Household Saints

Household Saints

دانلود زیرنویس Turkish

هماهنگ با نسخه‌های زیر

Household Saints (Nancy Savoca 1993)
ناشر dikistutmaz
23,976 fps, bluray.

برچسب‌ها

bluray
تاریخ انتشار: 2025-02-10
تعداد دانلود: 73
مخصوص ناشنوایان: No
FPS: 23.976

پیش‌نمایش زیرنویس Turkish

نخستین 194 خط.

İstemediğine emin misin? Dün akşamdan kalan sosis ve biber var.

Hayır anne, öğle yemeği yedik.

Dışarıda mı yediniz? Nereye gittiniz?

Seni göremeyeceğim bir yerde tek başına sürmeni istemiyorum.

- Al, kolanı bitir. - Salata ister misin?

- Büyükanne, çok güzel kokuyor. - Evet, çok güzel.

Ama eski mahallemizdeki gibi değil.

Gülüyorsun; ama artık sosislerin o eski tadı yok.

Santangelo'da yediğimiz sosisleri hatırlıyor musun?

Evet, muhteşemlerdi.

O zamanlar bebektin, hatırlamazsın...

...ama ona “mucize sosis” derlerdi.

Anne, lütfen yine başlama.

- Ne yani, sosis mucizeler mi yaratıyordu? - Hayır, mucizeleri yaratan...

...kasabın kızı Teresa'ydı, çünkü o bir azizeydi.

Onun hakkında bir şeyler duymuştum, insanlar ona dua ederdi.

Onun hikâyesini biliyor musun?

- Çok güzel bir hikâyedir. - Hadi ama, o hikâyeye hiç inanmadım.

Sana, onun hikâyesini anlatacağım...

...ama önce ailesinin nasıl bir araya geldiğinden başlamalıyım.

Şimdi 40 yıl geriye gidiyorum...

Hayır, 40 yıldan fazla oldu, değil mi?

1949'daki San Gennaro Festivali sırasında inanılmaz bir sıcak vardı...

...o kadar sıcaktı ki kimse festivale gelmemişti.

Joseph Santangelo sosis tezgahını kapattı...

...ve arkadaşlarıyla iskambil oynamaya karar verdi.

Hayır, bir hikâye anlatıyorsan, doğru düzgün anlat.

Eskiden şöyle anlatırdık.

Derdik ki, “Ve Tanrı'nın lütfuyla Joseph Santangelo...

...karısını, bir bezik oyununda kazandı.”

- Pekâlâ, kim dağıtıyor? - Kartları bana ver.

Tanrı'm, çok sıcak.

- Şu vantilatör daha hızlı dönmüyor mu? - O vantilatör de tıpkı senin gibi miskin.

Çok komiksiniz beyler.

53 senedir böyle bir sıcak görmedim.

Akşam dışarı çıkmış mıydın?

Bomboştu.

Festivalde hiç bu kadar az insan görmemiştim.

Sonbaharın ilk gününün Cuma olduğunu biliyor muydunuz?

Evet, Şükran Günü'nde mangalda hindi pişireceğiz.

- Buna Hint yazı diyorlar. - Hint yazı değil bu.

Bu cehennem ve biz farkında değiliz.

Ne diyorlar biliyor musun? Bomba yüzündenmiş.

Ne? Bu sıcaklığın sebebi atom bombası mı?

- Bu çok saçma, o dört yıl önceydi. - Ve her geçen yıl daha da sıcak oluyor.

Fark etmediniz mi?

Hiroşima'dan bu yana.

Annemin dediği gibi, “Başa gelen çekilir.”

Sonuçta, bombayı ben atmadım.

Niye bedelini ödüyorum?

Sebzeler çürüdü.

Müşteriler görmesin diye onları yığınların altına saklamak zorunda kalıyorum.

Diyorum ya, bu hava beni öldürüyor.

Sadece seni mi? Peki ya beni?

Sence insanlar bu sıcakta et yer mi?

Bu gece tezgâhı bile açmadık.

Annenin bu akşam dışarıda olduğunu sanıyordum.

Gördünüz mü? Bu yüzden buraya gelip paranızı almak için yeterli zamanı var.

Çarkıfelek'te şansınızı deneyin.

Yaklaşın, millet.

Sadece 25 sent.

Herkes kazanabilir.

Marinella, uzaklaşma.

Bu, onların seçimiydi.

Gerçekten iğrenç.

Ne pişireceğim?

Yemiyor ki. - Tanrı'm, yemek mi?

Nefes dahi alınmıyor ki.

Santangelo Sosisleri Kapalı

Falconetti'ler hâlâ bezik oynamaya istekliyken...

...kimsenin sosis satmasına gerek yok.

Al, Santangelo, 10 dolar borç yaz.

Tanrı'm, görünüşe göre oyun bitti.

Evet, bitti. Hadi, eve gitme zamanı.

Kımıldamak için çok sıcak. Hiçbir yere gitmiyorum.

İsa, dünyanın alevler içinde yok olacağını söylemişti...

...oysa biz burada yavaş yavaş kavruluyoruz.

Aziz Lorenzo'nun dediği gibi, “Tanrı'm, beni ters çevir de diğer tarafım da pişsin.”

Sen sus!

Tamam, son el.

1,500 puan.

Kazanan hepsini alır.

Anlaşıldı mı?

