Die ersten 200 Zeilen.
Komedi şovu kaydetme işi gerçekten hiç eğlenceli değil.
İnanılmaz. Kimse bana eğlenmemi söylemedi.
Sahneye çıkmadan önce duyduğum son şey şuydu:
"Sıçıp batırma."
"Sakın sıçıp batırma."
NETFLIX ORİJİNAL STAND-UP KOMEDİSİ
Sizin için ta Berlin'den geldi:
Felix Lobrecht!
İşte bu.
Gerçekten, işte bu.
Burayı çok seviyorum. Bu salonu özellikle seçtim.
Bence muhteşem bir yer. Benim için fazla muhteşem.
Dürüst olayım.
Sizin için de öyle hatta. Alınmayın ama.
Hiçbirimiz bu şeyin yanında olmayı hak etmiyoruz.
Burada olmamız rezillik.
Burası fazla güzel.
Oradaki koltuklarınız ne boktanmış.
Yerinizde olmak istemem.
Şurada ilk randevusuna çıkan bazı çiftler var,
adamın biri hava atıyor. "Felix'e loca koltuğu bileti aldım."
Bir bakıyorsun, oradasın.
"Evet, güzel bir şov.
Bacaklarım uyuştu. Galiba bir kez onu görür gibi oldum.
Sikişelim mi artık?"
Tanrım.
Burası çok güzel.
Engelli insanlar beni gıcık ediyor.
Engelli oldukları için değil. Bu onların suçu değil.
Genelde.
Gerçekten.
Kızın birini etkilemek için alkollü şekilde motora binip
önünü kaldırmaya çalışırken kaza yaptıysanız
ve motosiklet göğsünüzü ezip sizi felç bıraktıysa
o zaman muhtemelen derdim ki...
Kısmen sizin suçunuz olabilir.
Bunun olması gerekmezdi. Şart değildi.
Cidden ama. Engelli park yeri beni gıcık ediyor.
Bu yüzden de engelillere gıcık oluyorum.
Gerçekten. Bence çoğu kişi böyle düşünüyor.
Gerçi çoğu kişi bunu sahneye çıkıp söylemezdi
ama park konusunda bence herkes gıcık oluyor.
Bu berbat bir pazarlama yöntemi.
Arabanızdasınız, eve gitmek istiyorsunuz ama park yeri bulamıyorsunuz.
Etrafta 15 tur atıyorsunuz. Tek isteğiniz eve gitmek.
Ayı gibi çişiniz gelmiş.
Ayı gibi işemeniz lazım. Nihayet boş bir yer görüyorsunuz.
İşte bu! Mutlusunuz, giriyorsunuz ve... "Siktir!"
Engelli alanı.
O zaman insan şöyle düşünür:
"Kahrolası engelliler her yerde!"
Hoş bir düşünce değil ama insan öyle düşünüyor.
Kimse ayı gibi çişi varken arabayla mahallede 15 dakika tur atıp
nihayet boş bir yer bulduktan sonra
orasının engelli yeri olduğunu fark edince
"Evet, onların düşünülmesi önemli. Böyle devam edin!" demez.
Hayır, "Madem öyle araba sürme lan sakat!" diye düşünürsünüz.
"Park etmek istiyorum!
Bazı insanlar hâlâ arabasından inip eve kadar bir ton yol yürüyor.
Bu Rollo Automatico'lar da yok!
Hayır! Ben kendim yürüyoruco.
Siktiğimin engellileri!"
Engelli park yerinin içimden çıkardığı insana bakın.
Ne kadar da duyarsız
tekerlekli sandalye lastik kesicisi.
Engelli park yeri onların imajına katkıda bulunmuyor.
Engelli park yerinin önemli olduğunu anlıyorum.
Engeliller için yani. Ama...
Engelli park yeri, engelliler için, engelli olmayan insanların
hayatlarını engelli kılma aracı.
"Selam! Buraya da geldim!"
"Ben Sandalye Walter!"
"Ben hâlâ Frensiz Felix. Görüşürüz!"
"Park etmek istiyorum!"
Bence engelli park yerlerinin oranıyla
gerçek engelli insan sayısının oranı
asla uyumlu değil.
Öyle olsa engelli yerleri hep boş olmazdı.
Bu beni delirtiyor.
Birisi oraya park ettiği zaman aklıma hep şu geliyor:
"En azından biraz cesaretin olsaydı...
Polisi arıyorum."
Ama ben tırsağım.
Anlayacak kadar empati yeteneğim yok.
Hayatımda engelli insanlarla fazla deneyimim olmadı.
Muhtemelen sorunun kaynağı da bu. O bakış açısı bende yok.
Bence aramızda bir konuşma olsa,
bu ilişkimizi geliştirirdi.
Gerçek bir konuşma yani.
Belki engelliler için açık hava daveti.
Ya da engellilik deneyimi günü.
O hissiyatı anlamak için.
Engelliliğin ABC'si.
A harfi... "Ah, siktir. Bacaklarım yok!"
T harfi.. "Tüh! Engelli rampası için izin almam gerek."
Bunu kısa süre önce Trier'deki gösteride yaptım.
Tekerlekli sandalyede oturan bir adam sahnenin önünden geçip bir mesaj vererek
salonu terk etti.
