نخستین 200 خط.
Bunun kötü bir haber olduğunun farkındayım. Ama tedavi edilebilir olduğunu da unutmayın.
Durumunuz ciddi, ama tedavi edilebilir.
- Anlıyorum... - Öyle mi?
- Bir şey sorabilir miyim? - Evet, tabii ki.
Tedavi...
Hastalık izni almam gerekecek mi?
Evet. Hemen değil, ama tedavi sırasında gerekecek.
İlaç tedavisi mi olacak?
Hayır. Ya ameliyat ya da ışın tedavisi, ve her ikisinin de yan etkileri var.
Çok hızlı ilerliyorsam söyleyin.
Ameliyat, prostatınızın alınması anlamına gelir, bu da kısırlığa neden olur.
Ama ışın tedavisi de öyle.
Her iki tedavi de ereksiyon işlevinizi etkileyecektir.
Bu durum, egzersizlerle kısmen düzeltilebilir...
...ama muhtemelen bir daha eskisi gibi erekte olamayacaksınız.
İdrar kaçırma da başka bir yaygın yan etkidir, ama çoğu hastada görülmez.
Ben, ameliyatı öneririm. Ama sonuçta, tamamen sizin seçiminiz.
Bu, birçok erkeğin bir noktada başına gelen bir şeydir.
Hasta yaşlıysa, bazen tedavi etmemeyi tercih ederiz.
Ama siz yaşlı değilsiniz.
Bunu sindirmek için kendinize biraz zaman vermelisiniz.
Şu anda sorunuz var mı? Bana her şeyi sorabilirsiniz.
Yok.
6 Ağustos Çarşamba
- Bir şey sorabilir miyim? - Tabii ki.
Onun bunu tam olarak anladığından emin değilim.
Gerçekten mi?
- Sen de aynı izlenimi almadın mı? - Hayır...?
Yani, hastanın anlayamaması nadir görülen bir durum değildir...
Evet ama bu hastada daha belirgin.
Hiç soru sormadı, ama bu da nadir görülen bir durum değildir.
Sıradaki hasta?
Lütfen cevap ver. Sana ne söyledi?
Sorularını cevaplamadan seni bırakamazlar.
- Bjørn Holm? - Ne yapacaklar?
Bilmiyorum, ama...
...kötü huylu değil, değil mi?
Sanırım değil. Ne dediğini tam olarak anlamadım.
- Sormadın mı? - Hastalık izni almam gerekiyor.
Net bir cevap alana kadar sormalısın!
- Benimle gelir misin, lütfen? - Niye?
Görüşmen gereken biri var.
- Gidip sorayım. - Hayır, sorma.
- Soracağım. - Hayır.
İkisine de içeri gelmelerini söyler misin?
- Merhaba. - Nasılsın?
SEKS / DÜŞLER / AŞK
DÜŞLER / AŞK
AŞK
Burada gördüğümüz tüm sanat eserleri bize bir şeyler anlatıyor.
Bence belediye binasının süslemelerini...
...Oslo'da yaşayan hepimize yönelik bir mesaj olarak görmek çok önemli.
Bunu göz önünde bulundurursanız...
...tüm binanın insanî değerleri yansıttığını göreceksiniz.
Örneğin, bu frizde...
...farklı kadın ve çocuk grupları var.
Solda, çocuğu olan bekar bir kadın var.
Onun yanında, birlikte bir çocuğu büyüten iki kadın.
Bunu, hem bekâr anneleri...
...hem de eşcinsel ebeveynliği onaylayan bir mesaj olarak yorumluyorum.
Ve daha da ötesi...
...eşcinselliğe yönelik açık bir belediye övgüsü olarak.
Harika değil mi? Bu arada, bu benim arkadaşım Marianne.
Sen de bize katılabilirsin. Batı duvarında başka güzel örnekler bulalım.
Ülkece, sportif başarıları çok seviyoruz.
Bu yüzden, seçtikleri sporun...
...feminen nitelikleri bu denli yücelten bir branş olmasından...
...memnuniyet duyuyorum.
Yani, artistik patinaj!
Burada Oslo'nun simgesi olan Oslo Kızı'nı görüyoruz.
Ya da benim ona taktığım isimle “Oslo Kadını”nı.
