Drugstore Romance

Drugstore Romance (Corps à cœur)

دانلود زیرنویس Turkish

هماهنگ با نسخه‌های زیر

Corps a Coeur 1979 720p BluRay AVC-mfcorrea
ناشر dikistutmaz
24 fps

برچسب‌ها

bluray
تاریخ انتشار: 2025-04-23
تعداد دانلود: 46
مخصوص ناشنوایان: No
FPS: 24

پیش‌نمایش زیرنویس Turkish

نخستین 200 خط.

Jean Grémillon'a ve Gabriel Fauré'ye...

DRUGSTORE ROMANCE

- Şu kadının her şeyini bilmek istiyorum. - Hangisi?

- Benim için halledebilir misin? - Arabayı mı kadını mı?

Kasıntı...

Gel bak.

Elindeki aracı bırak ve benimkiyle biraz ilgilen.

Bir saatlik işim var. Anladın mı beni?

- Sürekli kıyak istiyorsun. - Hadi, hatırım için.

Topu attım duvara, sekti geldi havada

Ne güldüm, ne kıpırdadım orada

Duruyorum sağ ya da sol ayağımda

- Onu tanıyor musun? - Hayır.

- Hadi ama... - Tanımıyorum dedim ya.

- Marcelle'den haber var mı? - Ya senin kız kardeşinden haber var mı?

O benim kız kardeşim değil, üvey kız kardeşim. Dallama.

- Onunla ilgili sıkıntın ne? - Ya sen, ekipmanlarınla nereye gidiyorsun?

- Pierrot'nun arabasını temizleyeceğim. - Anahtarlar sende mi?

- Evet. - Harika, ben de geleceğim!

Hatunun kim olduğunu bilmek istiyorum.

Kilisede gördüğüm bir profil için burada olduğumu düşününce...

- Ne? - Evin güzelmiş.

- Mavi rengi seviyorsun, değil mi? - Pek sayılmaz, aldığımda böyleydi.

Yeniden dekore edecek vaktim olmadı.

Cezayir'deki çocukluğuma benziyor.

- Toulon mu burası? - Evet.

- O kim? - Annem.

- Peki ya köpek? - Köpek mi?

Aşka dair tek gerçek anım.

- Başka bir şey yok mu? - Şu anda yok.

- Peki, izini sürebildin mi? - Kolay değildi.

Adını da nerede yaşadığını da bilmiyorum.

- Ama çalıştığı yeri biliyorum. - Şanslısın, çok yakın.

İtalya Bulvarı'nda, La Vistule Caddesi'yle Peugeot arasındaki köşede.

- Tahmin etmeyecek misin? - Bilmeceleri sevmem.

Tüm planlarımı altüst ettin.

Sana yardımcı olmamı ister misin?

- Beni sever misin? - Yardımcı olayım mı dedim...

Kulaklarındaki sabunu durula.

Allora!

Sosyal hizmet uzmanı, veteriner, hemşire...

...eczacı, hostes, pazarlamacı, kasap, bakkal...

...medyum, güzellik uzmanı...

Havluyu ve bornozu da evle birlikte mi aldın?

- Hayır. Neden? - Mavi renkteler de.

Hediyeler.

Saç kurutma makinesini getir.

Ve bir fırça ya da tarak. Elinde hangisi varsa.

Ve bana cevap ver, en azından bunu yapmalısın.

- Beni rahat bırak. - Bu söz konusu bile olamaz.

- Pierre! - Bana Pierrot de, madem seni azdırıyor.

Kendisi eczacı.

Bence seveceksin.

Çok büyük, pencereli.

Girişte iki dev bitki var.

Ama iç mekan modern, zevksiz değil.

Muhtemelen oranın müdürü.

Kapıdaki isimlere aldırış etme, eminim alakasızdırlar.

Pek arkadaş canlısı birine benzemiyor.

Kocaman gözlerine rağmen.

Mavi ve dalgınlar.

Ne söylüyorsun, Aristo?

Uygun tonda söylenirse, Fauré'nin Requiem'i olabilir.

Artık sadece bunu duyuyoruz.

Geçen yıl Beethoven'dı. Bir önceki yılsa, Erik Satie, Gymnopédies.

Müzik genellikle kızlara benzer.

