Daydreaming So Vividly About Our Spanish Holidays

Daydreaming So Vividly About Our Spanish Holidays

La herida luminosa

Download Turkish Untertitel

Release Info

La herida luminosa (2022)
Ein Kommentar von hajkarax

Tags

other
Veröffentlicht am: 2024-10-11
Downloads: 47
Hörgeschädigt: No

Turkish Untertitel-Vorschau

Die ersten 99 Zeilen.

Hiçbir şey yemedin.

Aç değilim.

Güzel olmuş ama.

Bütün gün odanda oturup

o beyaz gürültüyü dinleyemezsin ama.

Yaz geldi!

Dışarı çık!

Geldi mi ki?

Her zamanki gibi berbat ve gıpgri bir hava.

Yaz olduğunu nereden anlıyorsun?

Üç gündür bir şey yemedin, açlıktan öleceksin!

Vitaminlerini de almıyorsun.

Eriyip gideceksin!

Umurumda değil.

Birkaç hafta sonra doğum gününde verecektim ama

galiba şu an ihtiyacın var.

Doğum gününü beklemen gerekmiyor hem, büyüdün artık.

Gözlerini kapa.

Yeni kulaklık filan mı?

Hadi! Kapa gözlerini.

- Gözlerini kapa! - Tamam...

Tamam, aç şimdi.

LIVERPOOL'DAN MALLORCA'YA

Mallorca'ya mı gidiyorum?

Gerçekten Mallorca'ya mı gidiyorum?

Nasıl yani...

- Gitmek istiyor musun? - Tabii ki istiyorum!

İnanamıyorum! İnanılmaz...

Teşekkür ederim!

- İyi tatiller! Çok eğlen. - Bol bol fotoğraf çek!

Başkalarına da bol bol fotoğraf çektir!

- Tamam. - Her şeyi görmek istiyorum.

En son sarılmamızın üstünden o kadar çok zaman geçti ki.

Daha doğrusu, son seferinde ben merdivenlerinde bayıldığımda

beni tutmuştun.

Ön kapıya ulaşmaya çalışıyordum.

Sadece zifiri karanlığı hatırlıyorum.

Hava buz gibiydi ve çıt çıkmıyordu. Titriyordum.

Sonra kocaman bir boğanın bana baktığını gördüm.

Vahşi.

Kıpırdayamıyordum, boğa da yavaşça bana yaklaşıyordu.

Korkmadım ondan.

Aslında beni ısıttığını fark ettim.

Onu okşamak istedim.

Kendimi toplayıp kollarımı kaldırmayı başardım

ve sonra tam ona dokunacakken...

Dirildim.

İSPANYA TATİLİMİZDEN KALAN AYDINLIK HİSSİ

Doktor bizim gibilerde yaygın olduğunu belirledi,

genç İngilizlerde.

Sürekli kapalı havada yaşamaktan D vitamini eksikliği.

Takviyelerimizi alıp vücudumuzun

gerektiği gibi çalışmasını ummamız gerekiyor.

Yani kimyasal yollarla güneşi doğurmaya çalışıyoruz,

bedenimizde ve uzuvlarımızda.

Çekilmez olanı çekilir kılıyor

ama bizi saran etki çok güçlü.

Üzerimize çöküyor...

İnsanı uyuşturan bir sis gibi.

Tırnaklarının altına geçiyor, ciğerlerine işliyor,

ta içine nüfuz ediyor.

Ta ki her zerren beton gibi katı, buz gibi soğuk olana kadar.

Ama güneşi doğuramazsın ki.

Ne kimyasal yollarla ne de başka bir yolla.

Peşine düşmen gerekir.

Susuzluğu gidermek için kaynağa gitmen gerekir.

Doğrudan çeşmeden içmen.

Bu yüzden burada olmak, kutsal bir yolculuk gibi.

Çoğumuz grup olarak, arkadaşlarımızla geliyoruz.

Okul gezileri bile oluyor.

Kimileri içinse tek başına yaşanacak bir deneyim bu.

Buraya gelip o buzu eritiyoruz.

Kanımız fokur fokur kaynıyor.

Eriyişimizi seyre dalıyoruz, ta ki içimiz dolana kadar...

Bir coşku hissiyle.

Canlanıyoruz.

Bu hali edediyen korumak istiyoruz.

Meselenin bu olduğunu anlıyoruz.

Ebediyen ışığı solumak.

Ama mümkün değil bu.

Nihayetinde Ying ve Yang'ı hatırlıyoruz,

her yerde bir parça karanlık olduğunu.

Gece vakti.

O aşamada, yeniden karanlıkla yüz yüze gelmenin acısı,

tam da ışığı tatmışken, dayanılmaz oluyor.

Sanki sevgilin, ruh eşin

gecenin bir vakti denize açılmış da

dönüp dönmeyeceğinden emin değilmişsin gibi.

Korkunç.

Alkollü içecekler bu noktada devreye giriyor,

ruhumuzu hafifletmek için.

Vücudumuzu ele geçirene kadar şişelerin dibini görüyoruz,

vücudumuz bizim olmaktan çıkıyor.

Bu sırada ruhumuz Akdeniz'de dolanıyor,

kıyı kıyı.

Vücudumuzun burada, dünyada yaratabileceği kaostan

sorumlu değiliz.

Gün ağarmaya başladığında ruhumuzun geri döneceğini umuyoruz.

Hey...

Kommentare

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left