نخستین 200 خط.
Akumal'a niye geldiniz?
10. yıl dönümümüz.
Siktir.
Bu telefon, 15 yıl önce kaybolan
Sam Lawford'a aitti.
Hasiktir.
Violet Thompson da kayıp olarak bildirildi.
Baltasar Frias, baş zanlımızdı zaten.
Ama ben kanıt toplayamadan
fırtına her şeyi silip süpürmüş.
Bunu görmen lazım.
Bu da demek oluyor ki çatı...
Sam ve Violet bunlar!
Hey, hey, hey!
Biriyle tanıştım.
Bu akşam randevumuz var.
Kaykayını buldum.
Ne kaykayı?
Hey!
Sam?
Tanrım, Ürkütücü Noel Baba daha da ürkütücü oluyor.
Siktir.
Baltasar Frias bu.
Telefonu almış.
Hayır!
Hayır!
Ne yapıyorsun?
Düşündüm de...
onu bir dolaba falan kilitleyebiliriz.
- Hayır, hayır, hayır. Onu burada bırakamayız.
Niye? Ölmemiş sonuçta.
Aklından ne geçiyordu ki?
Telefonu almasına izin veremezdim.
Sen de onu öldürmeye mi çalıştın?
Bir şeyi yok.
Telefon çaldı. Gördün mü?
Ne... Ne... Neyden bahsediyorsun sen ya?
- Telefon çaldı. - Şimdi miO.
Siktir! Siktir!
Sorun yok. Sorun yok.
Olaylar beklenmedik bir hâl aldı.
Burada ne işin var?
Telefonu bulduğunu duydum.
Kim söyledi?
Eski bir arkadaş.
Luna.
Evet, telefon... Telefon nerede şimdi?
Senin yüzünden asansör
boşluğunun zemininde bin parça halde duruyor.
Hayır, yok etme dürtüsü senden geldi.
Otur bence dostum.
- İyiyim böyle. - Otur ulan!
- Em, sakin ol. - Ne?
Ne yapacağını bilmiyoruz.
Ne yapacağı belli değil baksana.
Evet ama silah sende ve
ben seni hiçbir şekilde kışkırtmadım.
Sam ve Violet'e ne yaptın?
Onlara bir şey yaptığımı mı düşünüyorsun?
- Evet. - Niye?
Çünkü Sam'in kaykayı şendeydi
ve seni ve aileni de tanıyorum.
Bütün kanıtın bu mu?
Sana... Sana bir şey söyleyeyim.
Benim ailemde bir sürü terzi var.
Katil değil.
O yüzden soruşturmanın seni getirdiği yer burasıysa
hikayenin aslına inanabileceğin! düşünmüyorum.
İsimleriniz ne?
Tamam, söylemeyin. Evli misiniz?
Evet, tamam.
Gitme zamanı geldi bence.
Sen... İyi birine benziyorsun.
Bunların hepsi bir yanlış anlaşılmadan ibaret sanırım.
Belki de birlikte anlayabiliriz, olmaz mı?
Gerçek hikaye ne?
Sam ve Violet'e olanlar, bağlantılı
hikâyelerden oluşan büyük resmin
birer detayı sadece.
Her şey dönüp dolaşıp Oceana Vista'ya
ve onun yanlış anlaşılmış sahibi
Alexander Vasilakis'in trajik
ölümüne çıkıyor.
Alex'in nereden geldiğini tam olarak bilen yok.
Bir gün bir otel açma
umuduyla ormanda
dolanıp durduğunu söyleyen var.
Daha kabul edilen bir dedikoduya göre
bütün ailesi koruma fonu sorumlusuymuş
ve kendisi sonra bir yat çalıp Quintana Roo'ya
gitmiş ve kendi yolunu çizmiş.
Alex'in engin bir iç sezisi ve
insanların potansiyeline olan büyük bir inancı vardı.
Ama açık konuşayım.
Bu adam öyle zeki bir adam değil.
Metafizikse! şeylere ilgin var mı?
Neyden bahsettiğini bilmiyorum.
İyi cevaptı.
Otur.
Tamam.
Baltasar Peniche sen misin?
- Evet efendim. Evet. - Uydurma geliyor bana.
Yani başvurduğun iş...
Ne iş olursa.
Tüm pozisyonlara eleman alıyormuşsunuz.
Cesurca bir hareket. Yoksa ne istediğini bilmeyen dönek
bir adama göre bir hareket mi? Ne istiyorsun?
Hayattan mı yoksa...
Çünkü içimden bir ses bir şeye doğru
değil de, bir şeyden
kaçtığını söylüyor.