- Bu yıl, hiç alakası yok. - Seninle konuşan yok, Platon.

- Pierrot tamamen babasına çekmiş. - Tamamen değil.

- Ne demek istiyorsun? -Tamamen değil demek istiyorum.

Ne yaptıysa layığıyla yaptı.

Bir aydır sana şu kapı kolunu yaptırmaya çalışıyorum!

- Benimle evlenmeliydin! - Cereyanımla mutluyum ben!

Cereyan kafasının içinde zaten!

- Seni duydum, Sonia. - Bizimle uğraşma, Lina.

- Salla ya... Dinle, bir şarkı besteledim. - Yine mi?

“Kış ayakların için soğuktur...

“Yaz... İlkbahar hayal kurman içindir...

- “Yaz, vücudunu sergilemen için... ” - Ya sonbahar?

Sonbahar mı? Onu henüz bilmiyorum.

- Sonbahar, ölümü beklemek içindir. - Ölümü beklemek için mi? Yok artık!

- Saçma sapan konuşma be! - Ne diyorsun?

1 kasım yortusunu diyorum işte.

Cuma için söz veremem.

- İstersen beni ara. - Tamam, ama en azından elinden geleni yap.

- Çık dışarı artık ya. - Beni bir sal ya.

- Hiçbir şey bulamıyorum, lanet olsun. - Minnoş!

- Efendim? - Pierrot'yu gördün mü?

- Gelmedi henüz. - Gelir gelmez onu gönder.

Tamam.

Mala vurdum...

...mala vurdun...

...mala vurdu.

- Biraz dağıttık. - Tahmin edebiliyorum.

- Yine mi bozuldu? Motoru değiştir. - Asla değiştirmem!

- Burayı kirletmeyeceğiz. - Pierrot, bir sigara versene.

Annenle aran nasıl? Ara sıra yanına gidiyor musun?

- Seni görmek ister, gitmelisin. - Umurunda bile değil.

Sırları var, hiç değişmedi.

- Akşam yemeği için ne istersin? - Umurumda değil, burada olmayacağım.

Nihayet.

Sessiz ol. Sesini duyuyor musun? Konuşmuyor, mırıldanıyor.

Topu attım duvara, sekti geldi havada

Beni nerede bulacağını biliyorsun.

- Kolay gelsin! - Sağ ol.

- Hazır mı? - Hazır. Louis seni bekliyor.

- Gidiyorum. - Şimdi olmaz.

- Küçük hatunuyla birlikte. - Marcelle mi? Hiç sanmıyorum.

Hatunu demedim. ‘Küçük’ hatunu dedim.

- Villejuif'li bir fahişe. - Ne demek istiyorsun?

Çaktırmamak için gündüzleri geliyor, ama kimse aptal değil.

- Neyse, bekleyemem. - Merak etme.

Senin aksine, o çabuk boşalır.

- Kısa bir sakso, 50 pound, kısa günün kârı. - Hiç utanman yok mu senin?

Hiçbir şeyi anlamıyor ve görmüyorsun. Ama umurumda değil.

Bir gün seni elime geçireceğim.

Acelem yok.

Bütün numaralarını gördüm: Nasıl heyecanlandırdığını, azdırdığını...

- Seni sürekli izliyorum. - Sen sadece sümüklü küçük bir kızsın.

Bunu süslü kadınlarına sakla. En azından mutlu oldu mu?

Onu iyi sikebildin mi?

Teknik, taktik, ha? Henüz gerçek aşkı bulamadın.

Gördüğün gibi, çoktan bitmiş.

- Bir gün senden bir iyilik isteyeceğim. - Pierrot!

- Ben gidiyorum. Aramızda bir sır olsun bu. - Mektup taşımamı mı isteyeceksin?

- Ben gidiyorum, sakıncası var mı? - Kafa buluyorsun benimle, değil mi?

Ortağım olman, ortalıkta dolanabileceğin anlamına gelmiyor.

Onun yerine Jaguar'ın karbüratörüne bir bak.

Sonra gidebilirsin. Yağmur yağmadan bitirmeye çalış.

Eczane

- Denise, hava ne kadar kötü! - Gerçekten çok kapalı bir hava var bugün.

- Siparişi kontrol etmek ister misin? - Evet, evet.

