نخستین 200 خط.
NEHİR BİLİR: ACELEYE GEREK YOKTUR.
BİR GÜN ELBET VARIRIZ.
On, dokuz, sekiz, yedi,
altı, beş, dört,
üç, iki, bir...
Pardon. Evet. Affedersiniz.
Pardon.
Affedersiniz.
Evet, biliyorum.
Affedersiniz.
Tanrım, pardon! Bir yanlışlık oldu.
Sanırım!
Kız arkadaşımın da seninki gibi bir elbisesi var da.
- Tabii, oldu. - Cidden.
Aynısı.
Gitmezsen tokadı yersin.
Aslında kız arkadaşım değil ama... Fede!
Bak, ne demiştim? Bak.
Çılgınca bir şey oldu.
- Özetle... - Gördüm.
Siktir git Dante.
Gitmezsen tokadı yersin, demiştim.
Peşinden gitmelisin.
Öyle mi?
Dinle, üzgünüm.
Olanlar için üzgünüm. Ben...
Bir içki ısmarlayabilir miyim?
İçkiler sınırsız.
O zaman iki tane getireyim.
Dante.
Alice.
Mutlu yıllar.
EKİM 2010
DANTE'NİN DOĞUM GÜNÜ
Of ya!
VAKİT VARKEN
Bu parti senin Ve ağlarım istersem
Ağlarım istersem
Ağlarım istersem
Sen de ağlardın
Senin başına gelseydi eğer
Olamaz.
Johnny'min nereye gittiğini bilmiyor kimse
Ama Judy de aynı anda çıktı nedense
- Müthiş. - Teşekkürler. Bir ay çalıştım.
Hani benim olacaktı?
Bu parti senin Ve ağlarım istersem
Ağlarım istersem
Vay canına.
Sen...
Hayır!
Hayır. Yapma.
İyi ki doğdun.
Seni seviyorum.
Sabah alarmını kaparken ninja gibiydim.
Neden, saat kaç?
Siktir!
Lanet kapı!
Biraz saygı göster. Yapmam iki saat sürdü!
Alice, geç kalıyorum.
Doğum gününde pankek yapmadan bırakmam. Bu bir gelenek.
Evet, biliyorum ama çok geç oldu.
Hadi bakalım. Hazır.
Bekle, yanarsın! Ona kadar saymalısın.
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, 10!
Hayır!
On bir.
On iki, 13,
14.
- Ne zaman dönersin? - Bilmiyorum.
- Bu kutuyu babama götürmeliyim. - Bugün mü?
Öğle arasında giderim. Hoşça kal!
SACKS SİGORTA
Merhaba. Günaydın.
Dante, Gardırop Dünyası'ndan gelecekler.
- Sözleşme hazır, değil mi? - Evet, tabii.
Bugün müydü o?
E-posta atmıştım.
Dante.
İyi ki doğdun.
Teşekkürler.
HAYAT, SEN BAŞKA PLANLAR YAPARKEN BAŞINA GELENLERDİR.
- Waka waka. - "Bir şey alma" demiştim.
Büyükbabamın dediği gibi
"Partiye en azından içeceğin kadar içki götürmelisin".
Sessiz olun, arıyor.
Sonunda bir şeyler içebileceğiz.
- Yolda mısın? - Daha babama gidemedim.
- Öğlen gidecektin hani? - Biliyorum. Toplantım varmış, unutmuşum.
Çok sürmez. Ona kutuyu verip geleceğim...
Pardon.
Al bakalım. Bu senin.
- Taşınırken bulduk. - Teşekkürler.
- Ne güzel, bak. - Baba, dinle...
Gemi ne hoş, bak. Şuraya koy. Hadi.
Tamam.
İşte burada. Şapkam.
İki aydır bu şapka yüzünden kafamı ütülüyorsun.
Benim çaldığımı bile iddia etti.
- Baba. - Kim?
Çaldığın şapka o değil. Başka şapkalarım da vardı.
Uzun yıllar denizde yaşadım.
Anladın mı? Ha?
Ben de olsam seni denize atardım. İşe bak!
Bana böyle davranması için ona para ödemem ne kadar doğru?
- Sen mi ödüyorsun? - Evet.
