Οι πρώτες 200 γραμμές.
Dünyadaki tüm kötülükleri durdurabilir miyiz...
...cidden bir şeyleri değiştirebilir miyiz dediğini hatırlıyor musun?
Belki de yapabiliriz.
O yere gideceğiz ve Jack ve annemizi kurtaracağız.
Hadi yapalım.
Ben Jack.
- Beni onu öldürmem için yollamıştın. - Çocuğa bakamıyorum bile.
Gördüğüm tek şey şimdiye dek kaybettiğimiz herkes.
Ben Lucifer'imi öldürdüm.
Gabe! Hayır!
Olamaz.
Büyüyü nasıl yaptıklarını gördüm.
Güçlü bir şey olabilirdik. Sadece gücüne ihtiyacım var.
Bunu yapacaksak sen araç olacaksın ama aracı kullanan ben olacağım.
Tek seferlik bir anlaşma.
Bir anlaşmamız vardı.
Michael.
Takım için teşekkürler.
Allah'im sana hamd ederek...
...seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim.
Senin adın mübarektir...
...ve şanın çok yüksektir. Övgün pek azametlidir.
Senden başka ibadet edilecek bir ilah yoktur.
Yüce Allahım, en büyüğü.
Yüce Allahım, en büyüğü.
Yüce Allahım, en büyüğü.
Selam Jamil.
- Sen kimsin? - Daha önce tanışmadık.
Ama benim hakkımdaki her şeyi okudun.
Nasıl gidiyordu?
Her kim ki Allah'ın...
...ve meleklerinin...
...ve peygamberlerinin...
...Cebrail ve Mikailin düşmanıysa...
...o hâlde Allah da...
...bu inançsızların düşmanıdır.
- Sen Tanrı mısın? - Yakın ama...
...tam değil.
- Gabriel? - Diğeri.
Daha iyi olan.
- Michael. - Aynen öyle.
Hayır, hayır, hayır, hayır.
- Neden buraya geldin? - Asıl soru bu ama, değil mi?
Neden buradayız. Ben neden burada olduğumu biliyorum.
- Sana bir soru sormaya geldim. - Ne sorusu?
Haftalar boyu dünyayı gezerek...
...hocalar, liderler, katiller gibi...
...her türlü insana sorduğum soruyu.
Ve şimdi de sana geldim, Jamil Hamed.
Ne istiyorsun?
- Ne? - Ne istiyorsun? Aynen öyle.
Hayatında herhangi bir şey isteyebilsen, ne isterdin?
Barış ve sevgi.
Barışı umursasaydın Suriye'den ayrılmazdın.
Kaçıp arkadaşlarını ölüme terk etmezdin...
- ...ve öldüler de. - Hayır.
Sevgiyi umursasaydın o kadınla asla dolaba girmezdin...
- ...neydi adı? - Hayır.
Darlene mi?
Karın seni terk etmezdi ve sen de bu fare deliğinde yaşamak zorunda kalmazdın.
Hayır!
Senin sorunun da bu işte.
Sen kayboldun...
...ve kurtarılmaya değer değilsin.
Benden ne istiyorsun?
Her daim istediğim şeyi...
...daha iyi bir dünyayı.
- Selam. - Gümüş var.
Şeytan tuzağı. Kutsal yağ.
Ve bunlar da Ölü Adamın Kanına batırıldı.
Kısacası ölmesini istediğin bir ucube mi var?
Gereken şeylere sahibim.
- Çiğkafa mı yaptı bunu? - Evet. Phoenix'in hemen dışında.
Göründüklerinden çok daha hızlılar.
- Daha gaddarlar da. - Çok, çok iğrenç.
Çorba hazır. Kim istiyor?
- Ben. - Ben de.
- Evet, ben... - Evet, buradayım.
- Peki ya siz? - Bir çorba alayım ben.
- Sam. - Selam anne.
Atlanta nasıldı?
Şeydi...
Fiyaskoydu.
"Melek" gördüğünü iddia eden kadın...
...şeydi...
Kötü uyuşturucudan fazla kullanmış diyelim biz.
Sam, onu bulacağız. Ketch Londra'da şu şeyle uğraşıyor.
Castiel Detroit'te.
Dean gideli üç hafta olduğunu biliyorum...
Bir şeyler olacak.
Olmak zorunda.
Evet. Evet, bunu tekrar edip duruyorsun.
Uyudun mu hiç?
Biraz da olsa?
Sam, dinlenmen lâzım.
- Anne... - Şef.
- Hey. - Geri dönmen güzel.
- Sağ ol. - Daha teşekkür etme.
I-90'da doğuya doğru giden vampirler varmış. Çingeneler. Kamyoncularla besleniyorlarmış.
Son ceset altı saat önce kanı tamamen kurutulmış ve...
- ...La Crosse'in hemen dışına atılmış. - Tamam.
Pekâlâ. Bana iki kişilik takımlar ayarlayın. Her 80 kilometrede gözlem takımları olsun.
Bir şey görürseniz haberimiz olsun.
Maggie, otobandaki trafik kameralarını hekleyebilir misin?
- Hayır. - Doğru ya. Doğru.