- Şampuan hâlâ kayıp. - Boş ver, elimizdeki yeterli olur.

Denis, laboratuvara gidiyorum, beni rahatsız etme.

Bayım?

Hatırlamaya çalışıyorum... Romatizma için...

- Burası bebek bakımı rafı. - Öyle mi pardon.

- Romatizma için bir şeyiniz var mı? - Ne zamandır ağrınız var?

- Omzum. - Ne kadar zamandır ağrıyor?

Pardon. Bir haftadır.

Doktora gittiniz mi?

Gittim ama ilacın adını unuttum. Antibiyotik bir ilaç, değişik bir adı vardı.

Kesinlikle antibiyotik değildir. Kortizon olmasın?

- Evet, o. - Peki, ama reçeteye ihtiyacınız var.

- Doğru ya, reçeteye ihtiyacınız var. - Reçetesiz veremem.

- Uyuşturucu kullanmıyorsunuz, değil mi? - Uyuşturucu mu? Hayır, hayır.

Ama gerçekten çok ağrım var.

Sorumluluk almaktan korkmanızı anlıyorum.

Patroniçe burada değil mi?

Aynı şeyi söyleyecek, bu ilaçlar kırmızı reçeteli.

Hayır, bakın, böyle duramam.

- En azından ona bir sorsanız. - Onu böyle bir şey için rahatsız edemem!

- Lütfen, hanımefendi. - Hanımefendi!

Duymuyor, gidip bakayım.

Bu ne demek oluyor? Garip değil mi?

Çok garip görünüyor.

- Deli mi bu adam? - Bilmiyorum.

Üzgünüm, reçete olmadan veremiyoruz.

Denise, istersen aspirin ya da ağrı kesici verebilirsin.

Pierrot'm.

- Louis nasıl? - İyi.

- Hâlâ anlaşabiliyor musunuz? - Sıkıntı yok.

Biliyorsun Pierrot'm, seninle kalmayı reddetmemin sebebi Louis.

Gençken hep peşimdeydi.

Tanrı biliyor ya, onu hiç yüreklendirmedim.

- Bana inanıyor musun? - Umurumda değil.

Senin için her şeyini feda eden biriyle böyle konuşmaya utanmıyor musun?

Umurumda değil.

Ne sanıyorsun, ben hiçbir şeyden pişman değilim, seni çok sevdim.

Çok yakışıklıydın, hayatım. Diğerleriyle ne yapardım?

Hayır, hayır, kımıldama. Susuyorum, susuyorum.

Saçmalamamdan hoşlanmıyorsun.

Hikâyelerimi defalarca dinledin. Serseri.

Gevezenin tekiyim.

Deli bir ihtiyar gevezeyim.

Seni neden bu kadar çok seviyorum?

Tanrı'm.

Buzdan bir kalbin var. Tamam, tamam. Susuyorum, susuyorum.

Göreceksin, sana güzel bir akşam yemeği hazırladım.

Seninle konuşmam lazım.

Toulon/Mourillon'daki bakkalı Bay Viaton'u tanıyor musun?

Cevap ver. En azından adını duyduğuna eminim.

Cevap versene!

Zamanımı asla cevaplamayacağın sorular sorarak geçiriyorum.

Ama beni dinleyeceksin. Duyduğun her şey yanlış.

Her şey yanlış. Her şey yanlış.

Bak. Bak!

Bir kadına deliler gibi aşık olan bir adamın ne hissettiğini bilmiyorsun.

Deliler gibi! Yani artık ne yaptığını bile bilmiyor.

Yemek yiyemiyor, uyuyamıyor.

Gece gündüz amaçsızca dolaşıyor!

Ve ben onunla konuşmuyordum bile. Mektuplarını okumadan çöpe atıyordum.

İnsanlar buna inanır mı?

Böyle bir aşkı reddetmeyi anlayabilirler mi?

- Sen neden bahsediyorsun? - Babandan. İşte burada.

Giacomo, Giacomo'm.

Bu, senin gerçek baban. Bak, ona ne kadar benziyorsun.

Ötekiyle yatmadım bile, onu hiç sevmedim!

Onu hiç sevmedim! Buna inanmanı istemiyorum.

İstemiyorum!

Merak etme anne, bunlar umurumda değil.

Drugstore Romance subtitles in other languages

نظرات

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left