Prvních 200 řádků.
Kim lamba kullanıyor şimdi göreceğiz!
Hoş geldin bir...
Hoş geldiniz tüm...
İşte Sitabo...
Ve bu da Gulabo
'Hazratganj' etiketiyle geliyor.
Ve bu da Eminabad Gadbadjhala'dan uçmuş...
Ve tüm istediği 'Chandini Chowk' yollarında kendini kaybetmek.
Akıllıymış.
Ve de zekiymiş.
Savaş başlıyor, Çizgiler çizildi, Seething kızgın,
Gulabo dövüşüyor, Evet, Sitabo dövüşüyor.
Köy ziyafet için bir araya geldiğinde...
- İşte böyle. - Hmm.
- Begum! - Evet?
Şuna bir baksana... Tamam mı?
Bir saniye efendim.
Savaş başlıyor, Çizgiler çizildi, Seething kızgın,
Gulabo dövüşüyor, Evet, Sitabo dövüşüyor.
Savaş başlıyor, Çizgiler çizildi, Seething kızgın,
Gulabo dövüşüyor, Evet, Sitabo dövüşüyor.
Savaş başlıyor, Çizgiler çizildi, Seething kızgın,
Payal... Neetu... Gulabo dövüşüyor, Evet, Sitabo dövüşüyor.
Payal... Neetu... Savaş başlıyor, Çizgiler çizildi, Seething kızgın,
Neler oluyor yahu?
Buralardaydım bütün şehir ikinizi arıyor
ve işte buradasınız, aileyi utandırmak için!
Hadi hamınlar, çıkın buradan utanmazlar.
Ve sen, Mirza, ancak senin gibi bir hödük
kızlarıma sokak ortasında dans ettirir. Yemin ederim eğer bir daha...
Yine başladın, senin şu dilin
bir yankesicinin elinden daha hızlı çalışıyor.
Şimdi de ben konuşmaya başlarsam, kaçacak delik bulamazsın.
Saçmalamayı kes de Payıma düşen parayı ver.
- Ah unuttum, kendisi dünyanın en aç gözlü insanıdır. - Hah...! Asla.
Evet aç gözlüyüm işte.
Aynen, suratsız bir moruk başka ne olabilir?
Safran özlü pudingimi yiyeceğim ve paylaşmayacağım.
Aç gözlü, evet.
Canın cehenneme!
Yirmi rupi...
Şunu alnıma damlatmayı kes!
İsteyerek yapmıyorum ki... sen de doğru otur ama.
Çekil şuradan...
Yüzümü boyama sakın!
Peki sabahım köründe bu lambayı kim yaktı?
Kapat şunu!
Mırılı...
- Şş... ne yapıyorsun, Begum? - Sadece şeyi siliyorum.
Bu şey hemencecik kurur. Nisan ayındayız, tanrı aşkına!
Peki Nisan'a ne zaman girdik?
Bunun ne önemi var şimdi?
Payal, Dadda'nın (kardeş) yemeğini hazırla.
Tüm bunların arasında... şu kocaman kova... şu deri terlikler... keçiler
tek çalınan şey benim lambam mı yani?
Onun bisikletinin zili de kayıp.
Başlarım şimdi ziline!
- Zilim! - Şu pisliği boş ver de bana biraz çay getir.
Lambam çalındı, sen de bana böyle mi hitap ediyorsun? Öyle mi?
Sanki tüm aile servetini kaybetmiş gibi ağlıyor.
- Suratı bile zengin birine benzemiyor! -
Nehru Ji'nin geldiği günü hatırla,
şu küçük hırsızlar şehrin her tarafına sıçanlar gibi yayılmıştı
lambasını onlardan bir çaldı mutlaka.
Aynen öyle, Begum!
Malımızı çalan kişi şu kokuşmuş hırsızlardan biri
ve onu üç beş kuruşa satacak.
Kendini kollasa iyi olur çünkü onun canına okuyacağım.
Neden sürekli televizyon izliyorsun?
Git ders çalış.
Ev ödevimi bitirdim... ayrıca bugün tatil.
Ne olmuş? Ders çalımak için daha iyi bir sebep... ah...
Kaçıncı sınıftasın sen?
Üç.
Üç mü? Ama şu lanet ücreti yıllardır ödüyorum ben!
Abi!
Ne var?
Bir işe girmek istiyorum.
Önce 12'inci sınıfı bitir.
Bu yıl mezun oluyorum.
Sana haber vermesini söyledim.
Sen kaçıncı sınıftasın?
Sekiz.
Hadi ama, bu kadar hızlı büyümenize kim izin verdi!
Abiniz henüz zengin bir adam değil.
Öyleyse onunla konuşmanın bir anlamı yok!
Bana sorarsan, evlilik bana göre değil...
Benim tercihim kendi maaşımı kazanmak ve saygın bir hayat sürmek
yine de, şu bizim evde yaşıyorum.
Evet ama ev bizim değil... Kiralık ev.
Kiralık mı? Onu ele geçirdik!
Ne saçmalık!
Mirza Amca etrafta dolaşıp herkese bunu söylüyor.
Mirza'yı bu eve gömmek lazım.
Delirdin mi sen?
[Uzak bir camiden sabah ezanı sesi Ve tapınak çanları...]
Kiracın Baankey Rastogi, salağın önde gideni!
