نخستین 200 خط.
"Hızlı gideceksen tek başına git" derler.
"Uzağa gideceksen birlikte git."
Sponsorlarımız Montecito Kuyumculuk'a,
Lewis, Lewis ve Young'a teşekkür borçluyuz.
Umarım Lewis, adaşını eve götürür. Hâlin ortada dostum.
Bugün bir araya gelerek
hepimizin değer verdiği bir amaç uğruna yüklü miktarda bağış topladık.
Bir seçim yaparak Save the Frogs'u desteklediniz.
Fark yarattığınızı bilin.
Hepinize teşekkürler. Bir teşekkür de müthiş ekibimize.
Sevdiklerimizi seçmekten bahsetmişken,
bu etkinliği organize eden güzeller güzeli, yetenekli eşim
Lindsay'e de teşekkür ederim.
- Tamam, eve giderken dikkatli olun. - Daha bitmedi beyefendi.
Bu kulübün gördüğü en iyi genel müdürü unutmayalım.
Seni seviyoruz Joshie!
Ben de seni. Çok teşekkürler. Herkese iyi akşamlar.
Hoşça kal.
Dostum!
Önümüzdeki ayın 19'unda çocuklarla Vegas'a var mısın?
Adamım, ben daima varım.
Bir çiftler randevusu yapalım.
- Lucky's'de yer ayırtırız. - Evet.
- Mutlaka. - Harikasınız.
- Oldu. Canımsın. - Dikkatli gidin.
Enrique, iyi eğlenceler. Haberdar edersin. Terry'ye de selamımı söyle.
Ashley.
Tamam arkadaşlar.
Yarın yeni patron geliyor. Burası pırıl pırıl olmalı.
Kendisi Kore'den geliyor. Malum, pırıl pırıl olmasını isterler.
Tamam mı?
Canım?
Lütfen bu kadar büyütme. Troy'a gidemeyeceğimi söylerim, oldu mu?
"Eşim hatırlattı, o gün doğum günüymüş." Bunu da söyle.
Dalgınlığıma geldi. Üstünde durmasak mı?
JANET CEP
İş görüşmelerine ara verelim.
Önemli olmasa aramazdı.
Orası bir golf kulübü. Önemli değildir.
Ne düşünüyorsun?
Seni ne kadar çok sevdiğimi.
Bırak bu ayakları.
Gelecekteki hâlimiz gidiyor.
İple çekiyorum.
Vay be! Keyifler yerinde galiba.
Patronun cüzdanını buldum. Teslim eder misiniz?
- Olur, hallederiz. - Tabii ki.
Özür dilememe rağmen hâlâ üstüme geliyorsun.
Sana saldırıyormuşum gibi anlatma. Öyle bir niyetim yok.
Sadece gerçeği söylüyorum.
Yapılacaklar listemizde beş yıldır bir baharat bahçesi bekliyor.
Buna nasıl canın sıkılmıyor?
Şu an sıkıntı bastı. Bu tartışma sıktı.
Bir gecemiz de güzel sonlansa ya? Çok iyi bağış topladık.
- Yok artık. - Biz başardık.
Sen kendinde misin? Bağış toplanmış.
Bu gidişattan memnun musun? Böyle yaşamaktan mutlu gibisin.
Peki daha da mı mutsuz olayım?
Ne kadar mutsuz olmamı istersin Lindsay?
İstemem ama keşke farkına varsan. Başta böyle konuşmamıştık.
Seni suçlamıyorum.
Tarafsız bir gözle bakıyorum. Planladığımız hiçbir şey gerçekleşmedi.
Hiçbir şey mi?
Elbisen, araban, hayatın çok güzel değilmiş gibi söylüyorsun.
Mesele o değil ki.
Taşınalı altı yıl oldu ama hiçbir şey tamamlanmadı.
- Bir odanın sadece yarısı bitti. - Çünkü bu işler zaman alır.
Malum, özel tasarım bir pansiyon öyle ha deyince hazır olmuyor.
Sen 40'ına gelmeden bitirecektik.
- Programın birkaç yıl gerisindeyiz yani. - Epey bir gerisindeyiz.
- Benim suçum mu? - Hayır.
Hayret bir şey ya! Seni suçlamıyorum.
Gidip malç saçsam yüzün güler mi?
- Hemen gidip malç saçacağım. - Oha ya! Büyümemiş bir çocuksun.
- Sanki Roma'ya geldik. İşe bak. - Çok acayip.
Vay be!
Şu çeşme bile düğün masrafımız kadardır.
- Zenginler çok görgüsüz oluyor. - Katılıyorum.
Aman!
- Pardon. - Çok özür dileriz.
Pardon. Siz geçin.
Demin… Siz geçin.
Ben mi geçeyim?
- Galiba onu istiyor. - Peki.
Beklemem gerekirdi.
- Her tarafı küflenmiş. - Keşke bir el atsaydın.
İngiliz kibrinle tepeden bakıp her şeyi eleştirmek çok zevkli olmalı.
Ben burada çok iş yapıyorum.
Burberry'yi beslemekten başka mı? Hayır.
Öyleyse bu akşam niye geldim?
Niye böyle giyinip bağış toplantılarına gittim?
Hoşuna gidiyor. Bunu seviyorsun.
Nefret ediyorum ama iyi rol yapıyorum.
Her sektördeki kodamanlara özel erişimin oluyor.
