نخستین 200 خط.
Ji Moon öldü.
Aşırı doz aldı ve öldü.
Durum bu.
Trajik ama kimse çok şaşırmamalı.
Hikâye bu.
Onu öldüren kişi olduğum kısmı atlayacağım.
Onu hayata döndürdüğümü de.
Selam.
Ji Moon.
Merhaba, ben Esther. Open Road'a hoş geldin.
Ölmesini isteyen kirli polis çetesinden kaçan bir uyuşturucu bağımlısı.
Rehabilitasyon en iyi yer gibi görünüyordu.
Garry'nin ağzı sıkıdır. Ona daha önce de müşteri getirdim.
Ama Ji'nin izini kaybettirmek sadece bir adım.
Buna inanamıyorum.
Gittiğine inanamıyorum.
Pekâlâ. Üzerinde çalışmaya devam et.
Ortağım seni eve götürecek, tamam mı?
- Sağ ol. - Sorun değil.
OPEN ROAD RECOVERY YENİ BİR ÖZGÜRLÜK TÜRÜ
Hızlı olmalıyım.
Bir sırrı ne kadar çok kişi bilirse o kadar çabuk ortaya çıkar.
Sırada, Ji'nin ölüm belgesinde tahrifat yapmak var.
Hitchcock'ın Vertigo'sunda güzel bir "sahte ölüm" açısı vardı.
Umarım benim versiyonum daha az heyecanla biter.
Pardon. Patron benim arabamı aldı, ben de onunkini almak zorunda kaldım.
Ama sorun yok.
Bana verdiğin bilgilerin hepsi orada.
"Aşırı dozda fentanile bağlı kalp yetmezliği.
Ailenin isteği üzerine kalıntılar Kore'ye geri yollandı."
Cenaze evi bunun kayıtlara geçmesini hallediyor mu?
Memura gerek yok. Tek elden alışveriş için para ödüyorsun.
Sağ ol Tammy.
Başın sağ olsun.
Bu bir süreç.
Ukala.
Vega'nın kör noktası var.
Ji'yi bir keş olarak görüyor ve keşler her zaman ölür…
…ama o, aptal değil.
Titiz olmak zorundayım.
Dün gece acelem vardı.
Arkamda bir şey bıraktım.
Neredeyse bitti.
Duygusal olan benim.
Çok fazla önemseyen diğer adamım.
Bunu düşünen ilk kişi o olmazdı.
Rolümü oynayacağım, bekleneni yapacağım.
Burada ikna edici olacak tek bir yanıt var.
- Vega. - Öfke.
Hey. Geri çekil.
Hey.
Tamam. Her şey yolunda.
Bunu hak etmiştim.
- Bırak onu. - Devam et.
Pekâlâ. Pekâlâ millet. Partiye geri dönüyoruz. Hadi, hadi.
Umarım bu yumruk ikna ediciydi.
Ben kesinlikle inandım.
Son durak,
en iyi kısım.
Danny'ye kardeşin güvende demek.
En azından şimdilik.
Flybjerg?
1827.
Karşıda. Orada bekle.
Sağ ol.
Hey. Bir saniye.
Şu lanet Kuveytli.
Tek yapmamız gereken, onun şu taraftaki bungalovundan çıkıp buraya,
kurduğumuz paraboliklerin yanındaki havuz başına gelmesini sağlamak.
Ve bunu yapmayacak mı?
Yapmayacak tabii.
Üç gündür oturuyoruz.
- Üç gün mü? - Hı hı.
Bir bakayım.
Belki yüzmüyordur.
Yüzmesini istemiyoruz.
Arkadaşlarıyla oturup yasa dışı faaliyetlerini konuşmasını istiyoruz.
Tabii ki, anlıyorum. Gelecek.
- Gel bakalım. Bir şey ister misin? - Gerek yok.
Seni buraya getirttiğim için üzgünüm.
Hayır. Meşgulsün. Zaman ayırdığın için sağ ol.
E, ne var ne yok?
Bir vaka üzerinde çalışıyorum. Sana bilgi vermek istiyorum.
Tamam.
Tahmin edeyim, kıllı bacakları ve sivri dişleri var.
Bacaklar, dişler
ve bir rozet.
Anlat.
Collins'e benziyor. Şaka yapmıyorum.
- Collins'i severim ama o kadar da değil. - Bilmiyorum.
Kendimi çok seksi buluyorum.
ÖLÜM BELGESİ JI-SEOK MOON
AŞIRI DOZ FENTANİL
Utanç verici.
Şeriflerin çoğu iyidir. İyi adamlar, iyi polisler.
Ama içlerinde hep bir grup vardı. Rozetli serseriler.
Hapishanelerde başlıyor, ha?
Onları L.A. Şerif Birimi mi yönetiyor?
Evet. Bağlantılarını orada kuruyorlar.
Bana Vega'dan bahset.
Buradaki olayı nedir? Amacı ne?
