La unuaj 199 linioj.
YAZ KİTABI
Haydi gelin!
Baba!
Baba!
Adayla ilgili sevmediğin tek şey neydi?
Yosun!
- Seni bacaksız seni! - Yakalayamaz ki!
Ben bir yer bulurum.
Beni mi arıyor?
- Oraya gitmemiz yasak. - Biliyorum.
Suya dalabilirim.
Sence dalabilir miyim?
Tabii ki. Baban da dalarım derdi.
- Aynı kayadan muhtemelen. - Gerçekten?
- Dalar mıydı? - Çivileme dalardı.
Koşa koşa gelip dizlerini karnına toplayıp atlardı.
Ben de dalardım.
Çok iyi dalardım.
Tamamen bırakırdım kendimi.
Derinlere doğru gidersin. Su yüzeyi aydınlık ve berraktır.
Ve baloncuklarla doludur.
Gel giyin. Baban bizi merak eder.
Lütfen.
Hey!
Yapma.
- Yeter. Yaramaz kız oluyorsun. - Evet.
- Ne yapıyorsun? - Sesleri dinliyorum.
BENİM YAZIM
Babam İspanyol papatyası ve lavanta ekecek.
Ve dianthus chinensis ve bütün bunları ekecek.
Ve bir de büyük kavak ağacı. Adalardaki herkes kıskanacak.
- Annemin en sevdiği ağaç. - Evet.
Dalları göğe kadar uzanacak.
- Emin misin, kavak ağacının o kadar... - Evet, eminim.
Baba, keseleri duvara büyüme sıralarına göre asalım mı?
İyi fikir ama benim önemli bir yayınevinin peynir yapımıyla ilgili kitabı için...
yapmam gereken önemli bir illüstrasyon işim var.
- Bundan sonra yaparsın. - Sophia... - Annem olsa yapardı benimle.
İzin ver şu işi yapayım işte.
Annem öldüğünden beri beni sevmiyor.
Sophia, saçma sapan konuşuyorsun.
O yüzden senin gelmeni istiyor buraya.
Gel benimle. Sana bir şey soracağım.
Sence hangisi daha fazladır?
Gökte yıldızlar mı denizde balıklar mı?
Yıldız göremiyorum hiç.
Balık görüyor musun?
Gökteki yıldızlardır sanırım.
Bence de.
Ama saymak istemezdim.
Sence tutar mı?
Evet.
Umarım tutar.
Yansıma sadece, Sophia. Gel buraya, gel.
Aslan çadırdaki adamı yiyecek mi?
Hayır.
Hayır, onu korumak için orada.
Ben buraya sihirli orman diyorum.
Öyle diyorsun çünkü adanın sihirli orman olduğunu ben söyledim sana.
- Neden çıkarıyorsun onları? - Çünkü yeniler ve sürtüyorlar.
Gerçeklerine ne oldu?
Bunlar gerçek değil mi sence?
Kendininkiler.
Bunlar benim değil mi sence?
- Bunları buldum burada. - Ben yaptım onları.
- Buraya gelip bunları mı yaptın? - Evet.
- Ne zaman? - Geldikçe.
Benim için de bir tane yapar mısın?
Yapar mısın?
Çakımı getirirsen olur.
- Babama kustuğunu söyleyeyim mi? - Hayır. Çakımı getir sadece.
Ne zaman yaptın onları?
Hayat uzun, Sophia.
Sophia!
- Merhaba, Eriksson! - Yaz Bayramı için havai fişek getirdim.
Nemliler. Babana söyle.
- Çağırabilirim. - Hayır, sıcak bir yere koy yeter.
- Eriksson'a burada olduğumu söyledin mi? - Evet.
- Ne dedi? - Havai fişekleri söyledi sadece.
- Neden "gel babamla konuş" falan demedin? - Ya da benimle?
Beni sordu mu?
Belki de sadece beni görmek istedi. Hiç bunu düşündünüz mü?
Kedi!
- Hep orada mıydı o? - Kutuyu sıcak bir yere koy dedi.
Süt verip beslemelisin ona.
- Biberonum hâlâ tavan arasında. - Peki.
- Ah, bizim ihtiyar Eriksson. - Çok güzel.
Adı Muffy olsun!
Birbirimizden asla ayrılmayacağız.
Muffy!
Muffy, neredesin?
Bazen Muffy'den nefret ediyorum yaa!
Yine ne yaptı?
Onu ne kadar seversem benden o kadar nefret ediyor sanırım.
Kediler öyledir.
- Nerede olduğunu söylemedin bana. - Ama yine de buldun beni.
Babam da yalnız kalmak istiyor. Çok sıkıcı yaa!
