نخستین 200 خط.
KABUL ET VEYA REDDET
Bunu kendine sen yaptın.
Beni dinlemelisin.
Sadece dinleyeceksin işte.
Dinleyeceksin.
Ee, bunu yapmak istiyor musun?
Yapmak istiyor musun?
Hadi... Al...
Yap hadi. Yap. Yapsana.
İşte böyle. Böyle. Nasıl yapacağını göster bana.
Devam et. Aynen öyle.
Tamam, devam et.
Hadi, vur beni.
Vur beni! Hadi, hadi!
Göster bana! Nasıl yapacağını göster bana!
Hadi!
Hadi, vur beni!
Pekâlâ, birkaç saniye geriye gidelim.
Kendine değersiz olduğunu söylediğin zaman,
bu sözler sana kimi hatırlatıyor?
Biliyorum.
Geçen hafta bunun üzerinde çalışmıştık.
Biliyorum ama kendimle yüksek sesle konuşmak aptalca geliyor.
Senin sesini duymamız gerekiyor.
Onunkini değil.
Tamam.
Gel o zaman...
başka bir şey deneyelim.
Ekranın sağ üst köşesine git,
ve "Kendini göster" seçeneğine tıkla.
Tamam.
Hiçbir şey söyleme.
Sadece sana bakan kadını
gerçekten görmeye odaklan.
Onun yaşadığı her şeyi.
Ne kadar yol katettiğini.
İstismara uğramadan önceki hâlini.
Şimdi bana, onun değersiz olduğunu söyle.
Gördün mü?
Henry: Tabanları yağlamak için son şans...
Korkuttuğum için özür dilerim. Sayacınızı okumam gerekiyor da.
Arka tarafta. Yan kapıdan geçebilirsiniz.
Teşekkürler.
Anneciğime
TOBY NER EDE SAKL ANIYOR
Toby nerede saklanıyor olabilir?
Acaba burada mı?
Yoksa... burada mı?
Bay Toby'yi hiçbir yerde bulamıyorum.
Hiçbir yerde yok.
Al bakalım!
Ölümcül vuruş!
Toby!
- Eğlenceli Teyze! - Fırtına Toby!
- Selam, kanka. - Selam.
- Merhaba. - Ne var?
- Hayır da, şey... - Henüz makyajımı yapmadım.
Makyajın değil.
Üstündeki.
- Bu mu? - Yok, endişelenme.
Hallederiz.
"Halletmek" mi?
Tanrım, bu dergi insanı strese sokuyor.
Bu bozuklukların yarısının bende olduğundan eminim,
en başta "Abuli".
Ne-buli?
"Karar verememe bozukluğu."
Mesela geçen gün mağazaya gittim ve deodorant reyonununda
tam 20 dakika boyunca ürünlere bakakaldım,
sonuçta bir tane bile seçemedim.
Ne zamandan beri deodorant kullanıyorsun?
Çok komiksin.
Pekâlâ, şimdi oldu mu?
Vay canına.
Çok daha kötü.
Baston şeker kılığına mı girmek istedin?
Sen... dünyadaki en kötü insansın.
Evet, ben senin kız kardeşinim. Bu benim işim sayılır.
En azından bunun altına
seksi bir şeyler giydiğini söyle.
Anlaşıldı, bu "hayır" demek.
Peki, affedersin, oldu mu? Tamam, harika görünüyorsun.
Hayır, hiç de değil. Huzurevinde bingo oynamaya
gidiyormuş gibi görünüyorum.
Yok artık. Hayır, öyle değilsin.
Uzun zamandır alışveriş yapmadım.
Dolabımdakiler hep iş kıyafetleri.
Bence gitmesem daha iyi.
Zaten Toby kendini iyi hissetmiyor
- ve gece bana ihtiyacı olursa diye... - Vi, hayır.
- evde kalsam daha iyi olacak. - Hayır, Vi.
- Bu çok kötü bir zamanlama. Bu hiç... - Vi, hayır, hayır, hayır.
Hey. Hey.
Bana bak.
Herkes Blake değil.
Evet.
Bu sadece bir randevu.
Sadece gideceksin, güzel bir akşam yemeği yiyeceksin,
ve üç aydır seninle ilgilenen o çok yakışıklı
ve olağanüstü sabırlı adamın eşliğinde
keyifli vakit geçireceksin.
Ve eğer bir şey hissetmezsen, kısa kesersin olur biter.
- Ne bir zarar, ne bir sorun. - Tamam.
Ama bir de işler yolunda giderse...
İşte o zaman... gel buraya.
