Prvních 180 řádků.
İşte geldim.
Buradayım.
Korkuyorum.
Biliyorum,
şu an attığım her adım,
söylediğim her yalan,
beni daha derin bir cehennemin içine çekiyor.
Teşekkürler.
Dizlerim titriyor.
Kaçmak istiyorum.
Ama yapamam.
Yapamıyorum.
Kardeşimin hayatı için burada olmak zorundayım.
Yalanlar ve ölümler göreceksiniz bu oyunda.
İntikam ateşiyle sınanan imkânsız aşkları da.
Kazananın olmadığı bu oyun başlasın artık.
Avrupa'da farklı alanlardaki öncü isimlerin bir araya geldiği
en prestijli iş dünyası ödülleri Fransa'nın başkenti Paris'te
sahiplerini buldu.
Geçtiğimiz yıl yönetilen kurum ve kuruluşların başarısının yanı sıra
yapılan insani yardım faaliyetleri de dikkate alınarak
Avrupa'nın en başarılı işadamlarının boy gösterdiği bu listede
bu defa bir Türk de var.
Gelin, dilerseniz Yaman Medya Grubu yönetim kurulu başkanı Mahir Yamaner'in
bu hikâyesine hep birlikte bir göz atalım.
Değerli yol arkadaşlarım.
Bu ödül... Benim değil, bizim aldığımız bu ödül,
Avrupa'nın çoktan duyması gereken bir başarı hikâyesiydi.
Her yıl adım adım çıktığım basamaklarda
bana eşlik ettiğiniz için hepinize minnettarım.
-Alo? - Yapmak istediğine emin misin?
-Evet. - Çekmeceni aç .
Bunu nasıl yaptın?
Sus ve beni dinle.
Odanın şifresi, 4126.
Bilgisayarınki 0803.
4126, 0803. Tamam.
Şimdi diski bilgisayara tak.
Taktım.
Yüklendi. Diski çıkar.
Mahir Yamaner'le ilgili tüm bilgiler bilgisayarında mı?
Evet, daha önce konuştuğumuz gibi.
-Ne yapıyorsun? -Dosyaları siliyorum.
Sızıntının senden geldiğini öğrenirlerse seni ve aileni mahvederler.
Ama önce beni bulurlar.
İz bırakamam.
-Her şey silindi. - Söylediğim gibi,
elindeki disk yeterli. Asıl bilgiler diğer bilgisayarda.
Bundan sonra benden asla haber almayacaksın.
-Kimsin sen? - Yönetim katındaki güvenlik kameraları
On dakikalığına çalışmayacak.
Yani on dakikan var.
Elveda ve iyi şanslar.
Bugün size zirveden sesleniyorum.
Şunu asla unutmayın,
suya düşmesinden endişe ederek hayal kurmaktan
vazgeçilmez!
İnanın, inanın. Hayal edin
ve asla korkmayın.
İyi akşamlar.
On dakika...
Dört, iki, bir... 4126! Dört, bir...
Evet!
Evet!
Ne oldu?
Bir şey yok.
Biri odama girmiş.
-Yönetici katındaki kameralar çalışmıyor. -Önemli değil.
Kimin yaptığını biliyorum.
Kiminle konuşuyor?
Asansörde mikrofon yok.
-Hemen hallediyorum. -Dur.
Mahir Bey!
Nasıl manzara?
Muhteşem, değil mi?
Canım İstanbul.
Arada çıkarım buraya. Bana iyi geliyor.
Beni de asansör çıkardı.
Yanlışlıkla düğmeye bastım herhâlde.
Yok.
Seni buraya ben çıkardım. Bak, sana ne göstereceğim.
Mahir...
Eskiden sana dokunmamdan çok hoşlanırdın.
O eskidendi.
Neden yaptın bunu?
Neyi?
Disk. Lütfen hangi disk diye sorma.
Hayır.
Bana bunu neden yapıyorsun?
Bir zamanlar aramız ne kadar iyiydi oysaki.
O bir hataydı. Senin nasıl bir insan olduğunu öğrenmeden önce.
Peki o hâlde. Hadi biraz da benden bahsedelim.
Nasıl bir insanmışım ben?
Ailesinin kurduğu imparatorluğun arkasına saklanan bir alçaksın!
Alçak mı?
