نخستین 200 خط.
NETFLIX SUNAR
Babaanneme göre bu hayatta iki şeyin tadı eksiktir.
Turşusuz yemek sofraları ve sevgisiz hayat.
Pencap'tan Amerika'ya gelirken yanımda turşu getiririm,
onları pizza ve hamburgerlerle yerim.
Bununla ilgili birkaç tane anım var.
Bu, babaannemden öğrendiğim bir şey.
Sevdiğin şeylerle ilgili anılara hep önem ver.
Bu anıları kalbinde sakla.
Onlarca yıl önce Lahor'dan ayrılmış
ama en küçük bir şey bile ona yolları, mahallesini ve evini hatırlatır.
Eviyle ilgili anıları canlanınca
toprağın kokusunu, lezzetli yemeklerin tadını hatırlar.
Amerika'ya taşınır taşınmaz turşu meselesini anladım
ama sevgi meselesini
tam anlamam uzun sürecek.
NAZİK NAZİK PAKETLEME VE NAKLİYAT
Özür dilerim.
Özür istemiyorum. Bu sizin sorumluluğunuz.
Özür dilerim efendim.
-Bir dahakine dikkat ederiz. -Neye? Ne kaldı ki?
Zaten köpeğimi kaybettiniz
ve babamın kül kabını kırdınız.
Partnerine dikkat et.
Şirket adında "nazik" yazıyor ama hödük kaynıyor.
-Üzgünüm. -Eski müzikler gibisi yok.
Eski müzikler sonsuza kadar yaşar.
Rahman gibi… Gerçi o yaşlı değildi.
Rafi gibi. Sardar da o şarkıları dinlemeyi sever.
Dikkat et.
Amanın!
Sapasağlam.
-Merak etmeyin. -Sağlam.
İçini de kontrol ederiz.
O müzik kutusu annem için çok önemli.
Çok güzel.
Çalışıyor.
Bu ses size babanızı hatırlatmıştır.
Gerçekten mi?
Ben işe döneyim.
Ne oluyor?
Özür dilerim.
Hayır!
Hayır!
-İyi misiniz? -Evet.
Her şey yolunda mı? İyi misiniz?
Amanın!
Benim suçum ne? Duygusallaşma. Unut gitsin.
Beni dinle. Gitme. Dinle.
Kadının müzik kutusuyla anıları vardı.
Niye maddi şeylere anı beslenir ki?
Sonunda kırılırlar. Benim hatam değil.
-Hadi maçı izleyelim. -Hiç senin hatan olmaz.
-Evet. -Adamın köpeğini kaybettin,
kül kabını kırdın
ve "Of, nesi benim hatam?" diyorsun.
Kitapları yırtıp "Düzeltiriz." diyorsun.
Ortalığı dağıtıp "Temizleriz." diyorsun.
Amreek, bir balığı ve kediyi aynı yere koyuyorsun!
-Bağ kursunlar. -Marifetlerini anlamıyorum.
Bunu nasıl yapıyorsun? Söylesene.
-Sen bunu nasıl yapıyorsun? -Ne?
Market listesi bile hazırlayamazsın ama hatalarıma gelince
listen dünden hazır.
Ben sana söylüyor muyum? Kusursuz değilsin ama susuyorum.
Özür dileyemezsin ama suçlarsın.
Uydurup duruyorsun.
-Hatalarının listesini istiyor musun? -Evet. Söyle.
"Amreek, geldiğinde ayakkabılarını dışarıda bırak."
"Bunları giyip içeri gir."
Kendi evime giriyorum, spor salonuna değil! Ve bu!
"Lütfen meyve ye. Çok sağlıklı."
-Yani? -Ben insanım, maymun değil!
Bir de bu, en sevdiğin!
"Magnetlerin hepsi yere dikey olmalı."
Sakın elleme.
Ellesem buzdolabı mı bozulur?
-Bak, ellesem… -Yapma!
Sadece kırmayı bilirsin Amreek.
Hiç düzeltmezsin.
Radha! Bırak şunu. Bir daha yapmam. Bırak hadi.
Bir dahandan bıktım.
-Nasıl yani? -Bıktım demek bitti demektir.
Nazik Nazik ile kim ilgilenecek?
Benimle kim ilgilenecek?
-Şaka yapıyordum. -Bunu söylediğine inanamıyorum.
Şirketten başka bir şeyi önemsiyor musun sen?
Beni veya başka bir şeyi?
Kimsenin duygularının önemi yok.
Duygu işini anlamıyorum. Gideyim mi yani?
Sorun da bu Amreek.
