Prvních 200 řádků.
Şahsiyet'i hatırla.
Nevra şunu bir toparla.
Mehmet Yurtgil, Naimhan Türedi.
Son maktul Salih Güden.
Üç maktul, Tufan'ı saymazsak ikisi Kambura'dan
Sen de bir dönem Kambura'da yaşadın.
Demek ki bu olayla Kambura'nın bir bağı var.
Ben Nazif!
Agâh Beyoğlu'nu tanıyor musun?
Böyle bir sosyopata yapılacak en büyük iyilik ondan bahsetmek olur.
Buraya kadar kovaladığın adamın yüzünü hiç göremedin mi?
Biri meşale attı.
Bir parladı.
Yanıp gitti ev.
Senin çenen düşmüş.
Kim vurduya gidersin.
Ne bu? Tavşan mı?
Hayır.
Kedi.
-Agâh Abi yoruldun mu? -Hayır, iyiyim.
Seni buralara kadar yordum ama sabah olmayınca bulamıyorsun.
Beni iyi yakaladın, tam çıkıyordum. Denk geldik.
Yemin ederim seni görünce şaşırdım, tam karşımda.
Hiç değişmemişsin, maşallah.
-Sen de hiç değişmemişsin Seyfi. -Yaşlandık abi.
Agâh abi inşallah biz de senin yaşına gelince...
Bak, bak!
İşte...
Bu var ya...
Buna "köy göçüren" derler.
Bunu yiyince öbür tarafı boylarsın.
Öyle zehirli.
Agâh Abi o ne? Ne yapıyorsun?
Umut nerede Seyfi?
-Bu ince bağırsak, bunun yeri… -Burası.
Evet, burası.
Umut nerede?
-Kalın bağırsak. -Kalın bağırsak.
Kalın bağırsak, bunun da yeri burası.
-Umut nerede? -Siktir lan!
Burçlar var ya, astroloji.
Prensip olarak saçma geliyor bana.
Umut nerede?
İnsanın kişiliğini doğum tarihinden anlayamazsın.
Hele geleceğini tahmin etmek...
Doğum tarihin mi? Olacak şey değil.
Onu nasıl anlarsın biliyor musun?
Doğum yeriyle.
İnsanın geleceğini de, kişiliğini de doğum yeri belirler.
Aslında burçları doğum yerine göre ayarlamaları lazım.
İnsanın doğum yerine göre kehanette bulunsalar anlarım.
Sonuçta Trablus'da
Peşaver'de ya da Angola'nın herhangi bir köyünde doğmuş bir çocuğun
hayatının neye benzeyeceğini tahmin etmek zor değil.
Toronto'da, Oslo'da, Tokyo'da doğmuşun da
ne olacağı biraz belli.
Bizim Anadolu insanı bunu bilir.
Onun için de...
Bu da buraya yapışır.
Yeni tanıştığı bir kişiye burcun ne diye sormaz.
Memleket neresi diye sorar.
Bir daha sormayacağım, konuşacak mısın?
Konuşacak mısın?
Bekle.
Buna konuş.
Buna konuşacaksın, tamam mı?
Anlaştık mı, buna?
Bir de yükselen burç meselesi var.
O da vatandaşlık oluyor.
Yani hangi ülkenin vatandaşı olduğun.
O da önemli.
Suriye'de doğmuş bir Suriyeli'yle Suriye'de doğmuş bir Fransız'ın
kaderi aynı olmuyor.
Burcum Halep ama yükselenim Fransız.
O zaman iş değişiyor.
Ya da...
Burcum Kongo, yükselenim Belçika.
Durum farklı.
Benim burcum Kambura.
Kaderim de Kambura.
Buralara geldiysem sırf Kambura'da doğduğum için.
Haydi bakalım.
Arkadaşlarının yanına git.
Şimdi herifin biri çıkmış, benim Kambura'mda
abimi
kardeşimi, canımı vuruyor.
Hem de göz göre göre.
Sen de karşımda dikilip duruyorsun.
Bu adamı bulacaksın, onu tutuklamayacaksın Firuz.
O adam mahkemeye çıkmayacak.
Orospu çocuğunu bana getireceksin.
Onun mahkemesini ben kuracağım
sonra da hükmünü ben vereceğim.
-Cemil Bey müsait misiniz? -Gel Zuhal.
Bir saat sonra
Orta Asya temsilcileriyle toplantınız var.
İsterseniz ofise geçelim.
Senin burcun ne Zuhal?
