Stuart Fails to Save the Universe

Stuart Fails to Save the Universe

Stáhnout Turkish titulky

Série 1

Informace o verzi

Stuart Fails to Save the Universe S01E05 1080p WEB H264-CAKES
Komentář od BartuW

Tagy

webdl
Zveřejněno: 2026-08-21
Stažení: 5
Pro sluchově postižené: No

Náhled titulků v jazyce Turkish

Prvních 171 řádků.

Bizim dilimizi mi konuşuyorsunuz?

Evet, sizin dilinizi konuşuyoruz.

Köyünüz nerede?

Pasadena'da.

- Pasadena? - Glendale'in doğusunda.

- Glendale... - Evet, otoyol 134'ün kuzeyinde.

Burada ne halt ediyoruz?

Köyümüze gelmek ister misiniz?

Yiyeceğimiz ve dinlenecek yer var.

Yıkanacak su, uyuyacak arkadaşlar...

Bir saniye, sorum var.

Uyumak derken seksi mi kastediyorsun?

Tabii.

Baba eve geldi.

Şartınız ne?

Şart mı?

Karşılığında ne istiyorsunuz?

İhtiyaçlarınızı karşılamanın verdiği keyfi.

Bir sorum daha var.

Ya bazı ihtiyaçlar sıra dışıysa?

Sus.

Davetinizi kabul etmekten onur duyarız.

Köyümüz çok uzak değil. Bizimle gelin.

Şu ana kadar en sevdiğim evren bu.

GEÇMEYİN!

INTERNETTE OKUDUĞUMA GÖRE JENERİK YAZILARI BEĞENİLMİŞ.

EN BEĞENDİĞİM JENERİĞİ SÖYLEYEYİM Mİ?

HAYIR, GAME OF THRONES'UNKİ DEĞİL

JON HAMM'İN DURMADAN DÜŞEN SİLÜETİ

ZAMANININ NİHİLİSTİK ZEITGEIST'INI ÇOK İYİ YAKALAMIŞTI

AMA SİZ BAŞKA DİZİNİN JENERİĞİNİ KONUŞMAYA GELMEDİNİZ.

BUNU İZLEMEYE GELDİNİZ.

ÜZÜLEREK SÖYLÜYORUM Kİ BİTTİ.

CİDDEN BİTTİ Mİ?

SÜRPRİZBOZAN: BERT EVLENİYOR

Sence de dış dünyayla hiçbir teması olmayan,

teknolojiden yoksun ilkel bir kabilenin dilimizi konuşması tuhaf değil mi?

Belki dillerini biz biliyoruz.

Yani öyleyse helikopter kelimesini nasıl biliyorum?

Belli ki helikopterleri yok.

Tek boynuzlu at diyoruz.

Bunu artık konuşmayacağım.

Görünüşün çok güzel.

- Benim mi? - Bunu sana kimse söylemedi mi?

Annem söylemişti.

Ama iç güzelliğimden bahsetti.

Bu gece yatağımı paylaşır mısın?

Evet, lütfen.

Teşekkür ederim.

Her şey çok taze.

Sanki bir marketin sebze meyve reyonundayız.

Endişelenmeli miyim?

Belki.

Muhtemelen.

Pardon, ayakkabım acıttı.

Ne yapıyorsun?

Bunlar güzel, giyeceğim.

Olmaz, onlar benim.

"Benim" mi? Benim ne demek?

Bana aitler.

Footlocker'a gittim ve o aptal çocuğun numaramı bulması için bir saat bekledim.

- Benim. - Senin demelisin.

- Senin. - Sağ ol, benim.

Benim.

- Senin. - Teşekkür ederim.

- Bak, Kripke arkadaş edindi. - Tek ayakkabıyla ne yapacaksın?

Hayır! İkisi de benim.

- İkisi de benim. - İkisi de benim.

Günaydın.

Burası çok güzel. Huzurlu.

İyi ki beğendin çünkü bir yere gitmiyoruz.

- Makineyi tamir edemedin mi? - Ben...

Tamir mi? Hayır, Ben usta çağıran ailelerdenim.

Ne yapacağız?

Bilmiyorum.

İyi okulların olduğu bir mahalle mi bulsak?

Eyvah! Çocuklarımızı unuttum.

