Esimesed 200 rida.
Çeviri: Dikistutmaz iapetos | Letterboxd: moandor
Çok teşekkür ederim. Bir yastık rica edebilir miyim?
- Tabii. - Süper. Teşekkür ederim.
- İzninizle. - Sana demiştim.
Sanırım biraz zaman alacak.
Çok komiksin.
Miami'de şu anda 30 derece ve bunaltıcı bir hava var.
Birkaç dakika içinde iniş için alçalmaya başlayacağız.
Herman Gotlieb... Gotlieb.
Lütfen kabin amiri emniyet kemeri işaretini kapatana kadar...
...emniyet kemerleriniz takılı olarak oturmaya devam edin.
Eastern 162 sefer sayılı Tampa uçuşuna bileti olan tüm yolcular...
...lütfen bilet gişesine geliniz.
- Selam. - Vay canına! Sağ ol.
266 sefer sayılı uçuşla gidecek tüm yolcularımız...
...lütfen doğrudan 6 numaralı kapıdaki check-in masasına gidiniz.
Ayrılan tüm yolcularımız...
Selam.
Lütfen doğrudan check-in masasına gidiniz...
Selam.
Merhaba. Eve mi gidiyorsun? Sana, bir kitaptan bahsetmek istiyorum.
Veda edebiyatının bir klasiğidir... The Knowledge of God.
“Gandhi” filmini izledin mi?
- Benim adım Ravindra. Senin adın ne? - Bela.
Bay Gotlieb...
Ananı avradını...
- Bilirsin işte, ne istersen... - Bana hemen bir hatun yolla, Pablo.
Sana geçen hafta verdiğim yüzlükten var mı?
Hepsi bende dostum; ama sana daha fazla borç para vermeyeceğim.
Hadi, Willie. Maaşa kadar 50 papel.
Moseley. Cinayet büro.
Ne öldü?
Tamam. Hemen geliyorum.
Dambıl katillerini bulmak için para veririm.
Değeri ne senin için?
- $61.35. - $65.59.
- Sağ ol, Blink. - Dostum, şu dişlerini tak.
Selam.
Beni Pablo yolladı.
- Kaç yaşındasın sen? - 19... adım da Pepper.
Ehliyetin yanında mı, Pepper?
Susan Waggoner'ın neyi var?
Susie, bu ehliyete göre 23 yaşındasın.
Ne yazdığını biliyorum.
Bana Junior diyebilirsin.
Yedi beden civarında mısın?
- Ne bedeni? - Kıyafet.
Altı bedenim.
Bazen de yedi.
- Değişebiliyor... - Al bakalım. Bunu bir dene.
Tamam.
Arkanı döner misin lütfen? Teşekkür ederim.
Tamamdır.
- Fermuarımı çeker misin? - Tabii.
Yakıştı.
Bunu mu giymemi istiyorsun?
Yok amına koyayım.
Satın almanı istiyorum.
50 papel.
Bunun için bir sakso çalışır.
Bugünlerde bir posta saksoya 50 papel mi alıyorsun?
Yuh!
Bu güzel şeyleri nereden buldun?
Karımı terk ettiğimde bunları da yanımda götürdüm.
Parasını ben ödedim sonuçta, onlar benim kıyafetlerim, değil mi?
- Karını mı terk ettin? - Ne kadardır Pablo için çalışıyorsun?
Dönem başından beri. Miami-Dade'e gidiyorum.
İşletme okuyorum ama İngilizce dersleri de alıyorum.
Evet, orospuluk derslerinde sana öğretmeleri gereken ilk şey...
...müşterilere bu kadar çok kişisel soru sormaman gerektiğiydi.
Kusura bakma.
Şimdi arayıp beni geri mi göndereceksin?
Sorun değil. Bunu kafaya takma.
Umarım bir sonraki kız daha çok hoşuna gider ve Florida'da kalmaktan da keyif alırsın.
Bay Gotlieb.
- Elbiseni geri vereceğim. - Hayır, elbiseyi boş ver.
Tatlım, seni üzdüm mü?
Özür dilerim.
- Kalmamı mı istiyorsun yani? - Evet.
Pekâlâ o zaman. Halledelim şu işi.
- Hazır mısın? - Arkanı dön.
Bir sorun mu var?
Bir kadınla birlikte olmayalı uzun zaman oldu.
Vay anasını.
Kusura bakma.
Bizi kimse öpmez.
Pepper.
Pekâlâ Henderson, olay ne?
Bu iki krişna, birkaç aydır havaalanında çalışıyor.
Yolcuları rahatsız etmemeleri konusunda uyarılmışlardı.
- Dinlemeliydik. - Aynen.
Nasıl öldürülmüş?
Süet deri spor ceket giyen bir adamla dalaşmış...
...adam da parmağını geriye doğru büküp kırmış ve ortadan kaybolmuş.
Tanık bayan, adamın otelin servis minibüslerinden birine bindiğini sanıyor.
- Kısmi bir tarif aldık. - Bir dakika, bir dakika...
Krişna kırık bir parmak yüzünden mi öldü?
- Yani, bu cinayet mi? - Sanırım şoktan öldü.
Parmağını geriye doğru bükmek çok acıtıyor.
- Çocukken kız kardeşim de bana yapardı. - Evet, ama sen ölmedin.
Eğer bu bir kaza olsaydı...
...hafif bir suç olurdu, değil mi?
Ancak... süet spor ceketli adam...
...Krişna'ların parmaklarını her geriye büktüğünüzde...