- Buna da bayılıyorsun. - Kim o kodamanlar?
Politikacılarla ve CEO'larla arkadaşlık ediyoruz.
- Bono'yla yemek yedik. - İşte bu.
Onları arkadaşın sanıyorsun ama değiller.
Sen elemansın, işçisin. Yakınlarında ol diye para ödüyorlar.
Birimizin cebi para görmeli.
Eve daha çok para girseydi bu iğrendiğin işi yapmam gerekmezdi.
Tüm mirasımı sana verdim ama hâlâ borç içinde yüzüyoruz.
Lafı anneme getirirsen elimden bir kaza çıkar.
Onun için ne harcadıysak helal olsun.
Flört dönemimizde paranın önemi yok demiştin.
Beni kandırdın lan.
Mesele sadece para değil ki. Bir yıldır seks yapmadık.
- Daha bir yıl olmadı. - Aman, iyi be! 11 aydır.
Ciddi bir derdimiz var ve bunu konuşmuyoruz Josh.
Şu an hiç çekemem. Gelecek sefer ağzınla iç.
Siktir lan!
Tamam, hemen dönerim tatlım.
- Olmaz, ben de geleceğim. - Gerek yok.
Ama özlerim seni.
Seni çok seviyorum be.
Seni çok seviyorum.
- Size dopamini anlatmak isterim… - Sen busun işte.
Buraya kaçınca konuşmamıza gerek kalmıyor.
- Beni rahat bırak. - Sapıklığa devam mı?
- Bu mudur? - Telefonumu ver.
- Niye? - Telefonumu ver.
- Niye ki? Ne saklıyorsun? - Bir şey saklamıyorum.
Podcast dinliyorum. Kendimi geliştiriyorum.
Ufak kulübende bir podcast dinlemekle hiçbir şey gelişmez Josh.
Eski hâlime mi döneyim? İstediğin bu mu?
Ya sapıklık ya aseksüellik mi? Karınla seviştiğin bir ortası yok mu?
- Beni küçümsemesen olabilirdi. - Ne uğraşıyorum ki?
Bu arada Troy'la Ava her gün sevişiyor. Adam 68 yaşında.
Karım Ava olsa ben de sevişirdim.
İğrençsin.
İşte bu.
- İğrençsin. - Tabii.
- Gerçekten iğrençsin. - Şaşırmadım.
- Ziyan ettin. - Evet.
Tüm hayatımı ziyan ettin.
- Boşan o zaman. - Çok isterdim.
- Lütfen boşan. - Tüm paramı annene harcadın!
İşte bu yüzden cüzdan kullanmıyorum.
Aynen. Para taşımak için para harcamak akıl kârı bir iş değil.
Ne kadar zekisin.
Neydi o?
Bilmem.
Beni rahat bırakmanı istedim! Rahat bırak, dedim!
- Fena kapışıyorlar. - Evet, arabada beklesen iyi olur.
Olmaz. Anca beraber, kanca beraber.
Peki, yakınımda dur.
Tamam.
Kaydedeceğim.
Aşırı vasat birisin!
Aferin sana Lindsay.
İçi boş, bencil bir kadınsın. Neyse ki çocuk yapmadık!
Ha siktir lan!
- Hayır, yeter. - Çekil be!
- Lindsay, bıktım artık. - Bırak beni!
- Yeter be manyak karı! - Dokunma!
Dur! Dur artık!
Kahretsin.
ASLA SAHİP OLAMAYACAKLARIMIZ
Dur, geçti artık. Gerisi önemli değil. Polisi ararız.
- Ama aradığımızı anlarlar. - Yok, bizi bir anlık gördüler.
Bize ihbar etmek düşüyor.
- Çekil be! - İnanılmaz.
- Bıktım artık. - Kan gibi gözüküyor.
Ash, olur da sana sesimi yükseltirsem umarım biri beni ihbar eder.
İyi ki kaydetmişsin.
Sen kulüpte yarı zamanlı çalışıyorsun.
- Ben her gün onlarlayım. - Bir şey olmaz.
Ben seni korurum, tamam mı?
Bence hiç bulaşmayalım.
Peki.
Kızdın mı?
Hayır, tabii ki kızmadım.
Ne düşünüyorsun?
- Çok tuhaf oldu. - Yani…
- Neydi bu şimdi? - Elemanlar cüzdanımı getirmişler.
Niye duruyorlardı? İnsan öyle dikilir mi?
Çok tuhaf, değil mi?
- Yadırgadım. - Evet, çok tuhaf.
Sence ne zaman gelmişlerdir?
Bilmem. Bir fikrim yok.
Başka birine anlatırlar mı dersin?
Ne anlatacaklar?
- Çiftler kavga eder. Normal. - Evet.
Biz normaliz.
Doğru.
- Evet, yanlış bir şey yapmadık. - Yapmadık.
Onlarla sabah konuşayım, değil mi?
- Olur. - Olur.
- Bir sorun yoktur. - Yoktur.
- Biraz coştuk. - Evet, şarabı fazla kaçırdık.
Acıdı be!
Patron arıyor.
Nasıl ya?
Açayım mı? Uçağı indiğinde konuşmuştuk.
- Aç. - Açayım.
Evet.
Alo, ben Josh.
- Merhaba Josh. - Merhaba Eunice. Nasılsın?
- İyiyim. Müsait miydin? - Çevirmen.
Tabii, müsaitim.
No comments yet. Be the first to leave one.