نخستین 200 خط.
2019 Edinburgh, İskoçya
Bayanlar ve baylar, sizi Büyük Salon'a davet ediyorum.
Harika görünüyorsun. Çok yakışıklı olmuşsun.
Yapamam, Dottie. Başka bir zaman alsak olmaz mı?
- Evime teslim edebilirler. - John, bu bir onur nişanı, pizza değil.
Bir insanın alabileceği en yüksek onurlardan biriyle ödüllendiriliyorsun.
Affedersin, dostum, çıkış nerede?
- Koridorun sonunda. - Tamam. Ben gidiyorum.
- John. - Kendimi rezil edeceğim, Dottie.
- Pişman olacağım şeyler söyleyeceğim. - Daha önce duymadığı bir şey söyleyemezsin.
O, dünyayı bilen bir kadın. Bir anne. Bir büyükanne.
O, Birleşik Krallık'ın kraliçesi.
Davidson, hemen şunu kes ve beni dinle, tamam mı?
Bugün buradasın; çünkü bunu hak ettin.
Bu şık saraydaki diğer herkes kadar bu unvanı hak ettin.
- Tören başlıyor. - Tamam, gidip yerlerimizi ayırın.
- Hayır. Yapamam, son sözüm bu. - Davidson!
- Lordlar, hanımlar... - Kıçını kaldırıp hemen içeri gir...
...ve bizi gururlandır.
Yürü.
- Olmadık bir şey söylersem, suçlusu sensin. - Tamam, suçlu hep benim zaten.
Sokayım Kraliçe'ye!
Gerçek Bir Hikâyeden Uyarlanmıştır...
Sorun yok.
Herkesten özür dilerim. Özür dilerim, hanımefendi.
1983 Galashiels, İskoçya
- Merhaba Kenny. - Günaydın John. Yine geç kaldın.
Klasik, yoğun trafik işte...
Trafik çok kötüydü. Bir paket Opal Fruits aldım.
Bir paket Opal Fruits, not aldım.
Günaydın.
Nasılsın?
- Merhaba John. - Merhaba.
- Belini inciteceksin, dikkat et. - Bir şey olmaz.
Büyük maç için ayakkabılarını parlattın mı, John?
He. Cilâyı bastım; her şey tamam.
John, maçtan sonra seni alışverişe götürmem lazım.
Vardiyam erken bitiyor.
Maç bittiğinde otobüs durağında buluşabiliriz.
- Gelmek zorunda mıyım? - Evet.
İki hafta sonra ortaokula başlayacaksın.
Bu sabah parkın yanındaki bir evde çalışıyorum.
- Sonra belki maçını izlerim. - Harika.
Hadi, hadi! Aynen, dikine oyna! Hadi, yürü.
Koş! İşte böyle.
- Yuh! - Hoca! Hoca!
Ceza sahasına sokma!
Dışarıda keseceksin ya! N'apıyorsun?
- Soytarı ya! - Her şey yolunda mı, Billie?
Napier yine penaltı yaptırdı.
Sıkıntı yok, John kurtarır.
Yaptığın iş mi ya!
Hadi, John!
- Hadi, Johnny. - Hadi, Johnny.
İşte bu be, John!
Harika kurtarış, evlat, harika!
Güzel, güzel. Evet. İşte böyle. Toparlanın, çocuklar.
Hâlâ vaktimiz var.
Hadi.
Billie, bunun hayatında gördüğü en iyi penaltı kurtarışı olduğunu söyledi.
Berwick Rangers'ta bir arkadaşı da varmış.
Gömleğini pantolonuna sok, John.
Hatta profesyonel kaleci seçmelerine bile katılabilirim.
Kravatını düzelt, John.
Babam da gördü. Kendinden geçti.
Havaya yumruk falan savurmaya başladı.
Acele et.
Nasıl oldu?
Biraz tuhaf. Biraz...
- ...büyük oldu gibi? - Biraz bol olsun, büyürsün.
Hareketsiz dur bir dakika.
Tamamdır.
- Giyinebilir miyim? - Tabii.
Şimdi de sana bir çift ayakkabı bulmamız gerekiyor, John.
- Sonra da balık tutmaya gidebilirim. - Güzel bir fikir.
Biraz rahatlarsın.
Ortaokula başlayacağın için nasıl hissediyorsun, John?
- Biraz gerginim. - Bir şey olmaz.
Etliye sütlüye bulaşma ve beladan uzak dur yeter.
Sıkı çalış, John.
Tabii ki çalışacağım; hep yaptığım gibi.
Galashiels Ortaokulu'ndaki ilk gününüze hoş geldiniz.
Bugün bir yıl dönümü.
Kim olduğunuzu belirleyecek bir yolculuğun başlangıcındasınız.
Hayatınızın geri kalanında neler başaracağınızı da bu yolculuk belirleyecek.
Benim asli görevimse, potansiyelinizi sonuna kadar açığa çıkararak sizi mezun etmek.
Davranışlarınız ve kişisel disiplininiz söz konusu olduğunda da...
...en üst düzey standartları şart koşarım.
- Anladınız mı? - Evet, efendim.
- Nasılsın, Murray? - İyiyim, sen, John?
- Ne var ne yok? - İyi işte, n'olsun.
- Fazladan patatesim var. - Ballı herif.
Bayanlar.
- Okuldaki ilk günün nasıl geçti? - İyiydi.
- Adın ne? - Neden sana söyleyeyim ki?
Neden söyleyesin... Şeyden...
Benimle sinemaya gelmek isteyebilirsin diye.
