Grosse Pointe Garden Society

Grosse Pointe Garden Society

Download Turkish undertekster

Sæson 1

Udgivelsesinfo

Grosse Pointe Garden Society S01E10-11 1080p WEBRip x265-KONTRAST
En kommentar af BartuW

Tags

webdl
Udgivet den: 2026-06-05
Downloads: 17
Hørehæmmede: No

Forhåndsvisning af Turkish undertekster

De første 200 linjer.

Grosse Pointe Garden Society'de daha önce...

Köpeğime bir şey mi yaptın?

Ne zamandan beri silah taşıyorsun?

O hırsızlıktan sonra babam vermişti.

- Artık bana borçlusun. - Ne istiyorsun?

İlk öğrenen sen olacaksın.

- Anne... Babam nerede? - Gitti.

- Ne zaman dönecek? - Asla.

Seni Joel’le gördüm.

- Yanlış anladın galiba. - Herkesin dilinde.

Seç. Kocam ya da oğlum.

Beni o adam için neden terk ettin?

İlk sen beni bıraktın.

- Hedefimiz ne? - Brett'in kirli çamaşırlarını bulmak.

Kullanabileceğim bir şey bul.

Cesedi bahçeye nasıl taşıyacağız?

O zaman onun arabasını kullanırız.

Monaco Yıldızların Altında’ya hoş geldiniz.

Çizme sakın.

İlk bilmen gereken şey, hepsi tam bir pislik.

Bana söylemene gerek yok.

Bak ne diyeceğim?

Yerini göster yeter, ben park ederim.

Merak etmeyin hanımefendi, biz iyi bakarız.

- Teşekkür ederim. - Rica ederim.

Fişe plaka numarasını yaz, anahtarı torpidoya bırak.

- Arka taraf biraz dağınık. - Kolay gibi duruyor.

Önce onları halletsen iyi olur.

Bu şehirde siyah Cadillac kullanmayan var mı?

Bir ay önce

Geldiğin için sağ ol.

Doğrusu mesaj atmana biraz şaşırdım.

Ford üniversiteye kabul edildi.

- Ne? - Erken karar verdiler.

-Aman Tanrım. - Albion.

- Bu harika! - Biliyorum.

Tamam..

Muhasebecimi arayıp her şeyi halledeceğim...

Harç, yurt, yemek masrafları.

Ona özel bir harcama hesabı açsam diyordum.

Gerek yok.

Hani okul kıyafeti alışverişi yapar, kafeye falan gider diye.

Ona burs verdiler.

Vay canına.

Yani artık senden maddi yardım almamıza gerek yok.

Hiç değilse tebrik edebilir miyim?

Ona çok sevindiğini söylerim.

- Ben sadece eğer... - Ne demek istediğini biliyorum.

Artık hayatımızda olman için hiçbir sebep yok.

Şunu bilmeni istiyorum...

Evlatlık olduğunu asla söylemedim.

Bu, onun son 17 yılıyla ilgili yaptığımız konuşmayı değiştirmiyor.

Bayağı üzülmüştür bence.

Beni affetti.

Telefonlarıma dönmüyor.

Çünkü onun annesi değilsin.

İçki benden.

Her şeyin bir mevsimi vardır.

Bahçedeki kış gibi,

Bazen hayatlarımız da donmuş gibi olur.

Sen de. Sıra sende!

Evet!

Bebeğim!

Seni bu kanepede ölmeye bırakamam.

Tamam.

Tekrar bir amaca ihtiyacın var.

Zombi kıyametinde hayatta kalmaktan daha önemli ne olabilir?

Bebeğim, biraz kenara...

Gail’e bakmak.

Aman Tanrım...

Evet.

Dursana, kim bir köpeğe Gail adını verir ki?

Ama kış aynı zamanda bir büyüme zamanı da olabilir...

Acı verici olsa bile.

Büyükannenle büyükbabanın boşanması...

Seni sevmiyorlar anlamına gelmiyor.

- İki kez mi Noel kutlayacağız? - Tabii ki. Neden olmasın?

- Peki ya iki Hanuka? - Biz Yahudi değiliz.

Neden ikisini de kutlayamıyoruz ki?

Biri hediyeleri artırmanın peşinde sanki.

Endişelenme canım.

Bu yıl seni fazladan şımartacağız.

İki Noel ve bir Hanuka.

İşte bu!

Demek istediğim şu ki...

Bununla ilgili büyük duyguların olması gayet normal.

Ama hiçbir şey değişmeyecek.

Evi satmamız dışında.

Ne?

Emlakçımız olmanı istiyoruz.

Yaşasın anne!

Evet!

Büyükanne, yeni evinde havuz olabilir mi?

Büyükbaba...

Evet, iki çocuğun da ateşi çok yüksek.

