Prvních 200 řádků.
Anahtarlarımı otobüste unuttum.
Kesin, Three Musketeers çikolatamı da unuttum...
- Niye takıyorsun ki? - En sevdiğim çikolatam çünkü?
- Hayır, anahtarları diyorum. - Sonuçta benim anahtarlarım.
Ee, n'olmuş?
Ön kapının anahtarı.
Garajın anahtarı. Bisiklet kilidinin anahtarı, kulübenin anahtarı, hepsi...
Anladım, ama neden anahtarlarını bu kadar önemsiyorsun?
Bana aitler çünkü.
Keşke basket topum yanımda olsaydı.
Smaç yapmaya bayılıyorum.
Sanırım yalan söyledim, dostum.
Dibe vardığımızda geriye hiçbir şey kalmayacak.
Cips seviyorum, dostum.
Cipsi benden daha çok kim seviyor biliyor musun?
Jeremy.
Geçen hafta beş yaşına girdi.
Doğum günü partisinde sadece cips yiyordu.
Cips seven bir çocuğum olacağı hiç aklıma gelmezdi.
Güzel ayakkabılar, adamım. Güzel ayakkabılar, dostum.
Sana bunun zorlu olacağını söylemiştim, dostum.
Doğru düzgün bir pantolon bile getirmemişsin.
Ama, hayır.
Clarence Bates.
Yani, eskiden çok daha havalı biriydi...
...ama balığa çıktığında...
...bir sürü, hem de tamamen sazan tutan bir adamdı da.
Ve sazanlar berbattır, çünkü leşçil balıklardır.
Sonra ormana gelir ve bütün sazanları büyük bir yığın hâline getirirdi.
Sonra da...
Of... Marty, seni duyamıyorum bile, dostum.
Konuşuyor musun?
Buradaymışsın.
Ve bütün o sazan yığınlarını ormana dökerdi.
Bu taraftan gidelim, dostum.
Üstelik çabucak kokuşup çürürler!
Hadi, dostum.
Hadi.
Ve sonra, çocuklar...
Çocuklar okuldan sonra onları bulup eve götürmek isterdi.
Ve annelerine akşam yemeğinde balık istediklerini...
...çünkü onları sazan yığınında bulduklarını söylerlerdi.
Ama Clarence artık hiç havalı değil.
Samuray yürüyüşü.
Tam burası. Demedi deme, burası kesinlikle onun yeri.
Beynin eriyecek, dostum. Harika olacak.
Chad Arlt'ın kuzeni bunu buraya uzun zaman önce koymuş.
Ben de yerini biliyorum. Burada olduğunu biliyorum.
Tam burada, dostum.
Tam burada. Evet.
Şuna bir bak.
Tam burada.
Tam...
Bir saniye. Bana bir saniye ver, dostum.
Hayır, senin saçmalıklarına arayacak vaktimiz yok.
Buna değecek.
Bunu en çok sen seveceksin. Bekle.
Of ya.
Bekle, dostum.
Kahretsin.
Neredeyiz?
Marty, bir saniye.
Bekle. Burası doğru yer olmayabilir.
Bekle, dostum.
Hayır, tam doğudayız. Tam doğudayız. Kesinlikle.
Hayır. Yine yanıldın. Yanlış yerdeyiz.
Bu taraftan.
Adım Derek Skiba ve Ölümün Yüzleri'ni izliyorsunuz.
- Giriş konuşması yapmıyorlar. - Öf.
Marty, şu anda kayıttayım!
Bir şey söyleme, tamam mı?
Bırak da şunu yapayım işte.
Çekim iki.
Adım Derek Skiba ve Ölümün Yüzleri'ni izliyorsunuz.
Ve yüzüme bir havai fişek yiyeceğim.
Marty, sana işaret verdiğimde fişeği ateşleyeceksin.
Ölecekmiş ayağı yapma!
Ölümün Yüzleri'ni hiç izlemedin mi? Orada kimse ölmüyor.
Bazen havalı, garip yaralar alıyorlar.
Bu da öyle bir şey işte.
Sana işaret verince, fişeği ateşle, bir şey söylemene gerek yok.
Keyfin bilir, dostum.
Çekim üç.
Adım Derek Skiba ve Ölümün Yüzleri'ni izliyorsunuz.
Ve yüzüme bir havai fişek yiyeceğim.
Dostum! Az kalsın beni vuruyordun.
Marty, bunu görmelisin dostum.
Bu gerçekten harika olacak.
Aynen öyle!
Hop, Marty, çabuk bak.
Bu çok güzel.
Şuna bir bak.
