نخستین 200 خط.
Ah, selam.
Nereye gidiyorsunuz?
Çıkalım artık dedik.
Mısır gevreğim var, kalmak isterseniz.
Hiç gerek yok ama çok sağ ol.
Teşekkürler. Parti için de.
Ne demek.
Özür dilerim.
Biraz akşamdan kalmayım ya, aklıma diyecek bir şey gelmiyor.
İlaç dolabından.
Makbule geçti.
Kahve.
Bir yer biliyorum, buraya da yakın sayılır.
Biraz yürüyeceğiz ama kahvesi çok iyi.
Noe'daki yokuşun orada.
Cidden çok uzak değil.
Ee, ne yapıyorsun?
Ne yapıyorsun yani? Ne iş yapıyorsun?
Nerede çalıştığımı mı, ne yaptığımı mı soruyorsun?
- İkisi de. - Americano.
Duble macchiato.
Yemek birazdan geliyor.
Teşekkürler.
Çalışmıyorum.
Kiranı nasıl ödüyorsun?
Kira ödediğimi kim söyledi?
Kimse.
Kimse söylemedi.
Laf olsun diye soruyorum.
Çalışmıyorsun demek. Güzelmiş.
Düşünüyorum daha.
Düşünüyorsun.
Sen sormayacak mısın?
Neyi?
Ne yaptığımı.
Hayır.
Söylemeye utanıyorum ama
ismini unuttum gibi.
İsmimi söylemedim ki.
Doğru.
Biliyorum.
Çok sarhoştuk.
Ben Micah.
Angela.
Memnun oldum Angela.
Buyurun.
Buğday ekmekli yumurta,
hanımefendi için de Belçika waffle'ı.
Başka bir şey ister misiniz?
Bunlar yeterli.
Teşekkürler.
Ne tarafa gidiyorsun?
Niye soruyorsun?
Taksiye birlikte binebiliriz.
Marina'ya mı? Cow Hollow.
Ben o tarafa gideceğim için soruyorum.
Şey yapabiliriz...
Dur ben taksi çevireyim.
Taksi yarışı filan yapmak istemiyorsan.
Pardon, soldan mı, sağdan mı?
Sağdan.
Sağdan.
Kaldırımın orası.
Tamam.
12,50 dolar tuttu.
Ben hallederim. Sorun yok.
Dur Angela.
Angela, Angela.
Durdurma arabayı.
Angela.
Beyefendi.
Taksimetre açık.
Biliyorum.
Nereye kadar gideceksiniz?
Tenderloin'a.
Burada oturuyorsunuz sanmıştım.
Sür sen.
Peki.
MELANKOLİNİN İLACI
Geldik beyefendi.
Ne kadar tuttu?
24,50 efendim.
Sikeyim.
O kadar yok yanımda.
Çantası yere düşmüş.
Ne?
Çantası yerde.
Çanta değil bu, cüzdan
Her neyse.
Kurnaz sanıyor kendini.
Bir adres arıyorum da.
Joanne Hardwicke.
Evet, Hardwicke.
Hayır, San Mateo'daki J. Hardwicke değil.
Joanne Hardwicke.
Hardwicke, tek tek söyleyeyim
H-A-R-D-W-l-C-K-E.
Evet hanımefendi, sonu E ile.
Oakland, Cornelius caddesi mi?
Onu biliyorum zaten.
Teşekkürler.
Ne arıyorsun burada?
Ehliyetindeki adres yanlış.
Teşekkür ederim.
İçeri gelebilir miyim?
Bir şey içer misin?
Olur.
Su iyi olur.
Tamamdır.
Teşekkürler.
Kira ödemiyorsun yani.
Buranın kirasını kim veriyor?
Kimse.
Kredisini kim ödüyor o zaman?
Erkek arkadaşım.
Erkek arkadaşın.
Erkek arkadaşım.
Kendisi nerede?
Londra'da.
Londra.
Evet, Londra.
Her dediğimi tekrarlamasa.
Tamam.
Ne iş yapıyor?
Küratör.
Küratör demek.
Pardon, pardon.
Küratör olmasına rağmen duvarlarda sanat eseri olmaması
tuhaf geldi de bana.
Hiç yok.
Yani insan şey düşünüyor, sağda solda boş duran
bir tablo veya heykel vardır mutlaka, eve getirebilir öyle bir şey.
Pardon, pardon.
Beyaz mı?
Önemi var mı?
Hem var hem yok.
Beyaz olduğunu ve Bayview'daki
bir gönüllülük programında tanıştığımızı söylesem...
Önemi olur mu o zaman?
Hem evet hem hayır.
Peki.
Anladım.
Sen de onlardansın demek.
Onlar kimmiş?
Onlar işte, şubatın en kısa ay olduğu için
Siyah Tarihi Ayı yapıldığını düşünenler.
Öyle zaten.
Siyah Tarihi Ayı şubatta
çünkü Carter G. Woodson Zenci Tarihi Haftası'nın
Frederick Douglass ve Lincoln'ın doğum gününe denk gelmesini istedi.
İkisi de aynı hafta, şubatta.
Neyse, cüzdanımı getirdiğin için teşekkür ederim
ama gitmen lazım.
Daha yeni başlamıştık.
Gitmen lazım.
- Ne dedim ki? - Hiçbir şey.
Duş almam lazım. - Duş mu?
Evet, keşke sen de buraya gelmeden duş alsaydın.
Nereden biliyorsun ki?
Aldın mı?
İyi, tamam, peki.
Dur, bekle.
Bekle, bekle.
Pardon.
Ne yapıyorsun?
Tek gecelik dostum.
Benimle ve King Friday'le ve tüm sihirli canlılarla
hayaller diyarına gelmek ister misin?
Duşa giriyorum.
Ne tuhafsın.
Kahve.
Teşekkürler.
Mutfakta süt ve şeker de var.
Makbule geçti.
Baştan alalım mı?
Ben Micah.
Joanne.
Biliyorum.
Bayan Hardwicke, sonu E ile.
Sana Jo diyebilir miyim?
Güzel.
Sana Mike diyebilir miyim?
Hayır.
Aynı şey değil.
Selam aşkım.
Kahve içiyordum.
Evet, gittim.
Sıkıcıydı.
Marketin orada mı?
Bir saat içinde.
Bisikletle gitmeyeceğim.
Taksiye binerim.
Peki, bisikletle giderim.
Mutlu musun şimdi?
Ne zaman mutlu oldun ki?
Tamam.
Seni seviyorum.
Görüşürüz.
Bence duvarlara bir şeyler asmanız lazım,
açık ve koyu tonlar, taramalar filan.
No comments yet. Be the first to leave one.