...ölmek gibi kötü bir alışkanlıkları olduğunu bilseydi...
- Öldürür müydü? - Evet.
Karakoldakiler götüyle gülecek.
Yakın akrabaya haber verme sırası sende.
Hayatta olmaz! Çocuğun üzerine oturan şişman kadın için ben aramıştım...
Bunu iki kişi yapmalı.
- Gelecek hafta nasıl? - O zamana kadar emekli olmuş olacağım.
Sokayım.
Pekâlâ, sen otellere bir bak.
Servis minibüslerinden inip süet spor ceket giyen biri var mı diye sor.
Öff be ya.
Burada ineyim.
Affedersiniz.
- Burada vardır belki. - Tamam, bakalım.
Uzi su tabancası için fiyat lütfen.
İptal.
N'aber dostum? Bana bir şey mi getirdin?
Mal bende.
Çantaya at, hemen!
- Ellerinizi duvara koyun, hemen! - Sakin ol, kardeşim.
- Silahı var! - Gidelim buradan! Yürü!
Çıkıştan bir gün önce haber ver, tamam mı?
- Çıkış çarşamba. - Salı günü hatırlat.
Bak, bak, bak, bir milyon dolarımız var.
Bir milyon... Brezilya dolarımız var.
Bir halta yaramaz.
“Bu çok para dostum.
“Bu çok para amına koyayım.
“Sizin bir...
“...Porsche müşterisi olduğunuzu sanmıyorum... Bay Frenger.
“Gerçekten bir Porsche almak istediğinizi sanmıyorum.
Porsche almak istiyor musunuz?”
Hayır, dostum! Zamanımı boşa harcamak için buradayım.
Sürat teknesi ne kadar dostum?
“Sürat teknesi çok pahalı efendim.
Bu sürat teknesi 50,000 dolar.”
Paketle, dostum.
Evet. Belboy, tarife uyan bir adamın minibüsten indiğini söyledi. Kayıtlı, evet.
- Adını aldın mı? - Adı Herman Gotlieb.
Evet. Şu an odadayım.
- Ceket de burada. - Ceket mi? Başka ne var?
Belboy, adamın yanında bir orospunun olduğunu da söyledi.
- Orospu mu? - Evet.
Uydurmuyorsun değil mi?
- Adresini buldum. - Buldun mu? - Evet.
Adamım.
- Kalemin var mı, Hoke? - Ver bakalım orospunun adresini.
- Selam! - Selam!
Piyasaya çıkmışsın.
- Sana bir hediye aldım. - Gerçekten mi? Ben de sana bir tane aldım.
Bir müşterinin hediyesi.
Ben bir müşteriden fazlasıyım.
“Çıplak parti yaparsan böyle şeyler olur!”
Şu halimize bak.
Sana sadece “Böyle şeyler olur...” kısmını alacaktım...
...ama “çıplak parti” kısmını seveceğini düşündüm.
En iyi kısmı o zaten.
Merhaba. Kirke salatası alayım, Noira. Çok güzeldir, Junior.
- İki olsun. - Hemen.
Pekâlâ Susie, Miami'de yaşamaya nasıl başladığını anlatsana.
Hollywood'daki bir Burger World'de işe girdim...
...ve para biriktirip kendi franchise'ımı açacaktım...
...ama Pablo bana bu işi teklif etti.
Bu iş çok daha kazançlı.
Bu çok güzel bir kupa, Junior. Çok işime yarayacak.
Güzel kupa.
Yüzücüleri gördün mü? Burayı bu yüzden seçtim.
Su balesi falan yapıyorlar. Suda bale. Bunu sevdim.
Çünkü ben de yüzmeyi seviyorum. Böyle bir iş yapmayı tercih ederim.
Ama uzun süre antrenman yapman gerekiyor.
Şimdi üniversitede İspanyolca dersi almak istiyorum.
Benim işimde pek çok insan İngilizce bilmiyor...
...bu yüzden konuşursam daha iyi olacağımı düşünüyorum... teşekkür ederim.
- Hesabı şimdi alalım. - Tabii, efendim.
Bilirsin işte, Kübalı gibi.
Bence bu İspanyol, ya da Kübalı olmak gibi bir şey ama biraz daha farklı.
Bu dondurma sosu çok ekşi amına koyayım.
O yoğurt sosu, dondurma değil. Hangi dağdan indin?
Sorun değil.
Okeechobee'de hiç yoğurt sosu yememiştim.
- Neresi orası? - Geldiğim yer.
- Okeechobee Gölü'nü duymuşsundur. - Ben Kaliforniyalıyım.
Florida hakkında hiçbir sik bilmiyorum.
- Tahoe Gölü'nü hiç duydun mu? - Tahoe Gölü mü?
- Nasıldı? - Berbat.
- Kim bu adam? - Nişanlandık.
- Ayrı ayrı ödeyeceğiz. - Ben ısmarlıyorum.
- Bol şans. - Baksana, Susie...
- ...geceyi burada bitirmeyeceğiz, değil mi? - Ödevim var.
İngilizce dersi için haiku yazmalıyım.
Bak ne diyeceğim.
Bir şeyler uydurmakta çok iyiyimdir, işte, şiir falan. Ben de gelebilirim.
- Şeyini yazmana yardım edebilirim... - Haiku mu?
Aynen.
- Peki. - Gidelim buradan.
Teşekkür ederim. Kusura bakma. Yemeği beğendim.
No comments yet. Be the first to leave one.