Nasıl orada durup izliyor ve dinliyor, görüyorsunuz.
Şehrini seyrediyor. Bence bu gerçekten çok güzel.
Bu tarafta, diğerlerinden sıyrılan iki heykel göstermek istiyorum...
...Nils Flakstad'ın Balıkçı heykeli.
Norveç'in en önde gelen endüstrilerinden birini temsil ediyor.
Ama balıkçının aynı zamanda eski bir Mesih sembolü olduğunu da unutmamalıyız.
Bu yüzden, bu figürü, Oslo'nun tüm vatandaşlarının hayatlarını kutsayan...
...sevgi dolu ve bağışlayıcı bir Mesih figürü olarak görmekten keyif alıyorum.
Ve kucakladığı her şeyi; rüyaları, endişeleri...
Ve ihtiyaçları... özellikle de cinsel ihtiyaçlar ki...
...bunu da şuradaki bir figüre bağlamak istiyorum.
Bu, açıkça cinsellikle ilgilenen tek heykel.
Üç insanın buluşmasını görüyoruz.
Sağda bir çift, solda tek başına bir adam.
Cinsel gerilimin hâkim olduğu bir buluşma.
Soldaki erkekle sağdaki kadın arasında açıkça bir şeyler varmış gibi görünüyor.
Ama sağdaki erkeği incelerseniz...
...onun bakışları da diğer erkeğe dönük, değil mi?
Şimdi ellerine bakın; ellerini kasıklarının üzerinde birleştirmiş.
Bu ne anlama geliyor?
Bu üçlü arasındaki buluşma cinsel bir birleşmeye mi dönüşecek?
Kısaca, üçlü seks mi? Böyle şeyler olur.
İnsanların farklı cinsel ihtiyaçları ve tercihleri vardır...
...İsa da bunu yaratılışın bir parçası olarak görür ve kabul eder.
Benim özellikle ilginç bulduğum şey...
...belediye binamızın dış duvarındaki bu kadar göze çarpan bir yerin...
...cinselliğe ayrılmış olması.
Bunu çok dokunaklı ve düşünceli buluyorum.
- Ama... bu yeterince kapsayıcı değil gibi? - Nasıl yani?
Yani, biraz fazla dar bir kesime hitap ediyor gibi...
Halbuki bu, Oslo'nun 100. yılının ruhunu yansıtan ana tema olmalıydı.
Millî bir kutlama. Şölen ve coşku...
Evet, bu tema çerçevesinde...
...şehirde birçok etkinlik planladık.
- Günlerce sürecek. - Evet. Bu, bizim...
Spesifik olarak nasıl bir şey hayal ediyorsunuz?
Ne üzerinde çalıştığımızı bilmediğimiz için bir bütçe hazırlamak zor.
Spesifik önerilerimiz var...
Ama sadece bir gün süremez.
Herkesi kapsaması gerekiyor.
Kesinlikle! Bu herkes için! Ama “herkes” kim?
“Herkes” biz değil miyiz?
Kadınlar, erkekler ve farklı gruplar, sayısız renk...
Ve hep birlikte işte “herkes”i oluşturuyoruz.
Yarın görüşürüz.
- Hoşça kal. - Güle güle.
- Pek iyi gitmedi. - Gitti!
Hayır, gitmedi. Bir yere gidip kahve içebilir miyiz?
Feribota yetişmemiz gerekmiyor mu?
Nesodden'a gitmemize daha iki saat var. Bolca vaktimiz var.
- Bunlar senin fikirlerindi. - Evet, benim sunumum.
Herkes fikrini sunar, sonra birlikte karar veririz.
Tabii ki bir danışmanlık firması da var, onların da bir önerisi olacak.
Ancak bu öneri insanların ihtiyaçlarını önceleyen bir temele dayanmalı.
Sen öyle mi düşünüyorsun?
- Ben mi? Sen de öyle düşünüyorsun aslında. - Öyle mi düşünüyorum? Nasıl yani?
Bu işe başvurduğumda...
“Belediye için çalışmak insanlara yardım etme fırsatıdır,” demiştin.
- Öyle mi dedim? - Evet.
- Kendi işinden mi bahsediyordun? - Belki de?
“Belki de”...
Marianne, bunları düşünmeden söylüyorsun.
