Esimesed 200 rida.
THE APARTMENT JOB
Kendimi düzgünce tanıtmadım.
Ben Taesan İnşaat'ın başkanı
Lee Chung-won.
Bir şeyleri bulmakta usta gibisin,
peki burada, Taesan Grup'ta ne arıyorsun?
Her ne arıyorsan korkarım onu burada bulamayacaksın.
Bunun için üzgünüm.
Hayır, çoktan buldum bile.
True Value'nun fonu zaten senin elinde.
Hadi ama.
Nasıl yani?
Başkan Seo'yu aradan çıkardın,
şimdi de kendi paramı kullanmama engel oluyorsun.
Bunu söylememem gerekir
ama senden soğumaya başlıyorum.
Ona düşman gibi davrandığım an
fon uçup gider.
O zaman işleri
Başkan Seo'nun usulüyle çözerim.
Neden senin
sağkolun olmama izin vermiyorsun?
Sağkolum mu?
Elimden iş gelir.
Elbette.
Tarihî eser yerleştirerek başkan oldun.
Planın, uygulaman, oyunculuğun…
Ne kadar iyi olduğun malum.
Başkan Seo'dan da iyi olurum.
Başkan Seo kasamın bekçisiydi.
Yatırılan, çekilen,
giren, çıkan para…
Bekçimin tek bir işi vardır.
Paramı korumak.
Hepsi
bu mu?
Ama zor iştir.
Burası
fonumu kemiren parazitlerle dolu.
Sürekli bir şeyler istiyorlar.
Önce bana bir şans tanı, sonra kararını verirsin.
Sana nasıl güveneyim?
Kasamı boşaltmaya geldin.
Kasanın bir sahibi olduğunu bugün öğrendim.
Madem bir sahibi var,
tırtıklamak için
ona yaltaklanmam lazım.
Peki. O zaman kafana göre takıl.
Anahtarı sana bırakmam için önce seni sevmem lazım.
Önüme gelenle çalışmam ben.
Buranın başkanı o çatı katındaki hergeleymiş.
Ona pek bir hayrandın.
Taesan İnşaat gerçekten devasa.
O anahtarı alacağım, izleyin ve görün.
THE APARTMENT JOB
Yemek saati geldi geçti
ama eve gelen giden yok.
Anlaşmamızda aşçılık yoktu.
Lanet olsun.
Bu yaştan sonra yaptığıma bak.
Hey, gel yemeğini ye!
Tamam!
Uykunu aldın, enerjin yerinde bakıyorum.
-Ellerine sağlık. -Afiyet olsun.
Karısı mı?
Niye başkanın karısısın?
Ne işler çeviriyorsun sen?
Ha-jeong, sakin ol lütfen.
Bay Park aslında müvekkilim…
Müvekkilin mi?
Böyle iş olmaz.
Hukuk büronu baroya şikâyet edeceğim.
Başkasının annesi ol diye mi girdin o baro sınavına?
Böyle bir yeteneği nasıl harcarlar?
Hadi. Gidip onlarla konuşalım.
Yapma Ha-jeong.
Hadi. Çabuk.
Ha-jeong.
Ha-jeong…
Ben avukat değilim.
Ne diyorsun sen?
Avukat değil misin?
Yürü.
Değilim.
Kang Ha-ri.
Avukat değilsen nesin?
Nesin o zaman?
Söyle bana! Nesin?
Anne. Pardon, Ha-ri. Gel de bir şeyler ye.
Tanrım.
Kayınpederin o kadar yemek hazırlamış,
bir lokma ye bari.
Hiç iştahım yok. Siz yiyin.
O zaman gel de biraz yumurta ye bari…
Hey. Hepsini yememen gerekiyordu.
Çocukların büyümesi için protein şart.
İyi, ye madem.
Çorba istemiyor musun?
Mis gibi koktu.
Ben eve gidiyorum.
İyi akşamlar.
Kertenkele, ona bir şey mi oldu?