Gerçekten de sence büyük çarşıda buğday değirmeni olan bir adam
daha yüksek bir kira ödeyemez mi?
Bu bir soru mu yoksa laf mı?
Şey... hayır sadece laf.
Ha tamam, sadece laf.
O halde insan bir eve sadece 30 rupi nasıl kira verir?
Asabımı bozmaktan vazgeçmeyecek misin sen?
Ve keşke bu kadar aptal olmasaydın
o zaman son üç aydır kirayı ödemediğini hatırlardın.
Tabii ki hikâyesini biliyorum.
Halası öldü, babası öldü.
Ama kendisi hala kan emici bir sülük gibi ortalıkta dolaşıyor.
Begum öldüğü gün
yemin ederim ki önce evimi sonra da şu konağı istila eden şu sümsük
kiracılara tekmeyi basacağım...
Onlar senin olacak...
Evet... sadece benim.
Bir daha söyle...
Konak senin olacak!
Konak benim olacak!
Kümes gibi bir yerde yedi kişi kalıyoruz, Fauzia
annem ve kız kardeşlerim mutfağın bir bölümünü perde ile ayırıp orada banyo yapıyorlar
ve tuvaleti Mishraji'nin ailesiyle paylaşıyoruz
evlenmeyi nasıl düşünebilirim?
Evlilikten ne zaman bahsettim ben?
Ama bu kadar yoksul olduğunu bilmiyordum?
Yani, sandım ki FATIMA MAHAL'de yaşadığına göre
zengin bir soydan geliyor olmalısın.
Tanrı aşkına şu konağın peşini bırakır mısınız?
Peşinde filan değilim, tamam mı?
Ev sahibi olmaman yazık, ama bu kadar sinirlenmeye de gerek yok.
Sinirlendiğim filan yok!
Ayrıca tanrının unuttuğu şu döküntü konağın sahibi olmak da istemiyorum.
Bir tekme vursan yerle bir olur.
Peki... vur tekmeyi ve mızıldanmayı bırak... ve kızmayı da bırak...
Kızmıyorum, tamam mı?
Saat 4 olmuş, efendim...
Dur, henüz açma...
Haftaya görüşürüz
şu çikolatalı bisküvi ile...
Sana çikolatalı bisküvi alamayacak kadar yoksul değilim.
Geç oldu...
Görüşürüz.
Evet.
Bhaiyya, bu terazi hileli.
Ne yapmamı bekliyorsunuz? Üzerine mi oturayım?
Son iki ayı ödemeye ne dersin?
Tabii ki ödeyeceğim.
Öyleyse önce öde!!
Ne yapıyorsunuz böyle lağım fareleri gibi, ekmek kırıntıları mı arıyorsunuz?
Kirayı bu ay mı yoksa önümüzdeki ay mı arttırıyorsun?
Çünkü ensemde boza pişirmenden bıktım artık.
Şimdi tahammül seviyen hakkında ne diyebilirim.
Kiraya gelince
neyse ne, ya kabul et ya da etme, ve bilgin olsun,
burayı asla boşaltmıyoruz. İyi geceler!
Sakın benimle konağım arasına girmeyin! Yoksa...
Bir ayağın çukurda ve beni tehdit mi ediyorsun?
Bak, üniversite eşkıyalarını arayacağım şimdi
ve bütün konak rüyaların kabusa döner...
Yani sakin ol.
Sana kabusun ne olduğunu göstereceğim!
[gereçler temizleniyor ve keçiler meliyior]
Neetu... Hemen git duş al! Hep vakit kaybı.
Ne?
Park cezası, her gün 50 rupi.
Ev vergisi artmış...
Salak mısın? Yoksa beni salak mı sanıyorsun?
Şimdi çekil...
Hayır, gidemezsin.
Aman tanrım... şş... işe geç kalıyorum... hadi...!
Öyleyse parayı öde ve bisikletini al.
Ama Sayyad ve Mishraji'den tek kuruş almadın...
Hatta bisiklet ve motosikletlerini buraya park etmişler.
Evet ama 30 papel kira ödeyen onlar değil!
Geri bas, Mirza, ve git şuradaki keçilerle oyna
sana neler yapabileceğimi bilmiyorsun.
Öyle mi? Seni buradan attığım gün
dımdızlak ortada kalacak... ve cehennemde gözünü açacaksın bayım...
Köpekler bile yüzüne işemek istemeyecek... o zaman görüşürüz.
Kimseden korkum yok...
Bu benim konağım...
Senin park yerin değil... anladın mı?
Tamam tamam çok korktum.
Bu benim konağım...
Sakın bir daha bisikletinle geleyim deme.
Evimi elimden almak istiyorsun... aklından bile geçirme...
- Hadi... göster bana... kimse yok mu? - Mirza, Baankey gitti!
Hepinizi buradan atacağım...
Sadece şu avizeleri temizlemek 500 papel tutar
ve bir de lamba vs...
O bir antika ve en az 2000 rupi eder.
Saf cam işçiliği... Bin papel.
Bin mi?
- Ve hiç... - Şş... ah... dur...
Tamam bin olsun...
Sessizce ilerle.
Dikkatlice...
Onunla biraz konuşmam lazım...
Berbat durumda...
Bırak girsin...
Hmm... Begum... bu ayki param tamamen bitti...
Düşündüm de acaba...
No comments yet. Be the first to leave one.