Slow Horses

Slow Horses

Download Turkish Untertitel

Staffel 4

Release Info

Slow Horses S04E02 A Stranger Comes to Town 1080p ATVP WEB-DL DDP5 1 Atmos H 264-FLUXNTb-SuccessfulCrab-TORRENTGALAXY tr
Ein Kommentar von pitiko
NetRip Süre: 46:09

Tags

webdl
Veröffentlicht am: 2024-09-11
Downloads: 43
Hörgeschädigt: No
FPS: 23.976

Turkish Untertitel-Vorschau

Die ersten 200 Zeilen.

Benim. River. Silahı bırakabilir misin lütfen?

Benim.

Pekâlâ.

Benim, River.

Neredesin?

Ne...

Üzerin giyinik mi söyle.

Siktir. Oha! Oha!

Büyükbaba.

Tanrım, ne boklar yedin?

Silahı bırak, tamam mı?

Benim. River.

- Lütfen. Ben River. Benim. - Nasıl burada oluyorsun?

- Seni az önce vurdum. - Vurmadın.

- Lütfen silahı ver. - Yani...

Ne yani, o senin gibi davranan bir taklitçi mi?

Bilmiyorum, tamam mı? Silahı bana ver.

Senin taklitçi olmadığını nereden bileceğim?

Benim bileceğim bir şey sor.

Berlin'de KGB'deki meslektaşımla buluştum. Noel Günü, 19...

- Seksen iki. - Seksen iki, evet.

Ve çok içmiştik.

- Onunla ne yaptım? - Kar topu savaşı.

Tanrım.

Pekâlâ. Tamam.

Tamam. Sorun yok.

Sorun yok. Buradayım.

Tamam. Sorun yok. Bir şeyin yok. Otur.

Tanrım. Tanrım.

Tamam. Hey. Sorun yok.

Sorun yok. İyisin.

Onu vurduktan sonra belki de sensindir diye düşündüm.

Seni öldürebilirdim.

Hayır. Bak, bunu düzelteceğim.

Halledebilirim, tamam mı? Daha önce halletmediğimiz bir şey değil.

- Değil. - Anladın mı?

Yani berbat bir durum ama...

Tanrım. Cidden bana benziyor.

Tamam.

Bana en baştan olanları anlatsana.

Evet, tamam. Şey...

Kapıyı vurdu,

direkt içeri girdi ve banyo yapmak istedi.

- Tamam. Benmişim gibi mi davranıyordu? - Evet.

- Sen de ben olduğunu mu sandın? - En başta evet.

Sonra senin söylemeyeceğin bir şey söyledi.

Bana "Babalık" dedi.

Ona meydan okudum, üzerime atladı. O zaman vurdum.

Tamam.

Silahlı mı?

- Hayır, silaha benzer bir şey yok. - Tanrım.

Silahsız bir adamı vurdum.

Hayır. Kimse sana banyo yaptırması için benim neredeyse

tıpatıp aynımı göndermez, değil mi?

- Tanrım. - Bak. Diazepam.

Belli ki seni bununla uyuşturup sonra boğacaktı.

Tanrım.

Fransa'ya dönüş tren bileti.

"Le Blanc Russe."

"Lavande"da bir kafe.

Lavande, tanıdık geldi mi?

- Sanmıyorum. Hayır. - Sorun değil. Tamam.

"Adam Lockhead"?

Bana çok soru soruyorsun. Kafam karışıyor.

Hayır, sadece bana öğrettiğin gibi ifadeni alıyorum.

Belki bir ara tanıyıp şimdi unuttuğun biridir.

- Park bunu çözer. - Hayır.

Siktir.

- Harika. Vaktimiz kısıtlı. - Ne için?

Buraya geldiklerinde seni kaybedeceğim. Anlıyor musun?

Onlara söylediklerinden çok emin olmalısın.

- Eminim. - Çünkü o ifadeyi verince

her şey bitiyor, tamam mı? Değiştiremezsin. Gerçek olur.

Pardon, neden onlara yanlış ifade vereyim?

- Çünkü iyi değilsin, değil mi? - Benimle öyle konuşma!

Ben senin babanım!

Tanrım.

- Büyükbabamsın. - Evet. Anlıyorsun...

Evet. En iyi olduğunu düşündüğün neyse onu yap.

Yani ne de olsa, bu, senin operasyonun.

- Ama ben... Üzgünüm. - Hayır.

- Hayır, sana bağırmamalıydım. - Hayır. Sorun yok.

Tamam. Buradan gitmemiz gerek.

Nereye gideceğiz?

Bilmiyorum. Başka bir yere, güvenli bir yere.

Seninle aşağıda buluşalım.

- Ne yapacaksın? - Bize zaman kazandıracağım. Tamam mı?

Güzel.

MICK HERRON'UN SPOOK STREET ROMANINDAN UYARLAMA

Hanımefendi.

Önemliyse benimle yürürken konuşman gerekecek.

COBRA toplantısına gidiyorum.

Bombacının dairedeki pasaportunu getirdiler.

- Bu arada ben Giti Rahman. - Biliyorum.

Pasaport numarasından bir şey yakaladım.

Onu da biliyorum. Geçen hafta Fransa'dan gelmiş.

Hayır, bu gerçek pasaport numarası.

- Bir anormallik var. - Sahte mi?

- Hayır efendim. - Ne o zaman?

- Çok emin değilim. - Evet, geliyorum.

Söyle.

Pasaport ofisi tarafından yıllar içinde yasal olarak yenilenmiş.

