Die ersten 200 Zeilen.
Özlemiyor musun?
Unutmaya başladım ben.
Kim olduğumu, kim olduğumuzu...
Bu ne?
Dişim. Kırıldı.
Senin için endişeleniyorum.
Tamam, harika. Üzerimde ilgi hissediyorum.
İki çocuk kayıp.
Hey, Vi?
Nerede o?
Kitabındaki bütün yerler...
Yarımadadaki gerçek yerler ve
hepsi Pasaje'ye çıkıyor.
Hepsi benim hatam.
Sonu ölümle biten olaylar serisini ben başlattım.
Pasaje'yi bulmamız lazım.
Onlar oraya gidiyordu, biz de gitmeliyiz o yüzden.
Emma, hayatına devam etmen lazım.
Peşimden gelme.
GÜNÜMÜZ
6 yeni mesajınız var.
Birinci mesaj.
Merhaba Bay Thompson.
Bu hat gerçek mi bilmiyorum
ama benim adım Emma Reed
ve siz... Siz beni tanımıyorsunuz.
Akumal'da, Bahia del Paraiso'dayim
ve birkaç gün önce...
Çeviri: yosunlumakarna İyi Seyirler!
Emma?
Emma.
Bir daha gülelim!
Luna! Hey!
Tamam, gülümsemeyi bozmuyoruz.
Luna, Emma'yı görmedin, değil mi?
Hayır Bay Reed. Her şey yolunda mı?
Evet, bir şey yok.
Havuzdadır.
Tamam, gülümseyin!
Gerçekten mi? Gerçekten.
Hey, ben Emma. Sizi geri ararım.
Teşekkürler. Görüşürüz.
Bu ne be?
Aşağıda bir adam var!
Tüh. Topum size mi çarptı?
- Ne oluyor be? - İyi misiniz?
Dokunma. Bırak yatsın.
Ne?
Hey!
Hey, sen!
Tıslama sakın bana.
- Buraya gel hemen! - Hey.
Bekle!
- Şnorkelle dalmaya ne dersin? - Yok ya.
Ağzımdan nefes almakta zorlanıyorum.
Alerjenlerle soluk borum tıkanabiliyor da.
- Tamam. - Dur, dur, dur.
Ben hiç şnorkelle dalmadım...
Ne? Şnorkelle hiç dalmadın mı?
Yetişkin bir adam hiç şnorkelle dalmamış.
Sana demiştim.
Ted, bu insanların önünde rencide etme beni.
Rencide etmiyorum.
Ben alt-orta sınıf bir ailede büyüdüm.
Ailem böyle şeyler yapmazdı hiç.
Şnorkelle dalmak pahalı bir aktivite değil ki Ted.
Sadece ben sorun yaşıyorum.
Olsun başka bir şey yaparız belki.
Çok üzgünüm. Affedersiniz.
Bence şaşırmanın en önemli kısmını kaçırıyorsun.
Yüce İsa aşkına!
Hala buna mı sinirlisin?
Evet. Beraber yapacağımız yeni, farklı ve daha önce yapmadığım
bir şey seçmeni istiyorum.
- Çok mu zor? - Evet, zor.
Ne yapmadığını bilmiyorum.
Pardon. Bak ne diyeceğim?
Şaşırtılmayı beklerken gidip tek başıma içeceğim.
Onu havuza fırlatıp atmazsam şaşıracağım ben.
Tamam, bakalım burada ne varmış?
Evet. Peki, kuşlara ne dersiniz?
Yapmadığımız bir şey sanırım.
- Tanrım! - Siktir!
Bu yüzden golf oynamıyorum işte.
Herkes deli amma koyayım!
Emma?
Kitabı görmem lazım.
Emma?
Noah!
Orospu çocuğu!
Baltasar!
Burada ne işin var?
Asıl senin ne işin var? Defol!
Pasaje'yi bulacağım...
ama kitap lazım bana.
Iberra boktan dilinde oranın yerini yazmış.
Aşman lazım bunu! Sam ve Violet öldü.
Evet, olabilir ama Pasaje'yi kendim için bulmaya çalışıyorum.
Hayatımı mahveden o aptal sarı yılanın olmadığı tek yer orası!
Hayır, hayır! Ne yapıyorsun? Ne yapıyorsun?
Kitabı bulmam lazım!
Kes şunu!
Pasaje gerçek değil!
Belki gerçek, belki değil.
İki türlü de bu aptal varoluştan...
kurtulma zamanım geldi Luna. Lütfen.
Tamam önce şu lanet odadan çıkman lazım.
Bay ve Bayan Reed'in evliliklerine yeterince zarar verdin.