- Bak burada ne yaptım. - Ne yaptın?
Çok güzel. Değil mi?
Devam!
Benden bu kadar!
Hadi.
Burası harika bir yer, dostum.
Aynen.
Burası onu aramak için iyi bir yer olabilir.
- Yine de oraya çıkmak istiyorum. - Ya hadi ama...
Evet, bana yardım et. Hadi, bana yardım et.
Hadi.
Ayağımı tut, beni kaldır işte. Hadi.
Hazır mısın? Bir, iki.
İşte bu.
İşte bu.
İşte bu.
Burası, aramak için iyi bir yer!
Burası, aramak için iyi bir yer!
Aynen.
- Aynen. - İn hadi.
Islandım ve üşüdüm.
- Perişan hâldeyim. - Ne?
Söylemiştim sana.
Doğru düzgün hazırlan demiştim.
Bunları dememiştim ama.
Evet, senin saçmalıkların için her beş dakikada bir durmasaydık...
...şimdiye oraya varmıştık.
Bu geziye benim için geleceğini söylemiştin. Plânımız da buydu zaten, dostum.
Hayır, öyle bir şey demedim.
Kamp gezisindeyiz ve ateş yakacağız, çadır kuracağız ve bu gece yemek yapacağız.
- Plânımız da buydu zaten, dostum. - Hayır, ateş mateş yakmayacağız dostum.
Buraya gel. Buraya gel, burası harika.
Marty, bu... Gelsene.
Hâlâ yönümüzü bulmaya çalışıyorum.
Sanırım yanlış yöne gidiyorsun. Yanlış yöne gittiğine eminim.
Marty.
Belki de doğru yöndür.
Belki de doğru yöndür.
Yardım et de ineyim.
Marty!
Kaldım burada!
Marty, lütfen bana yardım eder misin dostum?
Marty, n'apıyorsun, dostum?
Oha, o da ne?
En azından ateş yakmama yardım eder misin?
Lütfen? İyi yakarsın sen.
Ne?
Ateş yakmakta iyi olduğunu söyledim.
Ateşten anlıyorsun.
Bu ne demek şimdi amına koyayım?
Ne demek olabilir ki, dostum?
Ateşten anlıyorsun diyorum.
Burada olmamızın sebebi bu.
- Yeter, sus amına koyayım! - Tamam.
Tamam. Sâkin ol.
Rahatlatıcı bir kamp gezisindeyiz.
Plânımız da buydu zaten.
Kamp kurmama yardım ettin. Güzel vakit geçiriyoruz.
Bana yardım etmeyeceksen, burada benimle yatmana izin vermeyeceğim.
Eyvah. Kazıklar nerede, dostum?
Kazık çantasını sana vermiştim.
Üstelik karnım ağrıyor, dostum.
Karın ağrısıyla bunu yapmamalıydım bile.
Senin karnın ağrımıyor.
Karnım çok fena ağrıyor, dostum.
Evet. Bu iş görür. Bu tutuşur.
Kesinlikle.
Evet.
Evet.
Sadece biraz daha eklemeliyim.
Hadi ama, dostum.
Bekle, dostum.
Tutuşacak...
İşte böyle.
İşte böyle.
Belki de buralarda ateş yakmayı bilen tek kişi sen değilsindir.
Evet.
Kartonlar nerede, Marty?
İşte böyle.
İşte, şuna bak.
Şuna bak. Tutuşacak.
Tutuşacak.
Evet.
O taraf tutuştu mu, Marty?
Yardım etmen gerekir. Lanet olsun.
Evet, o kadar da kötü değil.
Jager kabımı görüyorsun değil mi?
İçer misin?
Jager kabımı çok seviyorum.
Merak ediyordum da...
...dün gece düşünüyordum da...
...orada epey uzun kalmıştın...
...ve acaba orada...
...şu havalı ağırlık sehpaları var mı...
...hani şu büyük, dev ağırlıkların olduğu; herkes kullanabiliyor mu onları?
Evet.
Oraya gidince kaslanacağımı bilmiyordum, adamım!
Tek yapacağım şey bu olurdu artık. Sadece bu...
Kaslanmak.
Ve muhtemelen sen de...
Muhtemelen sen de havalı dövmeleri...
...yara izleri ve büyük penisleri olan iri yarı adamlarla duş almışsındır, ha?
Aldım.
Sana küçük bir gösteri yapayım mı?
Sana küçük bir gösteri yapacağım.
Yapıyorum. Tamam.
Hadi ama.
Dostum, kabloları bile takılı değilmiş ya!
No comments yet. Be the first to leave one.