Gel, gel.
Eğer her şey iyi giderse,
bunu giydiğine memnun olacaksın.
Çünkü mutlu olmayı hak ediyorsun.
Ve seks yapman lazım.
Konu garip yerlere gitmeye başladı.
Anneciğim, sümükler burnumda sıkıştı!
Bu çocuk hâlâ sümkürmeyi beceremiyor.
Öyle.
Tamam, sen bunu giy.
Ben de gidip sümüklerle ilgileneyim.
Teşekkür ederim.
Ne demek.
- Dök, dök, dök... - Tuzla, tuzla, tuzla, devam.
- Toby, bak. - Pekâlâ, gitmeye hazırım.
Vay canına, anneciğim.
Çok güzel olmuşsun.
Teşekkürler, küçük adam.
Jen teyzeyle uslu duracak mısın?
O adam babamı biliyor mu?
Evet, biliyor.
Peki.
Ama dur, beni ne kadar seviyorsun?
Bu kadar!
Ben seni daha çok seviyorum.
- Teşekkürler. - Tamam.
Peki, nemlendiriciyi unutma...
- ve ses makinesini... - Tamam.
Ve dişlerini gerçek diş macunuyla fırçalayın.
Elbette, tamam. Biz gayet iyi olacağız, değil mi?
Biz iyi olacağız.
- Tamam. - İyi eğlenceler.
Ve yatma saati 8:00, net.
Gözüm üzerinizde.
Tamam, emredersiniz Hanımefendi. İyi eğlenceler!
- İkinizi de seviyorum. - Güle güle.
Sadece bir randevu.
PALATE SEÇKİN RESTORAN
Tabanları yağlamak için son şans... * 8'de görüşürüz. * Benden nefret etme. 10 dakika gecikeceğim. Çok utanıyorum. Lütfen gitme. Barda pahalı bir şey iç.
Palate'a hoş geldiniz.
Bu akşam için rezervasyonunuz var mı?
Evet. Campbell adına olmalı.
Henry Campbell mı?
Evet, burada. İki kişi misiniz?
Kendisi biraz geç kalacak.
Onu barda beklesem olur mu?
Tabii ki. Koridoru geçince
barı tam karşınızda göreceksiniz.
Diğer konuğumuz gelince ben size haber veririm
- Tamam, teşekkürler. - Ceketinizi alabilir miyim?
Evet, çok iyi olur.
Teşekkürler. Sağ olun.
Merhaba. Palate'e hoş geldiniz.
- Merhaba. - Rezervasyonunuz var mı?
Henry: Az sonra oradayım!
Tanrım! Çok özür dilerim.
- Hasar yok. - Teşekkürler.
- Yürürken önüme bakmam lazım. - Evet.
Bir şey alır mıydınız?
Kırmızı şarabınız nasıl?
- Malbec daha iyi. - O zaman Malbec olsun. Teşekkürler.
Geldim. Henry gecikecekmiş. Toby nasıl?
Teşekkür ederim.
Bu arada... kıyafetinize bayıldım, bayıldım.
Giymem için kız kardeşim zorladı.
İlk randevunuz mu?
O kadar belli mi?
Daha sert bir şey istemediğinize emin misiniz?
Kaçmam gerekirse diye
bununla yetinsem daha iyi.
Doğru.
Diane? Richard.
Ben Diane değilim. Üzgünüm.
- Şey... Kusura bakmayın. - Yok, hiç sorun değil.
- Tabii ki o değilsiniz. Affedersiniz. - Önemli değil.
Kör randevum var da, o yüzden...
- Yok canım, hâlâ yapılıyor mu o? - Anlaşılan yapılıyor.
Eğer Chicago'da sosyal medya kullanmayan tek kadınla
- tanıştırılırsan, oluyor. - Vay canına.
Biliyorum. Çılgınca, değil mi?
- Öyle. - Friendster'da bile hesabı yok.
Az önce yaşımı ele verdim. Facebook.
Vay.
- Ama yine de hoş bir şey. - Evet.
Yani, gizem, bu günlerde rastlaması zor bir şey.
Güzel bir bakış açısı.
Bu konularda biraz paslanmışım.
Terliyormuşum gibi geliyor. Terliyor muyum?
Hayır.
- Harika görünüyorsun. - Teşekkürler.
Çok naziksin.
Şey... bize.
- Tabii. - Yeniden dışarı çıkmaya.
- Şerefe. Geri dönmemize. - Şerefe.
Ee, sen mi erken geldin, onlar mı geç kaldı?
No comments yet. Be the first to leave one.