- Bilet parasını neyle ödeyeceksin peki? - Gazete dağıtımı yapıyorum. Param bol.
- Ya yürü git işine. - Doğru söylüyor. Parası bol.
Hadi ama William. Biraz çaba göster.
Öğle yemeğinde ne yedin, John?
Şey... patates kızartması.
- Sadece patates kızartması mı? - Aynen.
Günde iki öğün patates kızartması mı yiyorsun?
Günde iki öğün patates kızartması mı?
Dikkat etmeliyiz. Sivilce çıkarmanı istemem.
- John. Yüzüne sos bulaşmış. - Pardon, anne.
Bugün Billie'yle konuştum.
Berwick Rangers'tan arkadaşı, hani şu scout olan...
...kalede seni izlemeye gelecek.
Ciddi misin?
- O penaltı kurtarışı işe yaramış olmalı. - İnanılmazdı.
Sönen bir ateşin üzerine eğilmiş Leda'msı bir beden hayal ediyorum...
...anlattığı, sert bir azarlama...
...ya da önemsiz bir olayın...
...bir çocukluk gününü trajediye dönüştürdüğü bir hikâye.
Anlattı, ve öyle geldi ki...
- Anlattı, ve öyle geldi ki... - John, iyi misin?
...ya gençlikten gelen bir duygudaşlıkla iki doğamız...
...bir küre içinde...
- ...bir küre içinde... - John, n'oluyor?
- Biri sandalyesine elektrik vermiş sanki. - Şşş! John.
Müsaadenizle tuvalete gidebilir miyim hocam?
Tamam. Git ve kendine bir çeki düzen ver.
Hadi!
- Beni rahat bırak. - Yap şunu. Yap.
- Defolun! - Hadi, şu tikini bir daha yap.
- Hadi ama. Kes şunu dostum. - Hayır, hayır, ben hallederim.
Ben de yaparım.
John'a bakın.
Defolun!
- Hayır. - Ya uzayın şuradan!
Şuna bakın.
- Okul nasıl, Sharon? - İyi.
Hâlâ aynı arkadaşların ve sınıf arkadaşların var mı, yoksa...?
Yani, biraz farklı.
En çok beden eğitimi değişti. Ama hâlâ...
John.
- Ne yapıyorsun? - Şey...
Önemli değil. Endişelenme.
- Bu saçmalık da ne? - Bilmiyorum.
- Salağa yatma. - Bunun hakkında konuşmak istemiyorum.
- John. - Ben...
- John, nereye gidiyorsun? - John.
Yemeğin soğumasın.
Tamam, çocuklar, hadi. Yemeye devam edin.
Ne yapmaya çalışıyor bu?
John, neyin var?
- Bir şeyim yok. - Görünüşe göre var.
Masada aptalca hareketler yapıyorsun.
Yani...
Boynum ve gözlerimle bu şeyi yapmaya başladım.
Atıyor ve seğiriyor.
Şu anda yapmıyorsun.
Sadece kafanda kurguluyorsun, John.
Sıcak bir banyo yap ve erken yat.
Sabaha bir şeyin kalmaz.
- Nasılsın, Kerry? - İyiyim, sen, John?
- Bu annem. - Çok heveslisin, değil mi?
Yeni okulun ilk gününde kızıma çıkma teklif ediyorsun.
- Sadece film izleyeceğiz. - Uygun mu peki?
- Yaşınıza uygun mu? - Evet, sanırım.
Filmde küfür var mı?
- Şey... Sanmıyorum. - Sanmıyor musun?
Ne hakkında bu film peki?
Kadın gibi giyinen bir adam hakkında.
Bu pek iyi bir başlangıç sayılmaz, değil mi?
- Onu izlemeyeceksiniz. - Anne. Öf ya!
Düzgün konuş, Kerry.
Bana bak, sakın gevşeklik falan yapayım deme, tamam mı?
Bayanlar ve baylar, bu akşamki projeksiyon görevlimiz Eric.
Eric'in yeri çok sıcak, işi çok susatıcı; ama o bu işi hakkıyla yapıyor.
Üstelik sizlerin aksine...
...kendisinin gidip ferahlatıcı bir Kia Ora içmeye vakti yok. Teşekkürler.
Siktir git!
Özür dilerim. Kerry.
Özür dilerim, Kerry. Yaptığım şeyin farkında değildim.
Çek ellerini üzerimden! Bırak beni, sapık!
- Üzgünüm. - Sana gevşeklik yapma demiştim!
Böyle saçmalık mı olur?!
- Dışarı. - Üzgünüm.
Teşekkürler.
Sizinle oturabilir miyim?
Kalkmayın, oturun, oturun.
Hepinizin birinci sınıf öğrencisi olduğunu varsayıyorum, doğru mu?
Evet, efendim.
- Alışıyor musunuz? - Evet, efendim.
Okul yemeklerini nasıl buluyorsunuz?
Bok gibi!
Özür dilerim, efendim. Kasıtlı yapmadım.
Şey, ben...
- Adın ne, delikanlı? - Davidson, efendim. Şey...
John Davidson, efendim.
Hangi elinle yazdığını sorabilir miyim, Bay Davidson?
Senden sadece...
...bunun bir daha asla olmayacağına dair güvence vermeni istiyorum, Bay Davidson.
Evet, efendim. Bir daha olmayacak, efendim.
İlk haftanda ailenle iletişime geçme mahcubiyetini sana yaşatmayacağım.
Ama seni bir daha buraya çağırmam gerekirse...
- Evet, efendim. Teşekkür ederim, efendim. - Çık dışarı.
No comments yet. Be the first to leave one.