La unuaj 200 linioj.
Ölü Şehir'de daha önce...
- Hershel? - Anne!
Dillard ben.
Çok fena lan! Bunu duymamıştım!
Maggie, sizinkileri buraya getirmelisin.
Hırvat'ın burayla ilgili söylediği her şey doğru.
Burası bir hisar.
Senden son isteğim bu.
- Ne doktorusun? - Acil tıp.
- Yardım edebilir miyim? - Gel.
Dama'yı bulalım, kim durdurabilir ki bizi?
Midtown'ın yarısı yok oldu.
İşimiz yeni başlıyor.
Tamam, dene bakalım.
Oldu.
ACİL SERVİS
Isınma turu bu.
Ufaktan, yeni yeni ısınıyorum.
Arkası gelecek.
Oğlum, beş dakika.
Tamam, bitiriyorum.
Luis partide sözlü yapacağım dedi bundan.
Masa örtüsü yerine mobilya örtüsü kullandığın için teşekkürler.
GÜLE GÜLE ARMSTRONG
Gel.
Selam.
Ufak bir şey getirdim sana.
Bruegel'ın zulasından son Fransız kavrumu.
Eşim en çok bana mı yoksa buna mı sevinecek bilmiyorum.
Seni tanıyabilirse tabii.
Sağ olasın.
Cidden keşke gitmeseydin.
O kadar çok mu özleyeceksin beni?
- İçime sinmiyor. - Anlıyorum.
Bu mekanı kaybetmekten korkuyorsun.
Renata ile iyi şeyler yapıyorsunuz burada. Farklı biri yaptı seni.
Esir alınıp neredeyse öldürüldüğümüz günlerde senin daha önce nasıl biri olduğunu merak ederdim.
Artık kafamda şekillendi.
Buradan kimseye bahsetmeyeceğim, Maggie.
- Bana güvenebilirsin. - Güveniyorum.
Güvenmiyorum da.
Yolda çekirdek kahve dolu bu paketi nereden aldığımı soran olursa, doğruyu söyleyeceğim.
Boston'dan.
Bak, biliyorum işin burayı korumak ama kimseye söylesem bile...
gelişimizi bir kilometre öteden görürsünüz.
Luis, lütfen.
Kırmızı alarm, millet! Kırmızı alarm. Ne yapacağınızı biliyorsunuz.
Pencerelerden uzaklaşın. Haydi.
- Ben yukarı çıkıyorum. - Ben de geliyorum.
Renata'yla Maggie iş başında yine.
'Yeni Bülbül'den arkadaşlarınız galiba.
Haftalardır sağ kalan görmemiştik. Ne arıyorlar ki bu tarafta?
Bir şey görüyor musun?
Hayır.
Dama'ya yiyecek lazım.
- Önce bize lazım! - Hayır, önce ona lazım. - İki gündür ağzıma lokma girmedi.
- Birine yardım etmekten bahsediyorlar. - Biz onu besleriz, o da bizi.
Dama aklımızı, ruhumuzu besler.
Çünkü gruplarına katılmak için resmi sözleşme imzalamadık.
Hey, hey! Soruyorum işte. Sus!
Kukubelli reçeller ne zaman gelir diye soruyor.
Kaç kere söyleteceksin? Şu dişsiz ucubeleri anlıyor numarası yapmayı bıraksan?
Kaç kere söyleteceksin? Birden fazla cümleyi bile anlayabiliyorum. İsteği.
Negan, orada mısın?
Anlaşma neyse o. Kırmızı ışık yandı mı telsiz öter.
Görüyorsun işte, uslu uslu telsizdeyim.
Şu herifleri görüyor musun? Sizin o tarafta gibiler.
Topal ördekle kankası mı? Evet, ne diyorlar?
Yiyecek arıyorlar. Dama için.
Hastir, Dama yiyor muymuş? Sadece kan emer sanıyordum.
Beklediğimiz fırsat bu. Sakın sarhoşum deme.
Olur mu hiç! Haydi yakalayalım.
Peki.
Dama kim?
Kocabaşlardan. Başını alacak şimdi.
YÜRÜYEN ÖLÜLER: ÖLÜ ŞEHİR "Sığınak"
Açık konuşayım, senin gideceğini düşünmemiştim hiç.
Ailemle olmak istememi mi?
- Biliyorum sana çok uzak şeyler. - Of, fena sapladın.
Bak, şöyle söyleyeyim.
Acı gerçek şu ki Annie ve Joshua bensiz daha iyi.
Tatlı gerçek de şu, ben de onlar olmadan daha iyiyim.
Çürümüş et kokan barda yaşıyorsun.
Tamam.
Dama'nın Broadway veletleri!
Kimdir bizi ekmekten çok doyuran?
Ruhumuzu ve aklımızı dolduran?
Kimdir gün boyu hayallerimizi ateşleyen?
Kimin ışığıdır bize yol gösteren?
Kim görür geleceği Nastradama kadar?
