Esimesed 200 rida.
NETFLIX SUNAR
Sefi Atta'nın romanından uyarlanmıştır.
Makoku Ağustos 1985, saat 13.48.
Altın Kartal Yavruları Almanya'yı 2-0 yendi!
Evet!
Halkım, siz paranın değerini bilmiyorsunuz dedim.
Günaydın.
Hoş geldin evladım.
Annenin "A"sı.
Babanın "B"si.
Caddenin "C"si.
Bu da dahil, hepsini bir koyun.
Ya yerdekiler?
Tamam, koyun.
Tozunu iyi silkele.
Bunu görüyor musun? Bütün tozu silkele.
Sonra katla.
-Anne. -Uçları birbirine denk olsun.
Ay! Tolani!
Ne oldu? Yardım et bana.
Canım benim, ne oldu?
Ha? Neyin var senin?
Konuşmayacak mısın? Gidelim.
Ah. Geleceğini haber vermedin.
Önceleri mektup yazardın. Onları biriktirdim.
-Anne benim suçum değil. -Bunca zaman mı? Hoş değil.
Seni özleyeceğimi düşünmedin bile, ha?
Tolani, gel şöyle.
Hah. Bak. Nasıl göründüğüne bak. Ne oldu…
Su getireyim.
Sana su getireyim.
Canım benim.
Al bunu.
Aferin. Hah!
Bir deri bir kemik kalmışsın! Neyin var?
Yemek yemiyor musun?
Yemeğin mi yok yoksa paran mı?
Tanrım.
Tolani gözümün içine bak.
Neyin var? Neden bu kadar cılızsın?
Sorun ne?
Anne.
Çile çektim.
Tanrım.
Başıma çok iş geldi.
KIRLANGIÇ
Lagos, Temmuz 1985. Saat 06.45.
Muz ne kadar?
Beş kobo değil mi?
Hayır, çok pahalı.
Sanwo hakkına ne yapacağına karar verdin mi?
Henüz değil.
Ne zamandır berabersiniz?
Üç yıl.
Dinlemeyeceksen benden akıl alma.
Ben bir adamla birlikteysem,
altı ay içinde evlenme teklif etmemişse, başkalarıyla görüşürüm.
Beni hâlâ cumaları partilere, kulüplere götürüp içki ısmarlayabilir.
Ama cumartesi sabahı uyanıp benden kahvaltı beklemesin.
Altı ay, en fazla.
İtaatsizliğe karşı savaş.
Bu güya hayatımıza selamet getirecek.
Eğer bir otobüse çamur atarsanız, hapse atılacaksınız.
Lagos'ta asla yalnız değildim.
Yalnız olmak istediğimde bile.
Hep etrafımda insanlar vardı.
Fazlasıyla çok.
Oda arkadaşım Rose, akıl danışabileceğim biriydi.
Dobraydı.
Dinlemeye hazır olsam da olmasam da.
Ancak ayrı bölümlerdeydik.
ODUDUWA
Ben kredilerdeydim.
O da şube müdürümüzün şahsi sekreteriydi.
-Ve adamı çekemiyordu. -Evet?
Bay Lamidi Salako
Alhaji!
Müdürümle sorunum yoktu.
-Dosya burada, efendim. -Ofisime bırak.
Peki, efendim.
Çoğu günler Rose'u öğle tatiline dek görmezdim bile.
Diğer memurlarla birlikte yemek almak için kuyruğa girerdik.
Departmanımdaki, Hristiyan olarak yeniden doğmuş, Goldwin gibi.
Ve Franca, ofis dedikoducusu.
Ignatius herkesin saygı duyduğu en kıdemli memurdu.
Personel dosyalarından o sorumluydu.
Hakeem ise aksi müşteri temsilcisiydi.
Nepa!
Akıl danışabileceğim, daha olgun ve yaşlı, kadın komşularım vardı.
Tamam artık.
Chidi Anne vardı.
Üç küçük çocuğu vardı ve bir diğerine oldukça hamileydi.
Anne, fasulyeler yanıyor.
Okumayı o kadar çok severdi ki, başka bir hayatta profesör olabilirdi.
Altını kıs.
Durojaye Hanım vardı,
ama o genelde işte olurdu.
Hem oğullarını terbiye etme şekli ona yaklaşmamı teşvik etmezdi.
İşe yaramaz çocuk olacak! Beni öldürmek mi istiyorsun? Ha?
Sana diyorum, aldırış etmiyorsun.
Bir daha dene de gör ne oluyor. Geç şuraya!
Git orada diz çök.
Sorun ne? Ha? Seni doğurmakla hata mı ettim?