Öyle mi?
Oturmuş sigara içiyorsun yaa!
- Niye "yaa" deyip duruyorsun? - Bilmiyorum. Güzel oluyor.
Sanırım kafa dinlemek istediği zamanlar için o.
Ya da görmek istemediği biri geldiğinde.
Balayını o çadırda geçirmişlerdi.
Yaz Bayramı için liste yapmalıyız.
Yaz Bayramı neyse odur. Hep aynı şeyi yaparız.
Ama bu sene Eriksson geliyor!
Bize gelmesi büyük olay. Nereye istese gidebilirdi.
Ya da hiçbir yere. Canı ne isterse onu yapar.
Ve Eriksson'un neyi sevdiğini anlamak çok zordur.
Şeyi sever...
Denizi sever çünkü büyüktür ve ne yapacağı hiç belli olmaz.
Evet, denizi sever.
İşte gidiyor!
Sophia, gel.
Dans edelim.
Erkek benim.
Yaz bayramı havası!
Şunu al, dışarı çıkar.
Bu da dışarı çıksın.
Rüzgar geliyor.
- Yaz Bayram'ında yağmur olmaz. - Kaç Yaz Bayramı gördün, Sophia?
Tamam. Evet!
Ringa ve levrek.
Ve minik patates.
Bakla.
Ispanak.
Ve armut kompostosu.
- Ama Ericsson armut ya da sebze yemez. - Sadece Ericsson yemeyecek.
Gelirse tabii.
Gelecek! Havai fişekler Yaz Bayramı için dedi.
- Ama geleceğim diye söz verdi mi? - Bak.
Yastığının altında yedi tane çiçek koyarız. Rüyanda evleneceğin erkeği görürsün.
Hurafe sokma çocuğun kafasına.
Hurafe ne demek?
Açıklanamayan şeyleri örtbas etmemek demek.
Büyükannemin hurafeleri vardı.
Yanımıza gelir ve derdi ki...
"Ay batana kadar biri ölecek!"
- "Çünkü biri üç kez öksürdü." - Böyle mi?
Sakın ha!
Sonra hazırladığı o korkunç iksirlerden içmen gerekir.
Şşt! Canavarsın sen!
Canavar değil, onun işi o.
Sanki kış bayramı!
Baban havai fişek atacak. Sophia!
Bırak uyusun.
Bu sene sen yap.
Biraz daha beklesek mi?
Eriksson için?
Belki de gelmeyecek.
Yastan uzak duruyor olabilir.
Ya da karalar bağlamaktan.
Elimden geleni yapıyorum.
Yeterince değil.
Ben hep burada olmayacağım.
Sophia.
- Hazır mısınız? - Evet. - Evet.
Diğerini dene.
- Yapma ya! - Üçüncüyü dene! Son şans.
- Sıkı sar beni. - Tamam. Çok sıkı sarıyorum.
- Yaz Bayramı! - Evet.
Uç, baba! Zıpla!
Zıpla ve uç!
Aynı anda, aynı anda. Yoksa döner dururuz.
Gözün ufka alışıyor, sonra karşında bunu buluyorsun!
Hay sizin!
Ne yazıyor o tabelada?
Özel mülk, girilmez.
Ver onları bana.
Terbiyeli insan evde kimse yokken...
gelip de başkasının adasına ayak basmaz.
Ama...
Ama tabela koyarsan, surata tokat atmak gibidir.
Provokasyondur.
Bela aramaktır.
Ve her şey niye o kadar yukarıda...
tekneni yanaştıracak tek yer buradayken?
Basamak yok, hiçbir şey yok.
Hiçbir şey yok.
En azından burada oturunca lanet şeyi görmek zorunda kalmıyoruz.
- Eminim deniz yosununu bile bilmiyorlardır. - Yosun? Hayır, emin olabilirsin.
Deniz yosununun olayı...
- Bir kere basarsan... - Yeniden dirilir.
- İki kere basarsan. - Dirilmez.
- Üç kere basarsan, ölür! - Finito.
İnsanlar buralara geliyor.
Büyük, havalı planlar yapıyorlar.
Sonra da...
bırakıp gidiyorlar.
Şu buraya mı geliyor?
Saklan. Kim olduklarını bilmiyoruz.
- Sence buraya mı geliyorlar? - Bilmiyorum.
Buradalar!
Geliyorlar mı? Bu tarafa mı geliyorlar?
Gördüler beni.
Merhaba!
- Merhabalar! - Merhaba. - Merhaba.
Benim adım Malander.
Bu eşim ve oğlum Christopher.
No comments yet. Be the first to leave one.