Ne zaman bunu konuşsak
"Gitmeliyim. Kaçmalıyım." diyorsun.
Aslında hata bende. Yanlış adamdan beklentilerim var.
Ailesiyle yüzleşemeyen biri benimle mi yüzleşecek?
Kimseyle yüzleşmek istemiyorum! Ne ailemle ne seninle!
Ben buyum!
Ben sadece buyum.
Kabul et ya da git.
Tamam mı?
Bu ayrılık
Benden uzak durmana dayanabilirim
Ama bana kızmana dayanamam
Aşkım
Hayır…
Gözlerin söylediklerini dinle
Aşkım
Sonsuza kadar kalbimdesin Orada durmanı istiyorum…
Balıkla beraber benimle çıkmak ister misin?
Sensiz ben yaşayamam
Eminim ölüp giderim
Sen bana kızınca parçalanıyorum
Kalbimi kırma
Beni bırakma
Aşkım, lütfen kalbimi kırma
Kalbimi kırma
Beni bırakma
Aşkım, lütfen kalbimi kırma…
-Radha? -Efendim?
Ortağım olmak ister misin?
-Nazik Nazik. -Şerefe.
Söylesene Beni neden çok seviyorsun?
Ben melek değilim Dünya kaderime gülüyor
Benim için taşıdığın anlamını bilmiyorsun
Sen benim ruhum ve bedenimsin
Sen gidersen ben yok olurum
Kalbimi kırma
Beni bırakma
Aşkım, lütfen kalbimi kırma
Kalbimi kırma
Beni bırakma
Aşkım, lütfen kalbimi kırma…
Radha…
İlk kez kavga etmiyoruz.
Sen de haddini aştın.
Olaya ailemi kattın. Bu gerekli miydi?
Hatalıydım, biliyorum.
Benim hatamdı, tamam.
Ama beni senden iyi kim anlar?
Kimse.
Yani, bir anlığına söyledim…
BABAM
Merhaba.
Oğlum, Sardar'ın durumu daha kötüleşti.
Dahası, Lahor'a gitmek için ısrar ediyor.
Söylesene, banyoya bile tek başına gidemeyen biri
Lahor'a nasıl gider?
Bu çok tuhaf.
Senden başkasını dinlemiyor.
Bu yüzden buraya gelmen gerek. Anladın mı?
Evet.
Bu ümitsiz âşık gibi hâlin ne?
Eve gelmeden önce bir toparlan.
Tamam mı?
-Görüşürüz. -Görüşürüz.
Radha…
AMRITSAR ŞEHİR HASTANESİ
Diyete niye girmiyorsun ki?
Ne yapıyorsun Sardar?
-Tüm gün yiyorsun. -Jogi, götür onu buradan.
Pardon doktor.
Çizgiyi aştın Sardar.
-Hadi, in bakalım oğlum. -Hastaneyi parka çevirdin.
Kaç doktor vardı?
Üç tane Sardar.
Sadece bir tane tümör vardı.
Yine de onu vücudumdan çıkaramadılar.
Yazıklar olsun onlara!
-Sardar, en azından deneyebilirler. -Saçmalama!
Denemek yetmez. Sonucu garanti etmez.
Doktor, dışarı çıkıp konuşalım. Benimle gelin lütfen.
Nereye gidiyorsunuz? Ponty!
Bana karşı ne komplosu kuruyorsunuz?
İçeri ne sokmuş bakalım.
Kahve mi?
Ne?
En azından çabaya değer bir şey soksaydın.
Budala.
Tümöre radyasyon uygulamayı denedik.
Bu kadar hassas bir yaşta bir ameliyatı daha kaldıramaz.
Kalbi genç olabilir ama kendisi 90 yaşında.
Peki Dr. Ponty, sıradaki adımımız ne olacak?
Benim önerim şu. Onu eve götürün
ve olabildiğince rahat hissettirin lütfen.
Gurki.
Ne konuşuyorsunuz bakayım?
Gurkeerat, buraya gel.
Ne oldu?
Boş konuşup duruyor.
2,000'lik banknot nasıl olacak?
Başkalarını bırak da kendini düşün.
Üç maymun ne diyor?
Çok iyi ve sağlıklı olduğunu söylediler.
Karşımda söyleselerdi onları mirasıma dâhil ederdim.
Yapma, mirasını kaç kişiye böleceksin?
Söyle bakalım, tümörüme ne yapacağız?
Tümör… Şey…
Konuş.
Bunları alınca tümör yok olacak.
-Gerçekten mi? -Evet.
No comments yet. Be the first to leave one.