نخستین 200 خط.
Dürüst olalım.
Kurabiyeyi gıda niyetine yemezsiniz.
Kurabiyeyi verdiği hazzın güzelliği için
ve kendinizi özgür hissedip
"Biliyorum, bu kurabiye diyetime iyi gelmeyecek
ama bana mutluluk verecek
ve hayatın kısa olduğunu, yediğim kurabiyeleri...
...dert etmememi hatırlatacak."
demek için yersiniz.
Böylece kendime şu soruyu sormaya başladım,
"Hayatının sonuna kadar her gün yapabileceğin şey nedir?"
Şöyle dedim,
"Kurabiye yapmak."
NETFLIX SUNAR
NETFLIX ORİJİNAL BELGESEL DİZİSİ
Christina Tosi fırtına gibidir.
Saç bandını takar ve süper kahraman olur.
Christina inanılmaz bir pop kültürü fenomeni yarattı.
Milk Bar bir pastane imparatorluğudur.
İnsanların tatlı yeme alışkanlıklarını değiştirdi.
MILK BAR'IN ESKİ MUTFAK MÜDÜRÜ
Dünyanın neresinde mısır gevreği kurabiyesi var?
Dünyanın neresinde trüf topları...
O ne? Bitirebilir misin? Çatlak turta mı?
SERBEST EDİTÖR
Annenizin yaptığı bir şey
ama dünyaca ünlü bir pasta şefi tarafından yapılmış.
Nostaljiyi anlayan
ama aynı zamanda nostaljiyi yok etmek isteyen biri.
KIZARMIŞ ELMALI TURTA
Dünyanın en iyi şefleriyle çalıştı
ama pek yemek kültürü yoktur.
Tam bir abur cubur hastası.
Sevdiği yiyecekleri tatlılarına koyuyor.
Bir gün ona bir kutu Take5 şekeri aldım.
"Bir haftada kaç tane yiyebilirsin?" dedim.
Bütün kutuyu yedi.
Bazen pişmemiş kurabiye hamuruyla gelir.
Kim pişmemiş kurabiye hamuru yer ki?
"Şeker hastası olacaksın." deriz.
Bunlar çok yediğinizde kendinizi iyi hissedeceğiniz yiyecekler değil.
Ama Christina'nın yaptıkları öyle güzel ki hayır diyemiyorum.
Yemekten kendimi alamıyorum.
Christina özgün bir Amerikalı şef.
Fransız olmaya ya da Japonya'ya gitmeye çalışmıyor.
O Amerika.
Amerika da çok leziz.
CLINTON PANAYIRI, WILMINGTON, OHIO
Karamel elmaya daima yakışır.
-Teşekkürler. -Evet! O ne?
Domuz pastırmasının porsiyonu epey büyükmüş.
Çocukken çok yemek seçerdim.
Günün her saatinde peynirli makarna,
sosis ve gevrek yemeyi severdim.
Yağda kızartılmış Snickers, Oreos ve Twinkies alabilir miyim?
Yargılamak yok.
Ve kızarmış çikolatalı kurabiye hamuru.
Tatlıya deli olurdum.
Dondurma, kurabiye hamuru,
fırında pişmiş, üstünde şeker olan her şeyi yerdim.
Tanrım!
Elmalı turta ve yumuşak dondurma gibi
Amerikan tatlılarını yerdim.
Dairy Queen gibi.
Orası öyle bir yer ki
önünden geçerken iki elim kanda bile olsa durup yerim.
Şuna bak. Onu biz yiyeceğiz.
İnsana sevinç ve mutluluk veriyor.
Hayatın o kısacık anını biraz daha tatlılaştırıyor.
Tutabilecek misin Charlie?
-Evet. -Harika görünüyor!
-Sağ ol. -Bir şey değil.
Çocuk duyarlılığıyla yaklaşırsanız
dünyadan daha çok zevk alırsınız.
Ne kazanacaksın?
Dünya çok ilginç ve güzel bir yer hâline gelir.
Şöyle yapacaksın. Evet, öyle!
Hayat her zaman güzelliklerle dolu değil.
Ancak hayatta her zaman
omuzlarınızdaki yükün azaldığı bir an olmalı.
Güzel mi?
Bu tarifi babam çok severdi.
Büyük büyükbabanın, benim büyükbabamın elma bahçesi vardı.
Büyük Buhran döneminde
kötülere "düşenler" derlerdi.
Elma yere düşünce zedelenir. Onları satamazsın.
O yüzden büyükannem o elmalarla
elma püresi ya da elmalı tatlı yapardı.
Hatta elma püresi yaparken kabukları da kullanırdı.
Hiçbir şeyi ziyan etmezdi.
Bilirsin.
Annemin annesinin yanında durup
onunla aynı tarifi yapabileceğimi söylerdim
ama her nedense onunki hep daha iyi olurdu.
Ama sanırım o aslında,
yiyecek yoluyla gösterilen sevginin, ilginin, şefkatin
zihinsel, duygusal veya bilimsel olarak damakta bıraktığı lezzetin güzelliği.
Onun yaptıkları her zaman daha güzel olurdu.
Büyükannem, teyzelerim, annem hepsi fırın kullanırdı.
Fırına her gün bir şeyler girerdi ama gösterişli şeyler değil.
Fırından yeni çıkmış bir şey olması için veya birine vermek için,
çıkarken yanımıza almak için pişirirlerdi. Hayatımız böyleydi.