Oğlak.
Ama çok inanmıyorum burçlara.
Gördün mü? Aklın yolu bir.
Sen işine bak, beni habersiz bırakma.
Sizin burcunuz ne?
Ejderha.
Tolga Bey yine gelin, bekleriz.
Tabii efendim, seve seve. Her şey için teşekkürler, iyi günler.
Güle güle.
Annem yalan söylüyor.
Pek yalan söyler gibi bir hali yoktu.
Eşinin psikolojisi iyi değil belli ki.
Her şeyi hayal etmiş olabilir mi?
Olabilir.
Başkomiserim...
Siz de gördünüz, annemle pek yakın değiliz.
Hatta bazen onu hiç tanımadığımı düşünürüm.
Ama inanın ne zaman yalan söylediğini anlarım.
Şimdi şöyle yapıyoruz, benim büroya dönmem lazım.
Sen beni buranın karakoluna bırak, ben araba ayarlayıp dönerim.
Sonra Sefa'yı ara, yanına gelsin.
Birlikte bir bakın, bakalım yangınla ilgili bir şey hatırlayan var mı.
-Anlaşıldı mı? -Emredersiniz.
Nevra...
Bu yangınla ilgili bugün bir şey bulamazsan
bu iş bitti, tamam mı?
Benim kaybedecek vaktim yok, sizin hiç yok. Anlaştık mı?
Tamam Başkomiserim.
İyi, beni bırak. Sonra Sefa gelene kadar uyuyup dinlen.
Hiç uykum yok, siz de uyumadınız.
Ben geçen sene bir ara uyudum, o bana yetti.
Haydi, at beni.
Önce özür dile.
Süveyda
senin hakkında
salak salak konuştum biraz.
Tam olarak ne dediğini söyle.
Millete senin için orospu dedim.
Özür dilerim.
Tamam mı? Oldu mu?
Neden yaptığını da söyle.
Ya da ben söyleyeyim.
Çünkü sana bir soru sordu.
Sevgili olalım mı, dedi.
Ama sen ona cevap bile vermedin.
Afşin de buna çok kızdı.
Çünkü o kadar aptal ki senin konuşmaktan vazgeçtiğinin bile farkında değil.
Haydi ver.
-Yanımda değil. -Nerede?
Gel.
Selim sen arabaya geç, geliyorum.
-Nereye gidiyorsun? -Geliyorum.
Gezmeye mi geldiniz çocuklar?
-Ne yapıyorsunuz burada? -Hiç, duruyoruz.
Vural sen bilirsin.
Bende bir silah var.
Çok eski.
Onu nereye tamir ettirsem...
Sende ne işi var tabancanın?
-Hiç, duruyor. -Ne yapacaksın tamir ettirip?
Sinek kovalayacağım.
Nasıl sinek kovalanıyormuş tabancayla?
Böyle.
Nesrin Abla...
Sikah çekmek başka, tetik çekmek başka.
Aslında ben hayatımda bir defa silah çektim.
O da eski kocama, onda da...
Çektim tetiği merak etme.
Ama bu külüstür, zaten çalışmıyor.
İstersen göstereyim, bak.
Çalıştı.
Hay Allah, lastik de patladı.
Cana geleceğine mala gelsin, değil mi?
Oldu...
Ufuk...
Yarın anneni çaya bekliyorum, unutma. Selam söyle.
Sen ne yaptın Nesrin?
Bilmiyor musun ne kadar tehlikeli olduklarını!
Hem bu silahı nereden buldun?
Gittim.
Pezevenk Sungur'a sordum.
Parasını verip aldım, ne oldu?
Bunlar seni tehdit ederken elim kolum bağlı mı dursaydım?
Esas sen...
O taşı nereden buldun Selim?
O karanlıkta çok aradın mı Selim?
Ya da "Bir tane de ben bulup atayım" mı dedin?
Öyle mi oldu?
Eğer öyle bir şey yaptıysan
sen o heriflerden daha tehlikelisin Selim.
Çekil.
Gelen giden yok.
Unuttular herhalde beni.
Olur mu?
Kızınız hep arıyor, unutur mu sizi!
Mekik fırlatıldı.
Mekik fırlatıldı, hâlâ gelen giden yok.
Beni burada unuttular herhalde.
Mekik fırlatıldı.
Haydi.
-Hiç korkmadın mı? -Seyret.
Şimdi yerde kanı göreceksin.
No comments yet. Be the first to leave one.