İşe yaramaz babanız tüm paramızı kumarda yedi! Bir çalışan benim!
Sabah, öğle, akşam çalışıyorum. Siz çocuklar bir huzur vermiyorsunuz!
Ayo, kardeşlerini görüyor musun?
Görüyor musun? Onlar gibi olma!
Sakın onlar gibi olma! Ne oldu?
Her gün bu evde bağırıyorum, burada bir biz mi yaşıyoruz?
KADINLAR GECESİ
-Arkadaşın bu mu? -Arkadaşım Tolani.
Merhaba Tolani!
-Selam! -Tanışın…
-Ne içersiniz? -Bira.
Sanwo yemek hazır.
Teşekkür ederim.
Bıyığını kim kesti?
Beğendin, değil mi? Yeni stilim.
Berberin seni sevmiyor.
Peki, benim şeyi konuşalım… Başlık parasını.
Ne olmuş?
Biz çıkmaya başlayalı üç yıl oldu.
Geçen yıl sana biraz daha zaman vereceğimi söyledim.
Ama ne zaman ailemle görüşmek istiyorsun?
Resmi tanışma olsun.
Böylece doğru şeyi yapabiliriz. Sen de başlık paramı ödersin.
Neden bu kadar uzun sürüyor? Sorun ne?
Etrafta ağlayan kız kurularından olmak istemiyorum, tamam mı?
Niye böyle konuşuyorsun?
Fikrimi söylüyorum. Çünkü zaman geçiyor.
Kimin için?
Peki.
Nerede yaşayacağız?
Her evli çift gibi birlikte yaşayacağız.
Burada kira ne kadar, biliyor musun?
Hayır, çünkü benim yaşadığım Lagos ile bir değil,
her gün koşuşturma, ben Oshogbo'da mı yaşıyorum?
Rose bile sana en fazla altı ay vermeliymişim, diyor.
Ve hazır değilsen terk etmeliymişim.
Onu dinlemesen iyi olur.
Kıskanıyor.
Neyi kıskanıyor?
Düzenli bir ilişkin olduğunu görüyor ve bundan memnun değil.
Beni en baştan beri sevmedi.
Elinde erkek tutamayan biri sana akıl mı verecek?
Peki.
Peki ya amcan?
Seni ayak işlerini yollayıp sonra da üç kuruş para veren.
Ama İngiltere ya da Amerika'ya gitmek istediğinde
birinci mevki bilet alıyor.
Nijerya'da yolculuk edeceği zaman seni arayıp,
Sanwo haydi gidelim, der. O neden? Niye?
Git ona sor.
Gidip ona mı sorayım?
Öyle biri senin iyiliğini ister mi?
Bak Tolani. Amcamı bu işe karıştırma. Duydun mu?
Eminim eşi yüzündendir.
Tabii onun suçudur. Doğru.
Nedeni o.
Bunu da konuşmak için gelmedim.
Bu konuşma çift taraflı, değil mi?
Sen konuştun, şimdi de ben konuşayım.
Konuş.
Dinliyorum.
Tolani.
Usandın, biliyorum.
Yeni bir iş üzerinde çalışıyorum.
-Bu farklı. -Duymak istemiyorum, dedim.
İyi o zaman.
Kızdın mı?
Peki, ne işi?
Tek bilmen gereken risksiz olduğu.
Tolani, seni hayal kırıklığına uğratmam, ben şerefsiz değilim.
-Bunu hatırlatırım. -Şakalaşıyorum yahu.
Beni rahat bırak.
-Hemşire. -Amca.
Duydun mu?
-Salako, Rose'u şutlamış. -Ne! Neden?
Kız tokat atmış.
Franca'dan duydum ya.
-Ne zaman? -Yarım saat önce.
Ama ne diyeceğim, bu konuyu eşimle konuşunca teyit ederim.
Franca nasıl ilk duyan olmuş?
Bilmiyorum, ama tüm kötü haberler onun ağzından gelir, bilirsin.
Yalan söylüyor olmalı.
Kendi gözleriyle gördüğüne yemin ediyor.
Peki Rose şimdi nerede?
Gitti.
Arkadaşısın diye sana haber vermeye geldim.
Teşekkür ederim.
Ben orada olsaydım yapmazdı.
Nasıl?
Onu sakinleştirirdim.
Zamanı gelmişti. Rose kendine hâkim olmayı bilmiyor.
Nasıl?
Ya Salako, yanına mı bırakıyormuş?
-İşte öyle. -Nasıl?
Onun için dua etmeliyiz.
Kim için? Herkes Salako'nun sevgilisi olduğunu biliyor.
Yeni mi bu?
No comments yet. Be the first to leave one.