Sorun yok, endişelenme.

Onlar gerçek değildi.

Bizi sahte bir gerçeklikte

köle olarak tutan kötü bir gücün yansımalarıydı.

Evet ama onlar bizimdi.

Evet.

Yani burada kaldık.

Dur bir dakika.

Biri bana mesajlar gönderiyor, Belki makineyi nasıl onaracağımızı söyler.

Burada teknoloji yok. Nasıl mesaj göndereceksin?

İlkel kültürler pek çok yolla iletişim kurardı.

Davullar, duman işaretleri...

Üçüncü şey...

- Dün geceki seksimiz hoşuna gitti mi? - Harikaydı.

Ve seni seviyorum.

O zaman seni seviyorum.

Chana, bu akşam yatmak ister misin?

Tabii.

Ne oluyor?

- Şey, bir sorum olacak. - Evet?

Yapışkan biri gibi görünmek istemem ama

aramızda özel bir şey olduğunu sanıyordum.

- Var zaten. - O zaman neden onunla olacaksın?

Çünkü sordu.

Bu hoşuma gitmedi.

- Neden? - Çünkü bizim orada işler farklı yürür.

- Pasadena'da mı? - Evet.

Bir erkek ve kadın birbirini sevdiğinde tek eşli olurlar.

Tek eşli ne demek?

Sadece birbirleriyle seks yaparlar.

Peki, Pasadena'daki herkes böyle mi yapıyor?

Herkes adına konuşamam ama çoğu böyle.

Beverly Hills'dekilerden fazla olduğu kesin.

Ve tek eşlilik onları mutlu mu ediyor?

Şey, bu beni mutlu eder.

Bunu ben de isterim.

Tek eşliliği düşüneceğim.

Teşekkür ederim.

Bir kız arkadaşım var.

- Teşekkür ederim. - Rica ederim.

Çok mutluyum.

Görevimiz bu.

- Hey, çok iyiydi. - Sen de.

Ve sen. Sana yazılmış bir teşekkürü notu alacaksın. Gel.

Protein içeceği için neler vermezdim.

Sonsuz sayıda evren varsa

İngilizcenin kendi başına geliştiği bir evren de olabilir, değil mi?

İngiltere olmadan mı?

Pardon.

Evet?

O kaka mı?

Evet. Ayının.

Bir bakmak ister misin?

Neden?

Pasadena'daki insanlar dışkılarda işaretler ve alametler aramaz mı?

Yani illa arayan vardır.

Ayı kakasında mesaj mı buluyorsun?

Evet. Yağmur ne zaman yağacak? Kadınlar doğurgan olacak mı?

Tabii ya.

İlkel kültürler ve hayvan dışkılarında işaretler.

Katılabilir miyim?

Ne yapıyorsun?

Bu evrende bir mesaj alacaksak, belki böyle olur.

- Kakada mı? - Kuralları ben koymuyorum.

Yardım edecek misin yoksa tiksinerek bakacak mısın?

Tiksineceğim tabii.

Yani örneğin bu kaseyi sahiplendim

çünkü mikroplarınızı istemiyorum.

Bu da bu kasenin benim olduğu anlamına gelir.

Benim kasem.

Bütün kaseler aynı. Nereden bileceğiz?

Güzel soru.

Altına bakın. İşaret koydum.

Okuma yazma bilmediğinizin farkındayım ama bu bir harf.

K harfi, Kripke'nin kasesine elini sürme demek.

- Evet. - Her şeyi paylaşsak daha iyi olmaz mı?

Komünistseniz belki ama onun da sonunu hiç anlatmayayım.

Nasıl sonuçlandı?

Bu...

Bu benim kasem. Kaseme dokunma.

Bugün bana bir şey yok.

Bol şans.

Bu muhtemelen çıkmayacak.

Bitti mi?

Dur.

Gel de şuna bak.

- Hayır. - Bunu görmen gerek.

Hadi canım.

Kırmızı kuvarsı kullan. Onu nereden bulacağız?

Hiç bilmiyorum.

Tavşan kakasında.

- Ne yapıyorsun? - Benim.

- O ne demek? - Bana ait demek.

Biz öyle yapmayız. Kaseleri paylaşırız.

More Turkish subtitles for Stuart Fails to Save the Universe

Komentáře

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left