نخستین 200 خط.
Huntington Sahili, CA 24 Aralık, 2007.
- Bekle, geliyorum! - Gidelim.
- Hayır. - Mızlanma Emma.
- Sütyenini çıkarma. - Hadi!
Hayır, hayır.
Kesinlikle olmaz.
Daha korkunç bir şey düşünemiyorum.
Her zaman oraya ham lağım atıyorlar.
O deniz pisliklerle dolu.
O deniz bokla dolu.
Bilirsin, bu sularda yüzmeye
giden bir arkadaşım vardı ve
et yiyen bakteri kaptı ve öldü.
Duymuştum, üzgünüm.
Evet, hayır, bunu...
Burada risk alıyorum.
Yine de güzel bir havuzu severim.
- Havuzlar mükemmeldir. - Evet, havuzları severim.
Hot toddy ister misin?
Soğuk termosta mı geliyor?
Tanrım.
- Öyle geliyor. - Tamam.
O zaman istiyorum.
Tamam.
Peki.
Buyur.
Teşekkürler.
- Hot turdy. - Hot turdy.
Kirli tavuklar için Hot turdy.
Bu arada, ben Noah.
Ben de Emma.
- Emma. - Evet.
Daha yeni uzun ilişkim bitti.
Çünkü o salak suda yüzerken
kaptığı et yiyen bir virüsten öldü.
- Olamaz. - Evet.
Yanından bir deniz ayısı geçti.
Ağzını açmıştı oradan da virüs kaptı.
"Deniz ayıları!" gibiydi.
Ve sonrasında...
O zaman buradaki
arkadaşlarımızı ekip gidip bir havuz
bulmaya ne dersin?
Çok isterim.
Ta ki..
Otobüs ne zaman kalkıyor?
El autobus mı?
Bu kadar mı?
Todos? Tamam... Teşekkürler.
Tamam, gidelim.
- Beyin sarsıntısı geçirmiş olabilirim. - Siktir.
Ve boynumu incitmişte olabilirim.
Öyle bir şey var mı
bilmiyorum ama sanki boynumu
döndürücem ama döndüremiyorum.
- Evet. - Hareketlilik açısından.
İşte, üzerine baskı yap tamam mı?
- Teşekkürler. - Teşekkürler.
- Odanı beğendim. - Teşekkürler.
- Güzelmiş. - Teşekkürler!
- Sence bu bir süit mi? - Kesinlikle bir süit.
Babam terfi etti.
Hey, lllan Iberra kim?
Hey, hayır, hayıır, hayır.
Hayır.
Tamam.
- Siktir! - Ne, ne, o kadar mı kötü?
Hayır, çok fazla kan var.
Siktir. Evet, dayan.
Havluya ihtiyacım var.
Göründüğü kadar acıtmıyor.
Bence hastaneye gitmelisin.
Ne var biliyor musun? Hastanelerden hoşlanmıyorum.
- Evet, peki, kim... - Sadece ışıklar boktan
ve oradayken yapacakmış
gibi hissediyorsun, yani belki...
- Tamam. - Tamam, hala biraz
- sersemim. - Evet, öylesin.
Ve kusacakmış gibi hissediyorum.
Lütfen o tarafa kus.
Kusmamaya çalışacağım.
- Bana bakma. - Ama bu bir olasılık.
Yanında kalsın.
Oldu mu? - Oldu.
Tamam.
İzin ver...
İşte.
Üzgünüm, deodorant sıkmayı unutmuşum
ve sen de tehlikeli bölgedesin yani...
Sorun yok. Sanırım koku alma
duyumu tamamen kaybettim.
Bu iyi olmadı.
Öyle olmalı... Bana koca
bir kafam olduğu söylendi.
Yani, vücudumun geri kalanına göre.
Bu yüzden umuyorum ki bu benim sadece...
- Peki, tamam. - Yani,
- kaybedecek daha çok kanım var. - Kapa çeneni, lütfen.
Kafanı tekrar yapıştıracağım, yani...
- Dalga mı geçiyorsun? - Hayır.
Dikişlerden daha sağlamdır.
Tamam, bunu daha önce yaptın mı?
Hayır. Ama daha önce yaptırdım.
Lisede hokey oynardım ve babam kafamı çok
kez yapıştırmak zorunda kaldı. Bu yüzden üçe kadar say.