Herkes gördü yani.
Herkes sustu. Şok olmuş şekilde bana baktılar.
"Çok ileri gitti."
"Gaza geldi. Tuhaf bir an."
Ben de utanmıştım.
Kıpkırmızı oldum, tuhaf spazmlar geçirmeye başladım.
Salağa bakın!
Durumu kurtarmaya çalıştım.
Palyaço gibi zıplıyordum.
Beş dakika sonra adam döndü. "Kusura bakmayın, çişim gelmişti." dedi.
"Müthiş zamanlama ahbap!" diye düşündüm.
Gösteri bitince lastiklerini kestim.
Sadece birini ama.
Etiket:
Tekerlekli sandalyeler prensipte mantıklı.
Değil mi?
Yürüyemiyorsanız.
Yoksa saçma.
Yoksa tekerlekli bir sandalye oluyor.
Yürüyemiyorsanız tekerlekli sandalye harika.
Yürüme desteği de öyle.
Ama yürüme desteği gibi görünüp
tekerlekleri olmayan o şeyler var ya?
Şey gibi olanlar...
Yararları olduğundan şüpheliyim.
Yürümekte zorlanan birine sürekli taşıması için
bir şifonyer vermişsin gibi duruyor.
"Onu taşımalısın! Sağlığın için yararlı!"
"Tamam.
Ağır bu. Çok ağır."
O şeyin en iyi seçenek olarak görüldüğü bir tasarım toplantısı yaşanmış olmalı.
İnsan düşünüyor, acaba diğer alternatifler neydi?
"Boyunlarına ucuna taş bağlanmış bir zincir takabiliriz."
"Şey gibi..."
Bu arada, haberiniz olsun, söylediğim her şeye gülebilirsiniz.
Bunlar şaka. Gülmek yasak değil.
Politik doğruculuk devrinde yaşıyoruz.
Her şeye ayrımcılık diyen birileri var.
Birçok açıdan haklılar da. Ama burada her şey şaka.
Sizi rahatlatayım diye söylüyorum:
Yaptığım her espri için komedi polisinden izin aldım.
Polisler Xavier Naidoo ve Kollegah'tan oluşuyor.
Kimse bir şeyi sorun etmedi.
Yani her şeye gülmeye hakkınız var.
Demişken... Yahudilere gelelim.
Şakaydı.
Sizce bu komik miydi?
"Şu ana kadarki en iyi kısım içtiği andı."
Nereyi severdiniz, biliyor musunuz?
Barı.
"Baksanıza, bira da aldı! Muhteşem bir gece!"
Biraz yan şaka yaptım.
Ergen kızları bilirsiniz.
"Yaş sadece bir sayıdır." diyenler hani.
"Evet, beni hapse düşürecek bir sayı." diye düşünürsünüz.
Çok önemli bir sayı.
Bir arkadaşımın önemli bir kuralı var:
"Felix, ilk rakamın iki olduğundan emin ol."
Sonra da ekliyor. "İki haneli olsun!"
Şu an 31 yaşındayım.
Çok yaşlıyım. 31. Teşekkürler.
31. 31 komik bir yaş değil.
31 öyle bir yaş ki, bu yaşta aldığınız bir postadan
iyi haber gelme şansı yok.
Büyükannenizden içinde on avro bulunan bir mektup gelmez.
31 yaşındaysanız büyükannenizde demans vardır.
Hem size hem kız kardeşinize Sasha der.
"Sasha, havuzun nesi var?
Havuzun nesi var?"
"Ne havuzu büyükanne?
Paramı ver ve sus.
Ben gidiyorum."
"Sasha?
Sasha!"
31 yaşında postayla iyi haber gelmez.
31, çok sıkıcı bir yaş.
Her şeyi yapmışsın gibi geliyor.
Artık tekrar bölümündesin. Sıkıcı.
Çocukken her gün yeni şeyler tecrübe ediyorsun.
Her şey yeni ve heyecan verici. Her gün yeni bir şey öğreniyorsun.
"Vay canına, bir ağaç! Daha neler göreceğiz?"
31 yaşında bunlar bitiyor. Bütün ilkleri ardında bırakıyorsun.
İlk seksin. Patlayan ilk lastiğin. İlk soygunun. İlk cinayetin. İlk vurkaçın.
Hepsini yapmış oluyorsunuz.
Geriye tekrarlamak kalıyor.
Sıkıcı bir yaş.
Bu yüzden geçenlerde yeni bir ilk yaşayınca çok mutlu oldum.
Hayatımda ilk defa
oturma odama karga girdi.
Bu, tuhaf bir durum. Bir gün oturma odanıza
karga görmeyi beklemeden girip, karga görüyorsunuz.
Tuhaf bir durum.
Şey gibi tuhaf...
Bilirsiniz, bir pencereyi tamamen açmak istersiniz
ama o aralanmaya ayarlanmıştır.
Öyle bir duruma gelirsiniz ki...
Orospu çocuğunun teki gibi pencerenin altında
canınızdan endişe eder olursunuz.
Onun dört katı işte.
Oturma odanızdaki karga.
Karga aptaldı.
Çıkmak istedi ama kapalı pencereye doğru uçtu.
No comments yet. Be the first to leave one.