Elbette. Üzgünüm. Ben hallederim. Teşekkürler. İzninizle.
Sharon ve onun grubunu arayabilir misin? Tüm herkese ihtiyacımız olacak.
- Tamam efendim. - Teşekkürler.
Sam...
İyiyim.
İyiyim. Cidden.
Jack nasıl?
- Soluna dikkat et. - Daha önce dövüşmemiştim.
İnsanları sadece düşünerek sağ sola fırlatmayınca hayat farklılaşıyor değil mi?
- Çok daha farklılaşıyor. Evet. - Zamanla alışırsın.
Dürüst olmak gerekirse bu tarz şeyler benim için de kolay olmamıştı başlarda.
Sayamayacağım kadar fazla dayak yedim.
- Ama savaşmaya devam ettin? - Devam etmek zorundasın.
Zeki bir adam zamanında "Ne kadar ağır vurduğun değil önemli olan.
Asıl önemli olan dayak yemene rağmen savaşmaya devam etmendir." demişti.
Gandhi mi bunu diyen?
Muhtemelen. Evet, öyle bir şey. Evet.
Peki sen ne yapacaksın şimdi?
- Soluma dikkat edeceğim. - Aferin sana. Aferin.
İşte bu.
Castiel, tatlım.
Tanrım.
Tatlım bana kahve ayarla, koyu olsun...
...ve Teksas üçlüsü, boyunlu ve derisi de sıyrılmış olsun.
Tabii.
Arkadaşım için de...
Su.
- Su. - Tamamdır.
Sen ne sipariş ettin az önce?
Sosis ve göğüs eti, domuz kaburgası, sossuz ve tam pişmiş.
Bu argo için kusuruma bakma ama ben Roma'dayken...
Burada buluşmak istediğine şaşırdım.
Buluşmayı kabul ettiğine şaşırdım asıl.
Benim türüme danışacağını düşünmemiştim.
Evet...
- Bilgiye ihtiyacım var. - Elbette vardır.
Şeytanlarından Dean Winchester'in yerini bilen var mı?
Kusura bakma ama Winchester kaybettiğini mi söyledin? Çünkü birincisi bu çok ilginç.
Ve ikincisi de Dean'i nasıl kaybettin? İkinizin her şeyi birlikte...
...yaptığınızı sanıyordum.
- Teşekkürler bir tanem. - Soruya cevap ver sen.
Görüyorsun...
Cevap verebilirim...
...ama, görgüsüz olarak görünmek istemem ama benim burada çıkarım ne?
- Hayatın. - Anlamadım?
Biraz daha yavaş konuşayım...
...ve sen bana bildiğin her şeyi anlatacaksın...
...yoksa seni durduğun yerde kül olana dek yakarım.
Sanırım biz daha iyisini yapabiliriz.
Biz mi?
Biz.
- Beni kurtardınız rahibe. - Teşekkür ederiz. Tanrı sizi kutsasın.
Kurtarıyor da, her gün.
Selam Jo.
- Sen kimsin? - Bu güzel yüzü hatırlamadığını söyleme.
Sen...
Sen Dean Winchester değilsin. Sen...
- Tanrım. - İnsanlar beni böyle çağırıp duruyor.
Konuşmamız gerek.
Sen diğer dünyadan gelen başmelek Michael'sın...
- ...ve Dean Winchester'in içine girdin. - Olduğundan daha karmaşık görünüyor.
Sana neden "evet" desin?
Sevgi.
Gerçekten mi?
Çok Hallmark Kanalı tarzı olmuş.
- Neyse, gideyim ben. - Hayır, bir yere gitmiyorsun.
Sana şu soruyu sormadan önce olmaz...
Bu hayatta ne istiyorsun?
Bilmem. Chanel, Dior, Louis Vuitton.
Bunun şaka olduğunu mu sanıyorsun?
Bunun ne olduğunu bilmiyorum bile.
Sen sordun, ben de cevap verdim.
- Bitti mi işimiz? - Hayır.
- Ben sordum, sen de yalan söyledin. - Hayır, söylemedim.
Seni tanıyorum Jo çünkü o seni tanıyordu.
Sen asi olansın, cennetin kurallarına...
...uymak istemeyen melek falan filan.
Bu şeylerle ilgileniyor numarası yapıyorsun. Bu güzel şeylerle.
Ama hepsi bundan ibaret. Numara.
Bu pılı pırtı, bunlar seni mutlu etmiyor.
Bunlar sadece zaman geçirmek için. Gerçekte istediğin şeyler değil bunlar.
Madem o kadar zekisin, ne istiyormuşum ben?
Sevgi. Bir yere ait olmak...
...bir eve, bir aileye ait olmak.
Çok ama çok...
...insanca bir davranış.
Ve çok da...
...düş kırıklılığına uğratıcı.
Bu dünyada kaç meleğin kaldığını hissedebiliyorum.
Çok fazla kalmadı.
Belki de yardım edebileceğimi...
...düşünmüştüm.
Ama tüm melekler senin gibi...
...üzgün, kaybolmuş, düşmüşse...
...belki onlar da kurtarılmayı hak etmiyorlardır.
No comments yet. Be the first to leave one.