Sahile gidelim.
Niye buradasın Peniche? Niye bu otel?
Eleman aldığınız için.
Doğru. Dürüstlüğün için teşekkürler.
Evet, eleman alıyoruz.
Ama burası daha çok, insanların yapabildiği en
değerli şeyin seri üretime döküldüğü bir yer.
- Çocuk. - Hayır, hayır, hayır. Anıların.
- Evet. - Anılar.
Anılar kötü de olabilir ama, değil mi?
Parmak güreşi yapalım hadi.
Bir, iki, üç, dört. Parmak savaşı ilan ediyorum.
Çabalamıyorsun bile. Ne yapıyorsun?
Tamam, tamam. Biliyorum, biliyorum.
Tamam. Kazanırsan iş senin.
Bir, iki, üç, dört. Parmak savaşı ilan ediyorum.
Tamam, hızlı ateş!
Senin ilk neşeli anın ne pislik?
- Bilmiyorum efendim. - Bul.
- Karışık bir hayatım oldu. - Tamam, güzel. Benim de.
Herkesin hayatı karışık. Ama hepsi neşeyle başlar.
İlk anı neşedir ve her şey ondan yeşerir.
- Seninki ne? - Okumak.
- Okumayı severim efendim. - Ben berbat bir okurum.
Ne okuyoruz?
- Dedektif romanları. - Niye?
Çünkü ben çocukken babam vermişti.
Pekala, babanla yakın mıydınız?
Hadi! Durma!
Dedektif romanları okumamın sebebi...
onları anlamam efendim.
Her zaman cevaplayabildiğim sorular soruyorlar.
Hem suçların hem de hayatın gizemine cevap
- bulmaya çalışıyorlar. - Hadi!
- Ve karakterleri seviyorum! - Hangi karakterleri?
- Dedektifleri! - Neden onları seviyorsun?
Çünkü takıntılılar ve yalnızlar
ve umutsuzluğun kucağındayken evlerinde hissediyorlar!
Bu yüzden mi dedektifleri seviyorsun?
Çok garip amına koyayım.
Doğru olanı yapmak istiyorlar.
Onları öldürse bile.
Herkesin iyiliği için.
Sence seni öldürecek mi?
Bilmiyorum! Bilmiyorum efendim!
Bilmiyorum! Bilmiyorum!
- Yalnız mı hissediyorsun? - Evet.
Neşenin ve yalnızlığın uyum içinde var
- olabildiği bir dünya var mı sence? - Evet, bazen var.
Ama yalnız mı olmak istiyorsun Peniche?
- Yalnız olmak mı istiyorsun? - Hayır, yalnız olmak istemiyorum.
Yalnız olmak istemiyorum.
O zaman ne olmak istiyorsun Peniche?
Dedektif olmak istiyorum efendim.
Ol o zaman orospu çocuğu.
Arkadaş olduk.
Alex bütün çalışanları
bizzat işe aldı.
Her biri, geçmişinden kaçan kayıp ruhlardı.
Wedwin vardı, Honduras'li bir cam ustası.
Baş kapı görevlisiydi.
Patricia, Tampico'lu kaçak bir rahibe
güvenlik ekibimdeydi.
Abigail, Porto Rikolu bir kaçaktı.
Baş bahçıvandı.
Valinin helikopterini çaldığı
ve çarptığı için tutuklanmıştı.
Ama benim için en değerlileri Lima'ydı.
Ailesini araba kazasında kaybetmişti.
Kardeşim oldu benim.
Sonra tatilcilerin kumdan kale günleri
dediği şey başladı.
Ve Alex'in aklının garip bahçelerinden
çıkan her şey Oceana Vista'da kendini gerçekleştirme fırsatını bulurdu.
Eskiden şafak vakti beni arar
ve mesajlar bırakıp gördüğü rüyaları anlatırdı.
Rüyamda "İyi ki Doğdun şarkısını söylüyorduk.
Ve bitmeden önce kafanın buruşuk bir kağıt parçası olduğunu gördüm dostum!
Sence bu ne demek?
Aman Tanrım, Aman Tanrım.
Frias olduğum geçmişimden bahsetmezdim
o da sormazdı.
Her zaman ileriye bakardı.
Alex misafirlerimiz için anılar yaratmak istedi
ama bunu yaparken çalışanlarına da bir ev yarattı.
Ne yapıyorsun ya Alex?
Burada osurdu az önce.
Sorunun ne oğlum senin?
Ama biz sadece anılardan mı oluşuyoruz?
No comments yet. Be the first to leave one.