Başlamadan önce yapmamız gereken
herhangi bir sanitasyon işlemi var
- mı yoksa... Onun için biraz geç
- mı yoksa... - Onun için biraz geç
- adamım. - Başlamak için
- belli bir yapıştırıcıya ihtiyacın yok mu? - Hayır... Tamam.
Tanrım. Çok uzun.
Tamam, işte başlıyoruz.
Sadece yarayı kapatacağım.
Ben Violet.
Ben Sam.
İyi bir başlangıç.
Planlarını batırdıysam üzgünüm.
Evet, batırdın ama problem değil.
Tamam, teşekkürler.
Hey, numaranı vermek ister misin?
Nasıl olduğunu öğrenebilirim.
Ölürsen, kanıtları ortadan kaldırırım.
Evet, iyi fikir.
Yani sana telefonumu vermem aramızdaki
bağı güçlendirebilir ama...
- Hayır, gerek yok... - Hayır, hayır, var.
Sende kalması iyi olur. Bu... O benim.
O senin.
Neden öyle bir şey dedim bilmiyorum.
- Tamam. - Teşekkürler.
Teşekkürler.
Görüşürüz.
Siktir, kaykayım nereye gitti?
Tamam, işte... ilk mesaj.
"Hey, bu benim numaram."
- Bunu okumalı mıyız? - Evet, tabii ki okumalıyız.
- Tamam, peki. - Tamam.
Peki, harika.
"Kaykayımı odanda mı bıraktım?
"Baktım ama burada yok."
"Bu çok garip. Sanırım çalındı."
Tamam, çok soru var.
Ama kayıp bir kaykay... Siktir.
- Tamam, devam et. - Tamam.
Kötü olmuş. Dikkatimiz dağılmıştı."
"Evet, eğlenceliydi."
Direkt takıldılar mı?
- Evet. -Tamam, peki, "Üzgünüm,
genel müdürlükte tecrübesizim.
- Orala geçtiniz. - Evet.
- Onun için iyi olmuş. - Onun için iyi olmuş.
- Tamam, "Kurudu mu?" - "Evet, ama saçım hala
yapış yapış." Ne?
- Tanrım. -"Üzgünüm,
- çok batırdım." - "Çoğu benim üzerimdeydi.
- Biraz da koltukta." - Hayır.
"Birazı gözüme kaçtı." Benim...
Tamam, peki, belki de
bunu okumamalıyız.
Tamam... Yüce İsa... Oldukça dibinde hissettim.
"Evet, öğürmemek zordu."
- Sapıklar. - Evet.
Onlar... ama garip olan, pornodaymış gibi davranmaları.
- Evet. - Bunu beklemiyordum.
- Biliyorum, biliyorum, evet. -Tamamen pornodaymış
- davranacaklarını düşünmemiştim. - Biliyorum, onlardan
hoşlandığımı sanmıyorum. Onlardan hoşlandığımı sanmıyorum.
Hiç birine böyle bir mesaj attın mı?
- Hayır. - Tamam.
Çünkü insanların mesajlarını
okuyacağını düşünürsün.
Tamam, ilk fotoğrafımız. Hazır mısın?
Tamam, eevt.
Hayır, hayır.
Üzgünüm, üzgünüm. Üzgünüm, küçük çocuklar.
Niçin... Neye bakıyorum ben?
Biraz baş ağrım var ama yapıştırıcı işe yaradı."
Tanrım.
Kafatası gibi. Mesela...
- Bu Sam'in kahrolası... - Tanrım, tamam.
Yapıştırılmış kafatası. Yani bu... bu, tamam.
- Evet. - Peki, o zaman mantıklı.
Evet.
- O zaman biz sapığız. - Evet.
- Tamam. - Tamam.
"Kaykayım aklında olsun."
Takım elbiseli güvenlik görevlisi
- almış olmalı." - Tamam, güvenlik görevlisi.
Yani şüpheli kişi o.
- Evet. - Tamam...
Onun peşine düşmek ister misin?
"Bu gece olmaz. Yarına ne dersin?
Sonra da cevap vermedi. Çok garip.
Ama ayın 26'sı, sabah 4:00'e kadar
- ona bir daha mesaj atmadı. - Evet.
"Sarı yılanla dalga geçme."
Dört burnu var." dedi.
Tulum Kalıntıları.
Tamam, burada sarı engerekler var.
No comments yet. Be the first to leave one.