Robert Winters'ı başka bir sitede aratırsanız her şey tutuyor.

Doğum belgesi, Ulusal Güvenlik numarası,

banka hesabı, kredi notu. Şüpheli hiçbir şey yok.

Ama?

Sistemlerimize göre pasaportun ilk bizim tarafımızdan verilmiş olması dışında.

Bu imkânsız.

Hayır, bu binadan.

Daha doğrusu eski binadan, 28 yıl önce.

Sanırım bununla doğrudan bana geldin.

- Evet. - Güzel.

Bunu çözerken sadece ve sadece bana bilgi vermeni istiyorum.

Güvenli bir yere gitmeni ve elimizdeki,

Robert Winters'ın hayatını destekleyecek her şeyin

listesini çıkarmanı istiyorum.

- Gerçekte kim olduğunu bilmeliyiz. - Ya bizim kimliklerimizdense?

Onu düşünmek istemiyorum. Ofisimi kullanabilirsin.

Orada çalışmaya başla. Seni almaya birini göndereceğim.

Flyte, birini çıkarmanı ve izole etmeni istiyorum.

Derhâl.

Westacres alışveriş merkezinin önündeki caddedeyim

ve burada hâlâ hüzünlü ve kederli bir hava hâkim.

Şimdi Peder Harris de bana katılıyor...

David, River'ın uçuş parasını bahçeden çıkarması için ısrar etti.

Tarihi geçmiş.

Fena fotoğraf değil. Benimki şişman göstermiş.

Bak sen.

E, neler oluyor?

Niye baş Tazı'ya yalan söyledin?

River ölü taklidi yapıp

neler olup bittiğine bakabilmek için adamı yüzünden vurmuş.

- Muhtemelen saçma hareket. - Bir ajanın kimliğini açığa çıkaramazsın.

Dolarları aldı.

İnsanı eskiye götürüyor, ha? Drahmi, lira.

Ona tüm paramı ve telefonumu verdim.

SIM kartını çıkardı, muhtemelen acil durumlarda kullanacak.

Nereye gitti?

Sormadım, o da söylemedi.

Bu, bilmediğin anlamına gelmez.

Pekâlâ. Tuvaletteyken ceplerini karıştırdım.

Fransa'ya dönüş bileti, Le Blanc Russe için bir kafe fişi,

Beyaz Rusya demek... Bir şey deme...

Lavande diye bir kasabada. Pasaport vardı.

- Kimin adına? - Adam Lockhead.

Yine kahraman olma peşinde.

David'i bıraktı çünkü David'in bulunduğu durumda ona her şeyi söyletebilirler.

Park da ona bir şeyler anlattırabilir.

Geldiğinde oldukça aklı başındaydı.

Ama o zamandan beri biraz kafası karıştı.

River'ın gittiği yeri biliyor mu?

Hayır, sanmıyorum. Onu endişelendirmek istemedi.

Siktir et. Endişelenmesi gerek.

Le Blanc Russe, ha? Oraya hiç gittin mi?

- River'ı öldürdüm. - Hayır, öldürmedin.

Rose'a ne diyeceğim?

- Hiçbir şey. Çünkü Rose öldü. - Söyledim, kafası karışık.

River'ın öldüğünü, karısının sağ olduğunu sanıyor.

Lavande kasabası senin için ne ifade ediyor?

Bilmiyorum.

Jackson, değil mi? Seni uzun zamandır görmedim.

Evet, biliyorum. Mutluyum. Evet. Lavande?

- Lavande? Fransızca lavanta. - Evet.

Lavanta mavi, dili, dili. Lavanta yeşil.

- Lavanta mavi, dili, dili - Dalga geçmeyi kes moruk...

- Lavanta yeşil - O hiç iyi değil Jackson.

- Dev şok atlattı. - Ben kralken...

Siktir et. Bilinçli yapıyor. Bunaklığına sığınıyor.

- Az önce kim olduğumu biliyordu. - Hâlâ biliyorum.

Lavande. River oraya gitti.

Hayır. River öldü.

Bana bildiklerini anlatmazsan belki öyle olur.

Neredeyim?

- Bu kimin odası? - Hayır. Sen...

- Güvenli bir evdesin David. - Ne?

- Evet. Seni buraya River getirdi. - River mı?

Gel otur. Hadi.

Anlamıyorum. Ben...

Bir adam vardı. River gibiydi ve onu vurdum.

Orada olduğunu ve kim olduğumu bildiğini biliyorum.

River... River sahada tek başına.

O senin torunun olabilir ama benim de ajanım.

Kime karşı mücadele ediyor ve neden? Neye doğru gidiyor?

Onu korumaya çalıştım. Her zaman korumaya çalıştım.

Bana inanıyorsun, değil mi Rose?

Seni 80 yaşında, ölmüş biriyle karıştırıyor.

- Belki de onu tokatlamalıyım. - Merhamet et Jackson.

Ettim. Onun için çalışana kadar.

Şimdi gidiyor musun?

Ne zaman ve neden Fransa'da olduğunu öğreneceğim.

Bu arada faydalı bir şey hatırlarsa bana haber ver.

Lavande'ı biliyor musun?

Hayır.

Fazla turist yok.

Siz turist misiniz?

Ben mi? Hayır, bir arkadaşımı arıyorum.

İngiliz'siniz, değil mi?

Evet, üzgünüm.

Hiç sorun değil. Sizi burada indireyim mi?

- Evet. - Olur mu?

Kommentare

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left