Elbette kim, güzel Dama'mızdan başka?
Vay...
Oha lan! Şiirsel bokların zirvesi olmuş bu!
Zarar vermeye gelmedik.
Yalnız şu...
Resimden çok anlamam ama memeler çok sağlammış!
Onlar akrabalığın tepebaşları. Birlikte medeniyetin temellerini...
Hayır, hayır, hayır! Onlar meme.
Dürüst ol, hiç böylesini...
- Bitirdin mi? - Hayır...
Baksana, böyle meme her zaman göremezsin.
Bir şeyler aradığınızı gördük. Yiyecek getirdik.
Bizde istemediğiniz kadar var.
Doktorumuz da var. Seni tedavi edebilir.
Ben yarın Yeni Babil'e gidiyorum.
Eve dönmek isterseniz sandalımda yer var.
Ne kadar hoş!
Yardım eli uzatan yabancılar? Ve bizden bir şey istemiyorlar?
Sadece Dama'nın yerini söylemenizi istiyoruz.
- Tek yapmanız gereken o. - Ben kurtardım bu adamları.
Yaralıydılar. Sadece bedenleri değil, ruhları da.
Hayal kuramıyorlardı, onardım onları.
İlk hayalini kuracağın şey, kimsenin hayal kurmanı engellemesine izin vermemektir.
Hershel'ı durdurdun. Ama beni durduramadın.
Onları da durduramazsın.
Değil mi? Zaten nasıl durduracağız ki?
Şimdi giderseniz yaşarsınız!
Ama hayalleriniz ölür!
- Lanet olsun. - Öldürteceksin adamları!
"Bir kez daha gediklere dostlarım, bir kez daha...
Ya da surları İngiliz ölülerimizle kapatmaya."
- Gidin! Lütfen! - "Barışta..."
İndirin silahlarınızı!
"insana yakışan şey yoktur sükunet ve tevazu kadar."
- N'olur vazgeçin, hepiniz! - "Ama savaşın şiddeti..."
- Lanet olsun ya! - İndirin silahlarınızı!
"Gerinin, kanınızı toplayın..."
Çok aptalcaydı bu!
Git!
Git!
Savaş!
Savaş, korkak seni!
İşte!
Buraya kadar, Dama.
Son asla son değildir aslında.
Dikkat!
Orospu çocuğu!
Gidiyor! Kalkın! Çabuk!
Hayır!
Bencil pislik seni!
Senin oğlun...
bu şehrin geleceğine yön verecekti.
Ama izin vermedin.
Aklını çeldin onun.
Hershel'ı yine göreceğim ve gördüğümde...
yanlış yolda olduğunu anlayacak.
Tabii.
Anlat anlat! Lütfen.
Öldürmene gerek yok.
Olur mu, kesinlikle ölmesi gerek.
Hayır!
Hırvat nerede?
Belli ki o kurmuş bunları. Nerede o?
Öldü.
Bu tankları nereden buldunuz o zaman?
Ye.
Burada olmaz.
Ben burada olamam.
Neden öldürmedin beni hâlâ?
Maggie...
Ben seni...
hafife almış olabilirim.
Belki de Hershel ışıltısını senden almış.
Yardım etmek istiyorum, Maggie.
Bu şehir toparlansın istiyorum.
Tek isteğim buydu hep.
Bu hastane iyi bir başlangıç ama daha geniş düşünmelisin.
Yeterince bu tanklardan olursa bütün adaya elektrik verebilirsin.
Ayrıntılı konuşmamız gerek sadece.
Senin için resimler çizeyim diye mi?
Senin için öldüreyim diye mi?
Benim bir vizyonum vardı. Bilgi birikimim var.
Central Park eksiden tarım arazisiydi.
O çatı katları, atölyeler...
Ortaya çıkarılmayı bekleyen koca bir medeniyet var.
Var.
Maggie!
Maggie!
- Hazır olduğumu sanmıyorum. - Hazırsın.
Unutma, her nefeste bir hareket.
Hey!
Lan verin bir iğne, kendim yaparım!
Deri sadece. Bununki bayağı ince belli ki.
Pratik yap diye kobayın olmak ne güzel!
Senin ne işin var burada ya?
Neye benziyor?
Oğlumun iğneyi etine sokup sokup çıkarmasını izliyorum.
Sen oğluna ufak bir kadeh içirsen de sakinleşse?
İğne sevmiyorsun diye hıncını çocuktan çıkarma.
He öyle! Sana mı soracağım, çük kafa!
Bak koçum...
Kaç kere hayatını kurtardım senin.
Niye tırsıyorsun benden?
Bütün gün aylak barında oyun oynayan birinden niye tırsayım ki?
Bu nasıl oldu ki zaten?
Boş şişelerinden biri üstüne atlayıp ısırdı mı?
Bilmiyor mu?
Kadın aşağıda. Hücrede.
Sana asla zarar vermeyecek, söz.
Korkmana gerek yok.
No comments yet. Be the first to leave one.