نخستین 200 خط.
BİRİNCİ GÜN
Her yıl yetmiş milyon sünnet yapılıyor.
Raporda böyle diyor. Ve sadece bu ülkede.
Bir düşünsenize.
Biliyor musun Cassidy? İstemiyorum.
Yetmiş milyon erkek bebeğin sünnet derisi, tamam mı?
Kopmuş, hasat edilmiş, istiflenmiş hâlde.
Hepsi depoların içine atılmış,
ne için kullandıklarını bilmek istemezsiniz.
- "Onlar" kim Cassidy? - Oligarklar.
Büyük iş.
Şu görüşmeye gittiğimiz senin adamın olayı nedir?
Mike'ın eski bir aile dostu.
Tanrı'yı aramak adına iyi bir başlangıç gibi duruyor.
Tanrı dedektifi gibi biri, değil mi?
Bir tür ruh avcısı, kelle avcısı gibi bir aile dostu mu?
Dindar bir iş adamı.
Sadece çok okuyor.
Eğlenceli bir başlangıç gibi duruyor.
Doku nakli.
Sünnet derilerini doku nakillerinde kullandıklarını biliyoruz.
Oprah Winfrey Show'daydı.
Ayrıca kullandığınız yüz kremlerine de koyuyorlar kızlar.
Bekle. Yüz kremlerine sünnet derisi falan koymuyorlar.
Evet, koyuyorlar. Kolajen mi ne üretiyor.
Cassidy, bu bir yalan.
Öyle olsaydı yüzünde o minicik sünnet derilerini hissederdin.
Daha yumuşak ve genç görünen bir cildin olduğunu hissediyorsun. Değil mi?
Böyle kancayı takıyorlar işte. Bir düşünmen lazım.
- Güzel bir cildin var. - Kapa çeneni.
Bu gerçekten kötü bir şarkı.
Boktan.
Hadi Eileen
Pislikler, daha yeni yakmıştım.
Ne kadar hızlı gidiyordun?
Yüz elli altı.
Sorun yok.
Kenara çekip
Afganistan gazisi numaramı yapacağım.
Evet, bunu yapabilirsin.
Gerçekten mi?
Sana kalmış.
Benzinimiz bitmek üzere.
O zaman yapma.
Araba takibine bayılıyorum.
Hadi Eileen
Yemin ederim Ne demek istediğini biliyorum
Şu an
Benim her şeyimsin
Şu elbisenin içinde Yemin ederim itiraf ediyorum
Kirlenmek üzeresin
Hadi Eileen
Hadi Eileen
Bu melodiyi sonsuza kadar mırıldanacaksın
Hadi Eileen
Yemin ederim Ne demek istediğini biliyorum
Şu an
Benim her şeyimsin
Şu elbisenin içinde
Düşündüğümü itiraf edeceğim
Kirlenmek üzeresin
Hadi Eileen
Güzel bir şarkı.
Evet. Fena değil.
BENZİN
- Mutlu musun şimdi? - Neredeyse.
Çok tatlısın.
Bir ara dışarı çıkalım?
Hoşuma gider.
Arabadan çık!
Bir planımız var, değil mi?
Tabii ki.
Tamam ucube.
Otunu ve şemsiyeni hemen bırak.
Şemsiyeye ihtiyacım var yoksa alev alırım, değil mi?
Şemsiyeyi bırak. Hemen!
Pekâlâ, şey...
Pekâlâ, şeyi alayım...
Hayır, eller yukarı!
- Ellerini göreyim! - Sadece rahatla.
- Sadece güneş kremimi alacağım. - Ellerin!
Sadece güneş kremimi...
Ellerini ver.
Seni piç!
- Ellerini orada tut. - Hey, dikkatli ol.
- Çok teşekkürler. - Tabii ki. Her zaman.
- İyi herifsin. - Ne yapıyorsun lan sen?
Ama alev alacağını söyledi.
Aptal...
Şemsiye konusunda yalan söylemiyormuş, değil mi?
Çık bakalım dışarı.
Güneşin altında sana birkaç soru sormak istiyorum.
Hayır.
- Yapma. - Dur.
