuhaf hissederim.

Hadi eğlencesine dans edelim.

-Hadi. -Ne?

-Hayır. -Olmaz mı?

-Sahiden mi? -Evet.

Sen belki de benim yanımda sakin kalıyorsundur.

-Dans etmek istemedim diye mi? -Bilmem.

Gülümse bakayım.

-Bana ayak uydurabilecek misin? -Çok dert ediyorsun.

Kendini tuhaf hissediyorsan benimle nasıl dans edeceksin?

Hissetmem.

Evet, ben biraz şeyim…

Belki sana fazla gelir.

AYAK HASTALIKLARI UZMANI

Ne bileyim işte, endişeleniyorum. Yeterince dikkat çekici miyim?

Benimle gerçekten konuşmak istiyor mu? Ya da benden bıkacak mı?

-Ne oluyor? -Hiçbir şey.

Sana tuhaf hissettiren çok şey var ve çok mu farklıyız emin olamıyorum.

Sonradan bana gelip "Şunda, bunda rahat değilim." demeni

ve bunun beni kısıtlamasını istemem.

Bilmem, kendim gibi olmayı bırakıp

sessizleşip durulmaya başlarsam diye düşünüyorum. Böyle olsun istemem.

-Sinirlendiğinde çok tatlısın. -Peki.

Tamam.

Çift falı bakacağım.

Ama benden hizmet alıyor gibi düşün.

-Ödemesini de yapacaksın. -Öyle mi?

More Turkish subtitles for Love Is Blind: Poland

Comentarios

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left