De første 177 linjer.
Yine.
Kes şunu.
GÜNEŞİN SOĞUK OLDUĞU YER
Oyuncular:
Makyaj:
Ses:
Kurgu:
Set Tasarımı:
Müzik:
Uygulayıcı Yapımcı:
Görüntü Yönetmeni:
Yapımcı, Yazar ve Yönetmen: Bogdan Dumitrescu Dreyer
Köstence'ye gidiyor musunuz?
Evet, biraz bekle.
Köstence'den misin?
Hayır.
Beni tren istasyonuna götürür müsün?
Olur, ama bir yerde daha duracağız.
Dur.
Gitmesene.
Gitme.
Gerzek.
Köstence'ye nasıl giderim?
- Bu arabayla mı geldin? - Evet.
Yolun orada bekle. Başka bir araba geçer.
Ana yol ne kadar uzak?
- Asfalt yolu mu diyorsun? - Evet.
30 kilometre.
Teşekkürler.
Burada, gölgede bekleyebilirsin.
Teşekkürler.
Hey, oradaki?
Beni duyuyor musun?
Evet, duyuyorum.
Hiç araba geçmedi.
Tren istasyonuna gitmeliyim. Ne yapmalıyım?
Sana yardımcı olamam. Bekle.
Burada bir motorsiklet gördüm. Senin mi?
O motorsiklet mi?
Tekeri patlak, tamir olmuyor.
Üzgünüm. Uzun süredir o durumda.
Telefonun var mı bari?
Sadece telsizim var. Telefon olarak kullanılmıyor.
Yolun orada beklersen
oradan araba geçecektir.
Üzgünüm, hiçbir şekilde yardım edemem sana.
Nasıl gidiyor?
Bu odada uyuyacaksın. Bu da anahtar.
Yemen için de bir şeyler bıraktım. İyi geceler.
İyi geceler.
Günaydın. Yedin mi yemeği?
Evet.
Günaydın.
Hiç araba gördün mü?
Yok.
Endişelenme.
Sorun yok.
Bir tanesi merdivenlerden aşağı düştü.
Boş ver. Ben alırım.
Ama en aşağı kadar gitti.
Daha önce de düşmüştü. Alıp gelirim şimdi.
Siyah mıydı, beyaz mıydı?
İşte benim hazinem.
Bak.
Bu fener ne zamandır burada?
Yaklaşık 100 yıldan beri.
Buraya inşa edilmiş çünkü burası manyetik bir bölge.
Gemiler buraya geldiklerinde pusulaları bozulurmuş.
Bu yeni bir malzeme.
Eskisini bir görmeliydin.
Altı fitilli bir asetilen lambası vardı.
Tam ortasında.
Tüm ekipmanın sabit durabilmesi için
yaklaşık iki tonluk bir cıva kabı kullanılıyordu.
Fener, ağırlıklarla hareket eden bir
saat mekanizması tarafından döndürülüyordu.
Cam nasıl kırıldı?
Kuğu yaptı.
- Kuğu mu? - Evet, bir kuğu.
- Burada mı? - Evet, gece vakti
ışığa doğru uçarken cama çarptı.
Oraya doğru düştü.
Aşağı koştum ama bulamadım.
İyileşti ve tekrar uçtu.
Bak, burada motor yerine saat mekanizması vardı.
Ağırlıklar zincir yardımıyla çekiliyordu.
Altı saatte bir krank sayesinde hareket ediyordu.
Peki bu gemi neyin nesi?
O bir enkaz.
Uzun zamandır orada.
Alarm ışığını görmemişler.
Gemi bu bölgeye gelip kırmızı ışığı görünce
tehlikeli bir bölgeye girdiklerini anlayıp
çıkmaza düşmüşler.
Başlarına gelen işte bu.
Alarmı görmedikleri için battı.
Ya da görmek istemedikleri için.
Peki, bu ampul ne?
Alarm ışığı.
Bu küçük lamba mı?
Evde bunun aynısından var bende.
Eğer elimi nuraya koyarsam
bütün gemiler de...
Evet.
...54, 55, 56...
Selam.
56. basamaktasın.
- Rüzgar esmeye başladı. - Evet.
Bugün güneyden esiyor.
Buradaki trafik çok fazla.
Hâlâ güneşli.
Ama soğuk.
Bak, şu köşe tarafa.
Orada tüm garip şeyleriyle bir kumsal var.
- Nasıl şeyler? - Denizin getirdiği şeyler...
gemilerden gelen.
Neden oraya bırakıyorlar?
Bilmiyorum. Oraya bırakıyorlar işte.
Bana ise midye.
Bir zamanlar Gianni adında bir balıkçıyla duruyorduk.
Denize bakıyorduk.
Ansızın yaklaşık 100 metre ileride
bir şeylerin çırpındığını gördük.
Sahile doğru geliyorlardı.
Ne olduğunu anlayamadım.
Yakınlaştıkça gelen şeyin iki yunus olduğunu fark ettim.
Bir tanesi bize doğru oldukça hızla geliyordu.
Diğeri etrafında zıplayıp onu itiyordu.
Kavga ediyor gibi görünüyorlardı.
Biri itmeye devam ediyordu
ve burnuyla vuruyordu.
Ben gülmeye başladım. Düşündüm ki bu yaptıkları
didişme hareketleri
çiftleşme anlamına falan geliyor.
Gianni beni dürttü.
Ve dedi ki: "Sakın gülme.
Kıyıya doğru gelmeye çalışan yunus var ya
ölmek istiyor ama diğeri buna izin vermiyor."
Onları bir süre daha izledim.
Sonra geri yüzdüklerini gördüm.
Bunların ne kadar uzaktan duyulabildiğini biliyor musun?
Ne yapıyorsun orada?
Sana nasıl oynandığını öğreteyim.
- Ama burası soğuk. - Gel, hadi.
Hayır, buraya otur. Daha iyi.
Bak şimdi.
Burada beş dama taşı var.
İki tane de burada.
Beş tane de burada, tamam mı?
Beyazları mı istiyorsun, siyahları mı?
Tamam, beyazlar senin.
Ben bu tarafa doğru gidiyorum. Sen de bu tarafa.
Anladın mı?
Bir zamanlar tahta evde yaşayan bir öğrenci varmış.
Hemen üstünde de bir general yaşıyormuş.
Ne bu? Şaka falan mı?
General her gece dışarı çıkıp kart oynuyormuş
ve gece geç geliyormuş. Hep aynı saatte.
Ahşap merdivenlerden odasına kadar yürüyormuş.
Sonra oturup çizmelerini çıkarıyor ve yatıyormuş.
Öğrenci her gece bu duruma alışmış.
General eve gelince
böylelikle o da uyuyabiliyormuş.
Generalin çizmeleri merdivenden yukarı çıkarken
ses çıkarıyormuş. "Bam, bam, bam."
Odaya girdiğinde kapı gıcırdamış
ve yatağa dört adım atmış.
Oturmuş ve çizmelerini çıkarmış.
"Bam" ilk çizme, "bam" ikinci çizme.
Artık öğrenci yatağa girip uyuyabileceğini anlıyormuş.
Her gece arka arkaya aynı şey.
Böylece geceler geçip gitmiş.
Ta ki bir geceye kadar.
General her zamanki gibi eve gelmiş.
"Bam, bam, bam!" merdivenlerden yukarı çıkıp kapıyı açmış.
Yatağa doğru dört adım atmış.
"Bam" ilk çizmeyi çıkarmış.
No comments yet. Be the first to leave one.