Bilmem. Çocuğu aldığından beri böyle.
Koltuktaki şu çukur yer var ya?
Bütün gün orada oturup
boş gözlerle dışarıyı izledi.
Gyeong-buk, Ha-ri'nin bir sorunu mu var?
Bazen yalnız kalmak istiyor.
Bunu bile bilmiyor musunuz?
Bilseydi böyle yalnız mı olurdu?
Büyümüş de küçülmüş.
Yeong-ju, neredesin?
Sinirden bir kutu açtım.
Bitirmeden burada olsan iyi edersin.
Figüran hizmeti mi?
Şaka yapıyorsun, değil mi?
Doğru olamaz bu.
İşim Park Hae-kang'ın karısı rolü yapmak.
Nasıl…
-Nasıl… -Ha-jeong.
Beni nasıl kandırabildin?
Sen avukat ol diye kendimi paraladım.
Karşılığı bu mu olacaktı?
Sana yap diyen olmadı!
Kes şunu artık. Bunları duymaktan bıktım.
Artık hiçbir şey yapma.
Yorulduğunun farkındayım,
o yüzden benim için kendini paralama artık!
Rezilsin.
Utanmazın tekisin.
Sen
cidden sorunlusun.
Bayan Kang.
Niye ağlıyorsun?
Bay Park.
Beni ablam büyüttü sayılır.
Önceden normal gelirdi,
şimdiyse büyük bir lüks.
Benim de öyle bir borcum var.
Babamın yerine
beni yanına alıp koruyan biri var.
O…
Karşılığında bir şey beklemiyor
ama yine de borcumu ödemek istiyorum.
Borçlu hissettiğimden değil,
minnettar olduğum için.
Güzel bir bağ.
Yine de
bazen bizi ayakta tutan şey
ödenmesi gereken bu borçlardır.
Haklısın.
Ama artık
Bu hayal gerçekten benim mi
yoksa ablamın mı, emin değilim.
Benim değil de onun başarısızlığı sanki.
Başarısız olmak suç mu?
Niye başarısız olacakmışım?
İnsan dibe vurunca önünü daha net görüyor.
Daha önce görmediği şeyleri görüyor.
Sen dibe vurunca ne gördün peki?
İnsanları.
Beni koruyan insanları
ve korumam gereken insanları.
O yüzden sen de bir bak bakalım, çakılınca ne görüyorsun.
Bir anda filozof gibi konuşmaya başladın.
YEONG-JU
Eyvah! Yeong-ju!
Ne yapacağım şimdi?
SEOUL JUNGBU TUTUKEVİ
3417 numaralı mahkûm Park Yong-man revirde.
Sağlık gerekçesiyle ziyaretçi izni yok.
BAY SON, SEUL POLİS ŞEFİ
Pislik herif. Kafayı mı yedin sen?
Ne cüretle buraya gelirsin?
Bay Yong-man'ı sağlık gerekçesiyle serbest bırakın.
-Para yakında hazır olur. -O işler öyle yürümüyor.
Önce parayı getir.
Adam hasta!
Yaşlılar hep hastadır zaten.
Ona bir şey olursa
o 10 milyarı unut.
Sen çıldırdın mı?
Beni tehdit etmek senin ne haddine?
Yine haydutluğa mı başladın?
Lanet olsun.
Seni pislik.
Bay Park.
Park Hae-kang.
Kendine gel.
Onu çıkartamam.
Ama dışarıda tedavi almasını sağlarım.
Parayı getir,
sonrasına o zaman bakarız.
Gizli lider inşaat şirketinin başkanı mı yani?
Şaşırtıcı.
Kendi inşa ettiği siteden para mı koparıyor?
Ne yaratıcı ama.
Peki bunu ihbar etmemiz gerekmez mi?
Bizi de ihbar et, olsun bitsin bu iş.
Biz de aynısını yapacaktık. Pardon.
No comments yet. Be the first to leave one.