Zavallısın sen.
Haline bak! Bu siktiğimin Amerikalıların arkasını toplamaktan mutluluk duyuyorsun!
Bu boku yaratan sensin!
Bunu aşma zamanı geldi!
Bana o şekilde konuşma sakın!
Pasaje'deyken beni özleyeceksin!
Şş, şş...
Emma?
Baltasar Frias.
Murray Thompson.
Zaman bize iyi davranmamış.
Hayır, davranmamış.
Burada ne işin var?
Emma'yı arıyorum.
Emma'yı nereden tanıyorsun?
- Önce sen başla. - Hayır sen başla.
- En son sen geldin. - Biri konuşsun.
Emma isimli kadından, uzun ve rahatsız edici bir mesaj aldım.
Violet'in, Pasaje denen bir şeyi aradığını söylüyordu.
Ve sanırım şimdi, kendisi aramaya gitmiş.
Hayır, hayır, hayır, hayır.
Bulmuş mu?
Kadının sesi iyi gelmiyor.
- Hayır, hayır, hayır, hayır. - O gitmeden buraya
- gelmeyi umuyordum ama... - Gitti.
- Hayır. - Sanırım kaçırdım onu.
Hepsi tekrar oluyor.
Noah bu sabah onu sordu bana
ve şimdi ikisi de yok.
O zaman ben gidip bulurum onları.
Hayır, bulamazsın.
Oraya nasıl gidileceğini bilen tek adam benim yüzümden öldü.
- Anlayamadım? Utanç, pişmanlık
ve acı dolu uzun bir hikaye ve
buna vaktimiz yok.
O zaman iyi ki kadın, bana oraya nasıl gidileceğini anlatmış.
Bize sadece araç lazım.
Merhaba Bay Thompson.
Bu hat gerçek mi bilmiyorum
ama benim adım Emma Reed
ve siz... Siz beni tanımıyorsunuz.
Ama ben Akumal'da, Bahia del Paraiso'dayım
ve birkaç gün önce Sam Lawford'a ait bir telefon buldum.
Dün de kocam, Violet'in telefonunu buldu.
Çılgınca.
Gerçekten çok garip bir hafta
ve uzun bir geceydi ve çok uyuduğum söylenemez
ve açıkçası gerçeklik algımı hafiften kaybetmeye başladım
ama bazı iyi haberlerim var. Sam ve Violet'in
o sırada nereye gittiğini biliyorum.
Pasaje denen bir şeyi arıyorlardı.
Bu, zamanın dışında var olan
pek bilinmeyen bir yer altı odası
ve Violet, orada tekrar annesini görebileceğini düşünmüştü.
Ve şimdi, kendim aramaya gideceğim.
O yüzden ben...
Pardon. Telefonunuz lafımı kesti.
Pardon. Pardon. Devam edelim...
Ve bence bu dediklerimi not almak isteyebilirsiniz.
Tamam, Pasaje'yi bulmak için
ormana Parque de Corazones Degollado'dan giriyorsunuz
ve sonra tam 13.5 km boyunca düz yürüyorsunuz.
Ta ki uzun boylu otlardan oluşan bir açıklık alan bulana dek.
İş burada biraz karışıyor.
Çünkü bu açıklığın yakınında
nadir pembe bir mantar topluluğu var
ama bu mantar, bütün yıl boyu yetişmiyor.
Ama yetiştiği zaman da.
Pasaje'nin yer altı girişinin
30 metre civarında yetişiyor.
Size tamamen saçmalıyormuşum
gibi gelebilir.
Ama bütün detaylar, "La Desilusiön del Tiempo."
isimli bir kitabın son bölümünde mevcut.
Ve bu kitabın yazarı
15 sene önce Violet ve Sam'i oraya götürmüş ve kendisi öldü.
Yazar öldü.
Neyse ben...
Tekrar pardon.
Neyse, evet.
Velhasıl yazar öldü ve bunu görmek çok korkunçtu.
İnsanın bakış açısı değişiveriyor, biliyor musunuz?
Kendi hayatıma, kendi ölümlülüğüme...
Pardon.
Pardon, ben...
Bunu iyice terapi seansına çevirdim. Mesele ben değilim. Sam ve Violet.
Ben sadece... Sanırım Violet ve
Sam fikrine aşık oluyordum...
Çünkü hayatlarının, her şeyin çok anlamlı olduğu; yükseklerin, aşırı yüksek
olduğu noktalarındaydılar, anlıyor musunuz?
Kim hayatlarının o ilk aşık olduğu zamanlara,
genç ve aptal olunan dönemine dönmek istemez ki...
No comments yet. Be the first to leave one.