Yaptığımız işle insanların hayatlarını kurtarıyorum ben.
Ne Türkiye, ne de Avrupa henüz Yamanerlerin
ilaç ve organ ticareti yaptığını öğrenmedi!
-Sen ve ailen... -Evet, evet!
Senin elinde de Yamanerler'i mahvedecek deliller var, öyle mi?
O vermek istemediğin diskin içinde... Gerçekler mi?
Ben sana gerçeği söyleyeyim mi?
Geçmişimizi her ne kadar kabul etmek istemesen de
aptal olmadığımı unutmuş olamazsın!
Ama sen beni tehdit ediyorsun!
Yamanerlerin ne kadar güçlü olduğunu göstermek zorunda bırakıyorsun!
Sadece seni mahvetmekle kalamam ki ben,
senden sonra aileni de mahvetmek zorundayım!
Doktor ağabeyin, nişanlın... Nişanlın!
Benimle yattığını öğrenince, yazık, ne kadar üzülecek.
-Bunu yapamazsın. -Öyle bir yaparım ki.
Onların hiçbir suçu yok!
Doğru.
Onların hiçbir suçu yok, bütün suç senin.
Mahir.
Tamam. Eski günlerin hatırına
sana bir iyilik yapacağım.
Tamam.
Şu sinirli hâllerin yok mu? Beni gerçekten büyülüyor.
Ne olacak şimdi?
Ha...
Ne olacak şimdi...
Sen bana telefondaki arkadaşının kim olduğunu söyle,
ben de seni rahat bırakayım.
Telefondaki arkadaşım mı?
Hah, bak! İşte seni uzun zamandır takip ettiğimizden de haberin yok.
İşte bütün bunlar kendini çok fazla önemsemenin sakıncaları!
Şimdi, lütfen bana
bizimle ilgili bilgileri sağlayanın kim olduğunu söyle!
Odamın şifresini bilen,
bilgisayarıma sızman için o muazzam çabayı gösteren
her kimse onu istiyorum!
Sen aslında onun peşindesin.
Güzel gözlüm, sen bu oyunda sadece bir piyonsun.
Hemencecik feda edilebilecek bir piyon.
Disk...
Bu diskin içindeki her şey sahte.
Şimdi lütfen artık bana asansörde kiminle konuştuğunu söyle.
-Ne? -Telefonunu ver.
O telefon çok önemliydi.
Kiminle konuştuğunu onunla bulacaktık. Ne olacak şimdi?
Nereden bulacağız?
- Hadi sen söyle. -Bilmiyorum.
-Selin... -Bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum!
Doğru söylüyorsun.
Bilmiyorsun. Çünkü kaybedecek hiçbir şeyin yok.
Bak güzelim, bu oyun
senin için fazla büyük.
Bir daha karşıma çıkma.
Sakın.
Ben seni affettiğim için de
bana şükret.
Selin!
Düşündüm de
seni affetmek zorunda değilim ki ben.
-Güvenlik kayıtları? -Silindi.
İnsanları sevdikleriyle imtihan edersen...
...daima kazanırsın.
Çok yaklaşmıştı.
Bilgiler gerçekti.
Yok et. Parçası dahi kalmasın.
Telefonu nasıl attı aşağıya, gördün değil mi?
Aa...
Biri intihar etmiş.
Yardımsever kimliğinizle sektördeki gücünüz ve başarınız
Avrupa'da karşılığını buldu.
Neler söylemek istersiniz?
Bu daha başlangıç.
Önümüzdeki yıllar çok şeye gebe.
Baba!
- Baba! -Ne oldu oğlum bu ne hâl?
Refüjden parçalanan demir karnına saplandı. Nazan!
-Hah? -Antibiyotiğini ve tetanosunu yapın.
Değerlerini alın. Ameliyathaneyi hazırlasınlar hastanın durumu kritik.
-Kritik mi? -Ya sen nasıl adamsın be kardeşim?
-Şoka girmedin mi hâlâ? -Yo...
-Merak etme birazdan girersin. -Merak etmeyin efendim,
emin ellerdesiniz. Hatta şu anda bulabileceğiniz en iyi cerrah kucağınızda.
Üç dakika oldu çıkalı, nasıl bulaştın bu işe?
-Trafik kazası, Demir. -Kaza mı?
No comments yet. Be the first to leave one.