Bir sonraki şarap partimin tamamını koyuyorum.

Her damlasını.

Metropolitan Opera'sına aldığım tek biletimi koyuyorum.

- Madame Butterfly. - Madam kim?

Ne bileti ya, bas git işine!

Pekâlâ...

Bu, benim Amerikan Ordusu'ndan iyi hâl madalyam.

Pekâlâ, beyler.

- Kuzey Kutbu'nu koyuyorum. - Nasıl yani?

Ne zamandan beri Kuzey Kutbu' nu bahse koyabiliyorsun?

Şu andan beri.

- Tanrı'm, bir daha açsana. - Kazanın da açayım.

Anlaştık.

Peki sen ne koyacaksın?

Tüm birikimimi.

- Dükkanı da. - Bana bir iyilik yap, dükkan sende kalsın.

Ben kazanırsam, o kapıyı açacaksın ve ben “kapa” diyene kadar açık tutacaksın.

Kaybedersem de...

- ...kızım Catherine'i alırsın. - Tekrar düşündüm de, dükkanı alacağım.

Şaka yapıyorum! Kızını alacağım.

Elimize bakalım.

Pas.

200.

Pas.

1,500.

Kupa koz.

Vay anasını!

Tanrı'm, mükemmel bir el.

Bu öğleden sonra ve akşamın ilk saatlerinde hafif yağmur yağacağını duydum.

İçinde bulunduğumuz bu sıcak hava dalgasında bizi biraz da olsa rahatlatacaktır.

- Çok şükür. - Ne için?

Öğleden sonra yağmur yağacakmış ya.

Radyoya bunun için mi ihtiyacın var?

Radyoya, geçimimi sağlayabilmek için ihtiyacım var.

Onun dışında ihtiyacım yok.

Aslında, bir şeye ihtiyacım var.

Keşke ne olduğunu bilseydim.

Cila çekmen lazım...

- ...ihtiyacın olan bu. - Hem de nasıl!

İşte, beşi beş geçe haberler ve hava durumu böyleydi, millet.

- Bir sonraki saatimiz... - İşte bu kadar.

Saati beş ettik.

Yemek yemeliyim, açlıktan ölüyorum.

Catherine!

Ne?

Santangelo'ya git, akşam yemeği için birkaç sosis al.

Acele et, ceketini çıkarma.

Gidelim, gidelim, Üşüteceksin!

- Bir dolar. - Bir dolar mı? Tamam.

Sıradaki kim?

Biliyor musunuz, Bayan Antoinette...

- ...sizi özledim. - Dinleyin bayım, ben evliyim.

Duymuştum. Tebrik ederim.

Metin ol!

N'oldu? Ben hâlâ bekâr bir adamım.

Senin gibi güzel bir kadın görünce....

Vuruldum!

Sana...

1 dolar 16 sent olur...

- Nasıl? - İyi bir fiyat.

İyi fiyat.

Teşekkürler.

Yok bir şey.

Joseph, her gün buraya...

...senin güzel yüzünü görmek için geldiğimizi mi sanıyorsun?

Çok teşekkürler.

Kocana selam söyle, olur mu?

1 kilo sosis alayım.

- Acılı mı acısız mı? - Karışık.

Senin gibi çelimsiz biri 1 kilo sosis mi yiyecek?

Tek başıma yemeyeceğim.

Bu çok kötü, biraz daha fazla et işine yarayabilirdi.

Güzellik tavsiyelerini bırak da sosisi ver.

Lino'nun karnı aç.

Tam bir lütufsun, biliyorsun değil mi?

Birkaç gram fazla geldi.

- 1 dolar 15 sent. - Gördüm, tekrar tart.

- Neyi gördün? - Başparmağını.

- Başparmağını koymadan tekrar tart. - Bu başparmağımı mı?

Başparmağımı başka nereye koyabileceğimi biliyor musun?

Hayır.

Şimdi anladın mı?

Hayır.

1 dolar bile tutmadı, benim hatam.

Git de Lino'ya sor.

Git ve babana, Joseph Santangelo'nun başparmağını nereye koyabileceğini sor.

Hadi be!

Gününü göstereceğim sana.

Pekâlâ.

- Yok artık! - Hâlâ çalışıyor musun? Başlayalım.

Başlayalım.

Bu gece burada büyük bir galip var. Büyük galip.

- Dün geceyi hâlletmeden başlamayacağız. - Neyi hâlledeceğiz?

Ne demek “neyi”?

- Hatırlamıyor musun? - Tanrı çarpsın ki hatırlamıyorum.

- Kızın. - Catherine mi?

N'olmuş ona?

Dün gece et dolabından gelen soğuk havaya karşılık onu bahse koydun.

Bu delilik, aklımı kaçırmış olmalıyım.

Başlayalım.

Kim dağıtıyor?

Kimse dağıtmıyor. İşimizi hâlledene kadar olmaz.

Şakacı seni.

Hadi ama, Santangelo.

Catherine'i istemiyorsun.

Bak, pişirdiği sosisi geri çıkaracağım.

Kapa çeneni. O sosisleri dükkândan aldı.

Nasıl adam olunur bilir misin, Falconetti?

Borcunu ödeyerek.

Hadi ama, ne tür bir adam kızını bezikte ortaya sürer?

Anlıyorum.

نظرات

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left