Silahlar kılıflara.
- Ne dedin sen? - Kapa çeneni.
Şuraya geçin.
Sen.
Benzin depomuzu doldur.
Sen.
Taşaklarına gürz püskürt.
Siz ikiniz el ele tutuşun.
Ve sen,
The Yellow Rose of Texas'ı söyle.
Texas'ta sarı bir gül var
Onu görmeye gidiyorum
Başka hiçbir asker onu tanımıyor
Hiçbir asker, sadece ben
Ağladı onu terk ettiğimde
Büyük ihtimal kalbi kırıldı
Eğer bir daha görürsem Asla ayrılmayacağız
- Hayır, bunu sevmedim. - Neyi?
Şu senin şeyi. Seni öpmeme sebep olan şeyi.
- Genesis. - Her neyse. Sevmedim.
Sadece buradan gitmemizi mi isterdin?
En azından adil ol.
- Bu şey eğlenceli bile değil. - Bir bakıma eğlenceli.
Dumanlı beyin eli gibi bir şey kafana girip
sana bir şeyler mi yaptırıyor?
- "Dumanlı beyin eli" mi? - Her neyse.
Bak, demek istediğim, sana yapılsa hoşuna gider mi?
Cassidy'yi al, gidelim.
Herkes eğilsin!
Nişancı! Açıktayız.
Duman!
Ateşi kes!
Yardım edin!
Clementine'in hakkında konuşuyorsun
Eğil!
Lanet olsun!
- O ne biçim bir silah? - Bilmiyorum.
Belki anlattırırım.
Gitme zamanı.
Arabamdan ayrılmıyorum.
Cassidy nerede?
Arabamdan ayrılmıyorum Jesse!
O zaman biraz benzin hortumla.
Hortumlamak mı? Neyle?
Şuna ne dersin?
- İmkânı yok. - Sana kalmış.
Cassidy'yi bulmam lazım.
- Gitmeye hazır mısın? - Evet, lütfen.
Sür!
Ağzımdaki tattan kurtulmalıyım.
Tanrım.
Siz buraya nasıl geldiniz?
Bu...
Bağırsak mı bu?
Pekâlâ, polisi arayacağım.
Hiç polis kalmadı.
Orospu çocuğu hepsini vurdu.
Başka bela istemiyoruz.
Neden burada değilmişiz gibi davranmıyorsun?
Al.
Bana güven.
Merhaba.
Gel buraya minik güzellik.
Teksas'ta küçük bir kasabayı
yok eden patlamada kurtulanlardan hâlâ haber yok.
Yetkililere göre son dönemlerdeki...
Selam.
Pekâlâ.
Bir şişe su, meyve suyu,
Yoo-hoo ve acı sos.
Merhaba?
Pekâlâ. Hazırım. Gidelim.
Güzel.
Ne olduğunu gördün mü?
Orada değilmişiz gibi davrandı.
- Herkes iyi mi? - Tabii ki.
Orada neler oldu? Bize miydi yoksa polislere mi?
Biz bir şey yapmadık. Neden bizi vurmak istesinler ki?
Farkında değil misin?
Erkek arkadaşının bir süper gücü var.
Bunun arkasından gelecek bir sürü kişi var.
"Süper güç." Lütfen.
Süper kahramanımız ve süper gücü alınmasın ama
belki de sadece yanlış zamanda yanlış yerdeydik.
Teksas'tayız.
Burası manyak kaynıyor.
Bilmiyorum. Padre, ne diyorsun?
Yapmamız gereken bir iş var.
Eğer onu bir daha görürsem onun çaresine bakacağım.
Ama şimdilik gitmemiz gerekiyor.
- Kötü bir başlangıç oldu. - Aynen öyle.
Öyle oldu. Şanssız bir başlangıç.
Buradan sonrası daha sakin geçecek Padre.
- Hey Cass? - Ne?
Üstünde kedi tüyü var.
Sağ ol.
Ginger?
Nereye gittin kızım?
Preacher?
Burada değildi.
Preacher?
Üzgünüm.
Burada değildi.
Aç.
Pardon?
Ağzını.
No comments yet. Be the first to leave one.