Bunu çocukluktan beri, hayatı boyunca yaptığını söyleyebilirim.
CHRISTINA'NIN ANNESİ
Midilli falan isteyecek bir çocuk değildi.
Oyuncak fırın istedi.
"Oyuncak fırına para harcayamayız.
Mutfakta fırın var.
Mutfağa gidiyoruz." dedim.
-Selam tatlım. -Seni seviyorum.
Buraya gel.
Ailemin hayatı böyledir.
Bu kadınlar çok güçlü ve etkileyicidir.
Dünyanın en harika kadınları olduklarını düşünürdüm.
Aferin.
Hepsini kendimiz yemeyiz.
Birilerine vermek için fırınlarız.
Pastacılığı seviyorum çünkü büyükannemleri hatırlatıyor.
Kurabiye hamuru çalıyormuş
gibi hissediyorum,
onlarla birlikteymişim, onlar gibiymişim gibi hissediyorum.
Güzel. Tarçın kokuyor, değil mi?
-Bir tane yemiştim. Harika! -Çok güzel değil mi?
Biraz daha şeker koymak lazım.
İnsanları memnun etmekten hoşlanan, pozitif kadınlar tarafından büyütüldüm.
"Bugün doğum günün.
Yüzün kızarana, bir köşede saklanmak isteyene kadar kutlayacağız." derlerdi.
Ne kutlaması olursa olsun, hemen pasta yaparlardı.
Ama pastaya çok düşkün değilimdir.
Pasta, Amerikalı bir çocuğun yiyebileceği en güzel,
en heyecan verici tatlıdır
oysa oldukça sıradandır.
Sünger gibidir.
Pek fazla aroması yoktur, biraz kurudur, kıvamlı değildir.
Kaçan fırsatlar dünyası gibidir.
Pastayla olan ilişkimi belirlemem gerektiğini biliyordum.
Pasta olduğundan daha iyi olabilirdi.
Aşçılık okulunda,
güzelliğe ve mükemmeliyete düşkün çılgın ustaların yanında çalıştığımdan,
iş pasta süslemeye geldiğinde...
Beni öyle yordular ki, "Pasta krema kaplanmamalı."
demeye başladım.
Krema kaplamanın bir saplantıya dönüşebileceğini gördüm.
Oysa o süre başka bir şeye ayrılmalı.
O süre pastanın katlarına,
kremaya, dolguya ayrılmalı,
döner tablada, kusursuz bir şekilde
kremayla kaplanmış bir pasta yapmak için harcanmamalı.
Amaç ne?
Seramik kursunda değiliz.
Dünya kadar aroma ve kıvam var.
Pasta fazlasını sunmalı.
Harika bir pasta yapmaya ayrılan bunca zamanı, verilen kararları,
keki emdirmeyi, kremayı,
kırıntıları ve dolguyu düşündüğümde...
neden üstünü kapatayım ki?
Pastaya bakıp şöyle demek harika bir şey,
"Bu muhteşem şeyin içinde neler var görmek istiyorum."
Bunlar bir pasta dilimini kusursuz yapan önemli detaylar.
Pastanın kenarlarını krema kaplamıyoruz. Bu da benim pasta eleştirim.
DOĞUM GÜNÜ PASTASI
Sütü döker misin?
Annem muhasebeciydi. Babam Tarım Bakanlığı'ndaydı.
İkisi de uzmandı. Hayatları boyunca aynı işte çalıştılar.
Beni çok çalıştırdılar, dengeli biri olarak yetiştirdiler.
CHRISTINA TOSI SEKRETER
A'dan düşük bir notum olsa,
"Neler oluyor? Bu hiç iyi değil.
Tosi'ler A'dan düşük not almaz." derlerdi.
Çok güzel.
Üniversiteden mezun olurken
bir dönüm noktasına geldim,
"Bu şey beni nereye götürecek?
Başarılı olma isteğimi nereye yönlendirmeliyim?
Çünkü dikkatli olmazsam hiçbir yöne gitmeyecek." dedim.
Zavallı, aptal bir duruma düşeceğim,
"Onca A'yı aldım da ne oldu?
Beni nereye götürecek?"
Yetişkin olmak üzereydim.
Her gün giyinip işe gitmek istemiyordum.
Boğulacağımı, öleceğimi biliyordum.
Kendime sormaya başladım,
"Sabahları seni yataktan heyecanlı bir şekilde ne kaldırır?"
Cevap, pastacılık.
Hayatımı böyle kazanabilsem harika olurdu.
Bu benim hayalim oldu.
New York'u canlı, harika, her şeyin mümkün olduğu bir yer olarak
düşünürdüm.
Bu, New York'a taşınıp
pasta şefi olma fikrini geliştirmeme yardımcı oldu.
Annem fikre zor alıştı.
Ona göre pasta, insanın işten arta kalan zamanında
yaptığı bir şeydi.
Böylesine vasıfsız bir şeyin
beni bu kadar yönlendirmesini bir türlü anlayamıyordu.
"Bana iyi bir yaşam sağlamak için çok çalıştığınızı biliyorum
ama bu yaşamı istemiyorum.
Başka bir şey istiyorum." dedim.
Çok üzücü olduğunu biliyordum.
Ancak gideceğimi biliyordum ve gittim.
No comments yet. Be the first to leave one.