Bilmiyorum. Ez4 bölgesinde fentanil fiyatı yüzde 90 düştü
ve bu onun yetki alanı.
- Hadi be. - Evet.
Yani bence birilerinin
piyasayı satın almasına yardıma çalışıyor ama mantıksız.
Burada Downer Town'da kelepir satışı var.
Evet, bu kadar.
Ama önce, Ji Moon.
Vega'yı çözerken onu korumalıyım.
- Pekâlâ. Ne düşünüyorsun? - Tanık koruma.
Hayır.
Bekle.
Hayır.
İstediğin şey…
Ve dürüst olalım, bu ekonomide
tek tanığın, madalyalı bir memur aleyhine ifade vermesi için
200.000 dolarlık tanık koruma talebi.
Kirli bir polis memuru.
Yine de bir polis memuru.
Kanıt açısından, dağları yerinden oynatmalısın.
Vega'nın bir hastane odasında cinayet işlediğinin görgü tanığı nasıl?
Hadi ama bu önemli olmalı… Yani…
O görgü tanığı ikinci derece suç işliyor.
- Sözü geçersiz mi diyorsun? - Şükürler olsun.
Anlaşıldı.
Haklıymışsın. Havuz zamanı.
Bak, bunun uzak bir ihtimal olduğunu söylüyorum
ama savcılıktaki
- adamıma soracağım. - Peki.
- Geri dönmem lazım. - Doğru.
Ama beni rahatsız eden ne, biliyor musun?
Bütün bu piyasayı geri satın alma olayı hiç mantıklı değil.
Biliyorum. Downer Town, Downtown, Westlake demek.
- Evet. - Bu Sergey'in pazarı.
Biliyorum.
Bütün şehir Sergey'in pazarı.
Tamam. Savcıya ulaşayım. Ne diyeceğini sana söylerim.
Teşekkürler.
Evet, o öldü. Doğrulandı.
Kendi kendine halloldu.
Anlıyorum. Evet, anlıyorum.
Artık sorun yok, evet.
Vega şansına inanamayacak.
Sıyrıldığını umacak ama her ihtimale karşı beni izleyecek.
- Sorun değil. - İşte 17. set…
İzlesin.
Siz film meraklıları bunu Billy Wilder'ın Sunset Bulvarı filmindeki
ikinci kattaki okuyucu bölümü olarak hatırlayabilirsiniz.
- Şimdi sırada… - "Oradaydım, penceredeki yazardım."
- Biliyorsun. Bu adam film tutkunu. - Evet, biraz.
Alfred Hitchcock kurallara uymamasıyla ün salmıştı.
Bu yüzden stüdyo patronları, büyük pencereden onu izleyebilmek için
ofisini daha yakın bir yere taşıdıklarında…
İşte Brooklyn, Greenwich Village, Soho gibi
bölgeleriyle övünen New York dış mekân setindeyiz.
Audrey Hepburn'ün Tiffany'de Kahvaltı filmi burada çekilmiş.
Tiffany'de Kahvaltı'yı seven var mı?
- Ben o filme bayılırım. - Bayılırım.
Pekâlâ millet.
İşte geldik.
Umarım hepiniz turu beğenmişsinizdir.
- İyi günler dilerim. - Memnun oldum.
- İyi uçuşlar. - Hoşça kalın.
- İyi uçuşlar. - Güle güle!
Güle güle.
Hey, şu Arka Pencere hikâyesini hâlâ aklım almıyor.
Yani Hitchcock bir apartman bloğu inşa etmek için
- bir ses stüdyosunun bodrumunu kazmış. - Biliyorum.
- Adam deliymiş. - Biliyorum ve işe de yaradı.
Evet, çok güzel yaradı.
- Bir tur daha atalım mı Bay Sugar? - Lütfen Steff.
- Selam Danny. - N'aber?
Teddy konuşmak istiyor.
Otursana.
Len Pankow şu lanet Çin lokantasında ne olduğunu söylüyor.
Japon.
Bunu neden yaptın?
Tam elinin altındaydı.
Nedenini söyle.
Adam saçmalıyordu, o yüzden…
…bana saygısızlığa izin vermem.
Sen de kendine mi saygısızlık ediyorsun?
Kardeşin gibi olabilmek için şansını bir kenara mı atıyorsun?
Ji'nin bununla bir ilgisi yok.
Saçmalık!
Bak Teddy, ben…
Benim için yaptığın her şeye minnettarım
ama kardeşim hakkında bir kez daha kötü konuşursan…
Suratına vuracağım.
Makul.
Tom'un savcı arkadaşından haber almasını beklerken,
diğer vakamla ilgilenmeye karar verdim.
Özellikle de Senatör Pavich'le görüştüğünü gördüğüm profesörle.
Olayların özüne inmeme yardım edecek.
Henüz bilmese bile.
Bu ne lan? Bu ne?
Bu ne lan?
Bu ne lan?
Merhaba.
No comments yet. Be the first to leave one.