نخستین 200 خط.
Bugün Filistinlilerin kaderi hâlâ aynı...
...Vatanlarına dönüş umutları ellerinden alınıyor...
...dünyanın dört bir yanına savrularak bilinmezliğe itiliyorlar. (Edward Said)
Bak. Chatila, bak.
Daha bugün gelmiş galiba.
Av göründü, Reda.
Hadi.
İyi misin?
Yardıma ihtiyacın var mı? Kalkmana yardım edeyim.
Hop, çantam!
Hırsız var!
Hırsız var!
Öf...
Ver şunu.
Bu ne?
Hadi ya, şaka mı bu?
- N'oldu? - Sadece 5€ çıktı.
Sikeyim.
- Peki ya bu ne olacak? - Neymiş o?
- İlacı. Ya ihtiyacı olursa? - Geri mi götüreyim?
Merhaba, Filistinli misiniz?
- Sen nerelisin? - Gazzeliyim.
Gazzeli misin? Yaklaş bakayım.
- Kiminle yaşıyorsun? - Kimseyle.
- Kimseyle mi? Kaç yaşındasın? - 13.
Kalacak bir yer arıyorum. Bildiğiniz bir yer var mı?
- Bizim elemanlara soralım. - Salla.
Dinle ufaklık, portakal ağacının olduğu meydanı biliyor musun?
Oraya git ve karakola sor.
Gidelim.
Allah'a emanet ol.
Bana öyle bakma, Reda.
Dikkatin dağılmamalı.
Sıkıntı istemiyoruz.
İyi misin?
Vay vay.
- Tekrarlasana. - Sonra.
Selamünaleyküm millet. İyi misiniz?
- Ayakkabıları aldın mı? - Daha almadım. Bana birkaç güne hâllederim.
O iş bende, merak etme.
- Herkese selam. N'aber? - Selam.
- Yemeğime dokunayım deme, tamam mı? - Hiç dokunur muyum, dostum?
Marwan'ı görmeliyiz.
Bizim için bir şeyi var.
Az bekle, şarj cihazımı unuttum.
Yürü git!
Gelin çocuklar.
Belâdan uzak duruyor musunuz?
- Evet. - Harika.
Ee, bir şey buldun mu?
Bu sabah beni aradılar.
Şok oldum. Bak.
Şuna bir baksana.
- Gördün mü? - Sen gerçekten bir profesyonelsin.
İkizin.
Piç kardeşin, gördün mü?
Dostum, bunu bulduğuma inanamıyorum.
Peki ya benimki?
Seninki...
Seninkini bulmak sıkıntıydı.
- Ne diyorsun? - Hayır, olmaz bu.
Olur.
Hiçbir şeyi beğenmiyor.
Hiçbir şeyi...
Parayı toparlayabildiniz mi?
Biraz daha zamana ihtiyacımız var.
Bana iki hafta ver, paranı denkleştireceğim.
Çayınızı için.
Ona güvenebilir miyiz sence?
Diğerlerinden daha güvenilir, sence de öyle değil mi?
Ne bileyim, çok para istiyor.
Ama insanları gerçekten Almanya'ya sokabiliyor.
En azından sınırları yürüyerek geçmeye çalışırken sikilmiyoruz.
Ya da bir kamyonun arkasında boğulmuyoruz.
Uçakla gideceğiz.
Almanya, Yunanistan gibi değil.
Vallahi, bu kafe olayı şaka değil.
Bak kim var burada.
Ne yapıyorsun burada?
- Sana meydana gitmeni söylemiştim. - Gitmek istemiyorum.
Polise gittin mi?
Ne yapmaya çalışıyorsun?
- Bizi mi takip ediyor? - Yok, biz onu takip ediyoruz.
- Burada bir ya da iki gece kalırsın. - Tamamdır.
Ayrıca...
- Burada kimseyle konuşma. - Niye?
Çünkü yavşaklar.
Anladın mı?
Merhaba.
Onun burada ne işi var?
Merhaba, Chatila. Nasılsın, canım?
- Buraya neden geldin? - Çocukları ziyaret etmek için.
O boku burada satmasan iyi edersin.
Bu yakışıklı da kim?
Anlamıyor musun?
Reda, nasılsın? Ne var ne yok?
- İyi gördüm seni. - Sağ ol.
- Gözlerinden anladım. - Ne olmuş gözlerime?
Yıldız gibi parlıyorlar.