Ne zamandan beri?
Buraya bir hanım geldi. Adı Rosa.
- Evet. - Güzel, zarif bir kadın. Dul.
Sanata meraklı.
Öyle ki bana iki saat sanatçılardan, ressamlardan bahsetti.
Hiç duymadığım isimler saydı. Ama konuşma şekli hoşuma gidiyor.
Tatlı, narin, meleksi bir sesi var.
Kıçı da güzel ve 63 yaşında, lütfen yani!
- Tabii. - Bir yere as şunu.
Baba.
- Bir de şey çok iyi olur... - Başlıyoruz.
Hani olur da...
Şapka asıldı. Hoşça kal baba.
...şeyin oradan geçersen...
- Alo? - Alo, ben marangoz.
Kapı hazır.
- Şükürler olsun. Belki yarın getirirsin. - Yarın, oldu! Yarın istiyor!
- Tamam. Ertesi gün. - Ertesi gün, oldu!
Şimdi mi?
Gelmesini bekleseydim seneye kadar o perdeyle yaşardık.
Bana 30 dakika ver.
Yarım saate gelecek.
Merak etme. On dakikaya boşalır bu. Bir kadeh daha isteyen?
Hayır, sorun değil.
Hayır.
Buradayım.
Trafik sıkışmış.
Ama "Mantar sıkışmış" dedin.
"Trafik sıkışmış" dedim.
Evet tatlım ama çok benziyor. Fonetik olarak yani.
Latince ve Yunanca hocasıyım da.
Alice, ben...
Sürpriz!
- İyi ki doğdun canım. - Teşekkür ederim.
- Güzel. Yeni anahtarlığın mı? - Ha?
Anahtarlık, şakaydı.
- Sarhoş musun? - Evet.
Taşınma sürecindesin, biliyorum ama şimdi yapman şart mı?
Ya biri tuvalete gitmek isterse?
- Al. - Ne?
Dinle.
Sana biraz Barbados romu getirdim.
Yıllandırılmış.
Harika bir ürün.
Ayrıca bunu
deneyimlerime dayanarak söylüyorum çünkü şişenin yarısını içtim.
Ellerini yıkamadın.
Ama...
Gerçek hediyen bu.
İşte. İyi ki doğdun.
- Bu ne? - Hız treni bileti.
Hani çocukken hız treninin altında durup denemekten korkardık ya?
Hatırlıyorum.
"Küçük arkadaşım 40 yaşına geldi. Adam oldu. Çılgınlık zamanı" dedim.
- Beraber yapalım. Cumartesi olur. - Yok, cumartesi doluyum. Tonla işim var.
Ne zaman öyleyse?
Bilmiyorum.
Bak, günler ne olduğunu anlamadan geçip gidiyor.
Ne yapacağız?
Devlet memuru ol.
Hep söylüyorum. Şimdikinin yarısı kadar çalışırsın, boş vaktin olur.
Ama mesela 50 yaşıma kadar
daha çok çalışırsam zamanımı satın alabilirim.
Sen bir dâhisin. Seni seviyorum.
- İyi ki doğdun. - Sağ ol.
- Bitki seviyorsun, malum. - Evet.
- Ne hoş. Güzel. - Gördün mü?
Bir kitaptan bahsediyordun.
Bu hafta çizimleri teslim etmeliyim.
Harika. Senin adına sevindim.
Bu da senin için.
Hediyem mi?
- Beğenmezsen söyleyebilirsin. - Tabii.
Yok artık.
Sensin bu.
Bu da sensin. Aynı elbise.
Birer kadeh daha millet. Hadi!
- Teşekkürler. Harika. - Ya bu damga?
Babam kullanırdı.
Beni ofise götürdüğünde oynamama izin verirdi.
Çocukluğundan beri eserlerini onunla imzalıyor.
Cidden sevdin mi?
Muhteşem.
Sapık.
Sarhoş.
Teşekkürler.
Mutlu yıllar sana
Mutlu yıllar sana
Mutlu yıllar Dante
Mutlu yıllar sana
Devlet memuru ol.
Çizimi sahiden sevdin mi?
Müthiş. Salona asalım mı?
Senin. Sen karar ver.
No comments yet. Be the first to leave one.