“Adımı söylediğinde, adımı bildiğin için...
...sevinçten deliye dönüyorum.” Bunu bana yazdığını hatırlıyor musun?
Evet, elbette.
Bu, Ragnar Hovland'ın bir sözü. Aklına neden şimdi geldi?
Bilmiyorum, muhtemelen “Marianne” dediğin için.
Bana, bu gece hakkında daha fazla bilgi ver.
Şöyle olacak...
Detayları hâlletmek için bir ekip kurdum.
Bir besteci, bir mimar...
...bir koreograf var... Ve sonra biz...
- Peki ya jeolog? Geleceğimi biliyor mu? - Biliyor tabi.
Bu konuda içimde çok iyi bir his var.
Muhtemelen sadece ben öyle düşünüyorum; ama bence çok iyi anlaşacaksınız.
Öyle mi...
Ortam, insanlarla kaynaşman için gayet uygun...
- ...yani, çok resmî olmak zorunda değil... - Ben zaten çoğu insanla çabucak kaynaşırım.
- Ne, nasıl...? - Yok, yani, ben sadece...
Benim için o kadar büyütülecek bir şey değil ama senin için çok önemli gibi görünüyor.
Biriyle tanışman mı?
Hayır.
Hayır, mesele o değil.
- Hayır, mesele o değil. - Değil mi?
Erkek arkadaşımın olmamasından yakınıp durmuyorum, değil mi?
Hayır.
Muhtemelen sadece kendi açımdan bakıyorum.
Biriyle tanışmak konusunda çok fazla stres yapıyordum.
Ama biriyle tanışmaya açık olduğunu söylemiştin.
Açığım, evet.
Peki, birini bulamamaktan kaynaklanan stresinden bahsederken...
...bu stresin sebebi neydi?
Gerçekten bilmiyorum.
Eskiden yalnız olmayı severdin.
Belki de bir ilişkinin getirdiği güvende olma hissi yüzündendir?
- Belki de... - Bu konuyu çok düşündüm.
Hayatta kendimi güvensiz hissetmiyorum. Sen de etmiyorsun.
Aynen.
Yani, evli olmayı seviyorum.
Bu konuda senden daha basit biriyim.
O evde yedi sekiz yıl yaşadıktan sonra, şimdi mi bir komodin almaya karar verdin?
Aklıma gelmemişti. Nereden alınır ki?
IKEA'dan sanırım. Ya da internetten 2. el. Nasıl bir şey istiyorsun?
Yatağa uygun, alçak olanlardan olmalı.
- 2 tane lazım. - Hayır.
Tek tarafında komodin olan bir çift kişilik yatak olmaz. Üzücü olur.
Kimin umurunda? Neden üzücü olsun ki?
2 tane almamın...
Merhaba! Sen de mi partiye gidiyorsun?
- Parti mi? - Daha çok bir buluşma gibi.
- Ya da ilham verici bir toplantı. - Anladım. Eve gidiyorum.
Nesodden'da mı yaşıyorsun? Hiç bilmiyordum.
Hayır, yaşamıyorum. Sadece bir kulübe ödünç aldım.
Yazımı orada geçiriyorum.
- Heidi, arkadaşım, ve Tor, iş arkadaşım. - Memnun oldum.
- Yine de iyi eğlenceler. - Eğleneceğiz.
- Yarın görüşürüz o zaman? - Tamam. Hoşça kal.
- Doktor mu? - Hayır, hemşire.
- Bir ayna bulmam lazım. - Ben dışarıdayım o zaman.
Merhaba!
İnsanların, söylediklerini gerçekten anladığını varsayamazsın.
Bütün gün o hastayı düşündüm.
- Bunu fark ettiğine çok sevindim. - Bana babamı hatırlattı da...
- Ben de biraz onun gibiyim. - Öyle misin?
Kendimi aptal durumuna düşürmekten korktuğum için...
...soru sormaya cesaret edememeyi anlayabiliyorum.
- Anlıyorum. Nerelisin? - Østfold'un Hobøl kasabasındanım.
- Çiftlikte mi büyüdün? - Hayır, ama annem çiftlikte büyümüş.
- Anlıyorum. - Ama çiftçi değillerdi.
No comments yet. Be the first to leave one.