Abu Love, şairdir.
- Ben şair değilim, şiirim. - Şiirsin, öyle mi?
Allah rızası için, uzun süre kalmasına izin vermeyin.
Yürü, Reda.
N'oldu?
Bir şey yok.
Huzursuz gibisin.
Biraz huzursuzum, sanırım.
Bir aydır temiz olduğunu unutma.
Çok iyi gidiyorsun.
Aynı espriler ve saçma sohbetler işte.
- Mutlu falan değiller. - Kendi hallerine bırak.
- Nereye? - Duş alacağım.
Bu nasıl bir koku böyle, ne yedin?
Şiir yazmıyordum içeride herhalde.
- Buraya nasıl geldin? - Türkiye'den bir botla.
Kaçakçı, İtalya'ya götürme sözü vermişti; ama bizi buraya bıraktı.
Dolandırıldın yani?
Peki, yalnız mı seyahat ettin? Ailen nerede?
Sana diyorum.
- Neredeler? - Ailemden kimse kalmadı.
Nasıl yani?
Beni İtalya'ya götürecek birine ihtiyacım var.
Hadi ya, İtalya mı?
Teyzem parasını ödeyecek.
- Teyzen nerede? - İtalya'da.
- Ne kadara mâl olacağını biliyor mu? - Tanıdığın var mı yok mu?
Küçük köftehor seni.
Sadece Marwan var.
Ama pahalıya iş yapar ve acımasızdır.
Numarasını vereyim sana.
- 6, 9, 8... - Bir saniye.
...4, 1 ,8 , 8...
...9, 2, 2.
Kaydettim, sağ ol.
- Hayatım, nasılsın? - İyidir. Aramanı bekliyordum.
Kusura bakma, bugün meşguldüm. Biliyorsun durumları.
Velid de seninle konuşmak istiyordu.
Of...
Hadi be, bu nasıl aklımdan çıktı?
Eğlendi mi? Onunla da konuşayım.
Uyuyor. Güzel geçti, eğlendi.
Kusura bakma, aşkım.
- Yok, ondan değil. - Neyden?
Sıkıntı ne, Nabila?
- Kardeşlerim. - N'olmuş onlara?
Bir şey söylemedim; ama Velid'e ne gönderdiğini sordular.
Ee?
Kolpacı olduğunu...
...bu kamptan asla çıkamayacağımı...
...ve seninle evlenmekle hata ettiğimi söylediler.
- Böyle konuşup durdular, işte. - Sen onlara bakma, Nabila.
Haksız olduklarını biliyorsun, değil mi?
Değil mi?
Neredeyse tüm parayı biriktirdik.
- Böylece, birlikte Almanya'ya gideceğiz. - İnşallah.
Az kaldı.
Tamam mı?
Aşkım.
Niye gülüyorsun?
Oğlum için. Bugün 2 yaşına bastı.
Çok uzakta.
Üzgünüm.
Zor.
Nerede?
Ne?
- Çok uzakta dedin. - Lübnan'da.
İster misin?
Al.
Emin misin?
Şekerli şeylerden nefret ederim, sadece fotoğraf için almıştım.
Teşekkürler.
Seni sürekli burada, diğer adamla görüyorum.
Kuzenimi diyorsun.
- Adın ne? - Adım mı? Chatila.
Hoşmuş. Kız ismi gibi.
- Chatila, bana bak. - Buyur?
Evde biram var.
Dağınık biraz.
Gelebilirsin, ama yargılamayacaksın?
Kusura bakma, içki içmiyorum. Şimdi gitmem lazım. Senin adın ne?
- Tatiana. - Tatiana.
- Hoşça kal, Tatiana. - Güle güle.
- Reda'yı gördün mü? - Hayır.
Reda!
Aç kapıyı, şerefsiz!
Ne yaptığını sanıyorsun? İnsanlar uyuyor.
Yatağına dön, bayan.
Gitmezsen polisi arayacağım!
Senin de polisin de amına koyayım!
Aç kapıyı!
- Reda nerede? - Ben nereden bileyim?
Reda'yı gördün mü?
Nerede o?
Demek öyle? Keyfiniz bilir.
Polisler yolda ve hiçbirinizin belgesi yok.
Hadi, çıkın dışarı!
Çıkın!
Chatila.
Tüm bu negatif enerjinin sebebi ne?
- Nerede o? - Kim?
No comments yet. Be the first to leave one.