Ne diyor?

Sıvı ve çorbayla devam edeceğiz yani...

Ne oldu?

Tamam, anladım. Çok teşekkür ederiz Dr. Cohen.

- Kızamık mı? - Hayır.

İsilik mi?

Hayır, öyle bir şey değil.

- Solunum yolu enfeksiyonu sadece. - Aman Tanrım.

İyileşecekler.

Peki ya ben?

Ciddi olamazsın.

Bu hafta Seattle’dan müşterilerim geliyor.

Yani?

Yoğun bakıma falan bağlanamam yani.

O zaman en iyi yaptığın şeyi yap. Çocuklardan uzak dur.

Bu da ne demek şimdi?

İkimiz de biliyoruz ki sen hep önce kendini düşünürsün.

Yaşlı yetişkinlerde komplikasyon yaratabiliyor.

- O kadar yaşlı değilsin. - Aynen öyle.

Aşı olacak kadar bile yaşlı değilim.

Git bir otele falan yerleş o zaman.

Neden Brett’in evine gitmiyorlar?

Şaka mı bu?

- Adam onların babası. - Ama bu hafta onun sırası değil.

Tüm eve bulaştıracaklar.

İnanamıyorum sana.

Bekle, Mel!

Onları sevdiğimi söyle.

Bu da ne böyle?

- Tadı bayağı güzelmiş. - Bildiğin hamburger gibi.

Şu küçük... Croque monsieur’ler fena değilmiş.

O da bildiğin kaşarlı tost işte.

Bu kokular midemi kaldırıyor.

Şu tavuklu şeylere ne dersin, roulade miydi?

Nugget gibi onlar Brett.

Şefin Michelin yıldızı var.

Hangi alanda? Çocuklarımın öğle yemeğini yapmakta mı?

Bu Marilyn’in bulduğu üçüncü yemek firması.

Kim 500 dolar ödeyip bizim galada balık kroket yer ki?

- Midem bulanıyor. - Başım dönüyor.

- Çok stres altındasın. - Lütfen, gayet iyiyim.

Aile evini satmak kolay değil.

Şaka mı yapıyorsun?

O komisyondan köşeyi döneceğim.

Orası senin çocukluğun resmen.

Artık yetişkinim.

Hem, geriye dönmek diye bir şey yok aslında.

Neyse...

Marilyn, Chicago’dan James Beard Ödüllü bir şef getirtiyor.

Ne demek bilmiyorum ama ben her zaman açım.

Tadım menüsü çarşambaya hazır olacak.

Şimdi benim başım döndü.

Evet, hastalık saçan çocuklarla dolu bir ev geliyor bana.

- Benim de yeni bir yavru köpeğim var. - Lütfen.

İki saatte bir dışarı çıkması lazım,

Hiç uyuyamıyoruz.

Gece bakıcısı falan tutamaz mısın?

Köpek için mi?

Belki de çocuk yapmalıydın.

Yok, o daha da beter olurdu.

Ama o zaman herkes yardım etmek isterdi.

Bunların hiçbiri...

Hadi her şeyi anlat.

Doug henüz gelmedi ama...

Yok, bekleyemem.

Tamam.

Aslında birlikte söylemek istiyorduk.

Müjden ne Alice?

Planlı değildi.

Aman artık, kes şunu.

Ailemiz büyüyor.

Evet!

İşte geldi!

Kim geldi?

Yeni bebeğimiz... Gail.

Gail?

Sana komik bulmayacağını söylemiştim.

Yani bayağı yardıma ihtiyacımız olacak.

- Köpek oteline ne diyorsunuz? - Aşırı pahalı.

Üstelik yabancılar.

Aile yanında olması daha iyi olur.

Evet.

Bir gün büyükanne olmaya hazırlık olur.

İşe dönmem lazım.

- Tamam, iyi çalışmalar. - Teşekkürler bebeğim.

Seni sevdi.

Ne yapmaya çalıştığını biliyorum.

Bu oğlun için çok önemli.

Bunu yapmam.

Zar zor affetti seni.

Bu bildiğin şantaj.

Bana borçlusun.

Merhaba?

Eve hoş geldiniz.

Aman Tanrım. İçerisi, dışarıdan da güzelmiş.

Bu evin önünden yıllardır geçiyoruz.

Yakında mı oturuyorsunuz?

Hep istemiştik.

Bu sokakta evler kolay kolay satılmıyor.

Burası tarih kokar.

Bu evlere veda etmek kolay değil.

Bahçesi kocaman. Ne kadar büyük?

Neredeyse tam bir dönüm.

Havuz için mükemmel.

Hayatım, hep o istediğin barbekü alanını bile yaparsın.

Grosse Pointe Garden Society subtitles in other languages

Kommentarer

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left