نخستین 200 خط.
Sanırım kulaklığımı konsolun üstünde unuttum.
Öf. Yeni bir tane almam lazım.
Peki, bağlantılı uçuşumuz saat kaçta?
Bilmiyorum.
Bilmiyor musun?
Tamam Marcus, hastaysan söyle yeter.
Hasta değilim. Tatildeyim. Söylediğim gibi.
- Tatildeyken, akıştayım. - Öylece akışta mısın?
- Aynen. - Tamam.
Hiçbir bağlantılı uçuşumuzun
telefonunda olmadığını mı söylüyorsun?
Hiçbiri. Akıştayım.
Tamam. Kapı numarasını değiştirdiler. Hâlâ akışta mısın?
Bak canım. Bizi farklı bir servise koyup
başka bir terminale götürsünler,
hiç sorun değil.
Akıştayım bebeğim.
Bana söylediğin en seksi şey bu olabilir.
- Gel Marcus Parker. Evet. - Bak sen, bunu sevdim.
Dikkat dikkat, Marcus ve Emily Parker.
- Ulaştırma Güvenliği'ne bekleniyorsunuz. - Ne?
Havayollarını tescilli cinsel suçlu
- olduğunuz konusunda uyarmadınız. - Ne?
- Tekrar ediyorum. - Ne?
Ahlaksız, iğrenç cinsel suçlular.
Onlar, biliyordum.
- O şeyi kapatır mısın? - Sizin neyiniz var?
Sizi görmek ne güzel!
Şuraya bakın. Tekrar birlikteyiz.
Arkadaşlar, bu çok heyecan verici.
- Biliyorum. - Gerçekten öyle.
Ron'la dünyanın en güzel yerlerine gittik.
Evet.
- Reno, Orlando, Panama Şehri. - Panama'da.
- Meksiko. - Meksika'da.
Ama hiç Karayiplere gitmemiştik!
Hepsi senin sayende Marcus. Teşekkürler.
Size gerçek bir balayı yaşatmak istedik. Bunu hak ettiniz.
Çok iyi fiyata kapattım, hemen karar verdim.
Ama şunu diyeyim, bu sefer kayalıklardan atlamak yok.
Bunu ayıkken söylüyorsun.
Yok, ciddiyim, özel bir sebepten. Hani...
- Çok heyecanlıyım. Sen anlat güzelim. - Ben mi? Sen anlat.
Hayır, sen anlat.
Yani, Marcus'la...
...bir bebek sahibi olmak istiyoruz.
Bebek sahibi olmak istiyoruz.
İnanmıyorum. Bu muhteşem.
Evet. Ebeveyn olmaya bayılacaksınız.
Bu başımıza gelen en iyi şey.
Hayatımızın nasıl değiştiğine inanamıyorum.
Büyüdük. Sahiden hayatımız düzene girdi. Anlıyor musunuz?
Çok sıkıcıyız, artık bizi tanıyamıyorum.
Bana bir baksanıza.
Aşırı korumacı, helikopter babalardan olacağımı düşünmezdim
ama tek düşündüğüm o bebek.
O takıntılı.
Sizi telaşlandırmak istemem
ama bunu masamızın altında emeklerken buldum.
O sizin değil mi?
- Emekliyor mu? - Emekliyor mu?
- Bu inanılmaz! - Vay be!
İlk kez emekledin!
- Bravo! - O bir dâhi! O muhteşem.
Tatlım, sen dünyadaki en muhteşem bebeksin.
Seni seviyorum Marcus.
Peki, onur konuğu nerede?
Saat iki yönünde. Yine yakıyor!
Bu doğru! Vay!
- Evet! - Geldiğine inanamıyorum.
Ben de inanamıyorum.
Davet için de çok teşekkürler.
Otel müdürü olduğum için, hep ev sahibiydim ama hiç misafir olmadım.
Burada olmandan çok mutluyuz. Gelmen lazımdı.
Lütfen. Tüm masrafları ödenmiş bir tatil,
dünyada en sevdiğim küçük adama biraz bakıcılık karşılığında mı?
Tabii her şeyi iptal ettim.
Bir de aşkın ve romantizmin toprağı Karayipler olunca.
Benim gibi aşırı bekâr birini ne beklediğini kim bilir?
Şimdi kusura bakmazsanız burnumu pudralayacağım.
- Hoşça kal! - Klasik Maurillio.
Ne kadar tatlı. Şunu izleyin.
Durdurun şu adamı! Şarbon hastalığı var!
Ulaştırma Güvenliği aptalca bir iş.
Ve sizlerin hiç mizah anlayışı yok.
Buna gülmeniz gerekir.
Ben eğleniyordum!
Seyir irtifasına ulaştık.
Kabinde rahatça hareket edebilirsiniz. İyi uçuşlar.
- Bebeğim, o ne? - Yumurtlama takip uygulaması.
Benim yumurtlama döngümün senin telefonunda olması tuhaf mı?
Takip edelim ki tahmin etmemize gerek kalmasın.
Ne zaman hazır olduğunu biliriz.
- Yumurtluyorsunuz. - Bebeğim, kapat...
Nasıl kapatacağımı çözmeliyim.
Yumurtlama Doğurganlık
İnanmıyorum. Yumurtluyor musun? Bu harika Em.
Hayır, hayır. Bu sadece... Deneme.
Gerekiyorsa, döllemeyi tuvalette yapabilirsiniz.
Var mısınız?
- Yok, bence gerek yok. - Böyle iyiyiz. Evet.
Emin misiniz? Kyla'yla arka taraftakinde yapmıştık. Harikaydı.
Ve kesinlikle uçağın ön kısımlarını kullanmazdım.
Türbülans sırasında bez değiştirmek oldukça zordu.
Gitmeden önce biraz tuhaf bir şey fark ettim.
Koltuk tercihimi yaparken, hepinize yakın oturmayı istemiştim
ve görevli sen ve Emily'nin dönüş uçuşunda olmadığınızı söyledi.
Farkında mısınız?
Ne?
Evet, farkındayım çünkü biz birkaç gün daha kalacağız.
Sadece biraz daha uzun.
Ve bir sürü dölleme mi yapacaksınız?
Anlıyorum. Affedersiniz.
Onlara söylememiş miydin?
Asıl gitme sebebimizi mi? Hayır!
Marcus! Neden?
Bak, işe giriştiğimde onlar çoktan gitmiş olacaklar.
- Toplantını mı kastediyorsun? - Herhangi bir toplantı değil.
Beş yıldızlı bir otel inşası için görüşme. Tamam mı?
- Bak, CEO bunun için gelecek. - Beyefendi!
Bu hayvanların ona yaklaşmasına izin vermem.
Akışta olan adama ne oldu?
Bebeğim... Yaptığım bu.
Öyle akıştayım ki beş gün boyunca da öyle olacak.
Onların kontrolsüz kıçlarıyla akıştayım, tamam mı?
Ve onlar gider gitmez, yine iş moduma döneceğim.
Her şeyi birbirinden ayırdım ve rahatım.
Neden bizim gibi sen de bir Valium almıyorsun?
Bu da ne?
- Bu çok güzel! - İnanmıyorum!
Tanrım...
- Vay be! Bu inanılmaz. - Tanrım! Muhteşem!
Bu kadar hoş bir yere bizi alarak ne yapıyorlar?
Kesinlikle. Gerçekten başları dertte.
Mimoza kokteyli!
KIM WAE OTEL
- Selam. Sağ olun. - Hoş geldiniz.
Ne kadar güzel bir mekân baksana. Parker İnşaat'ın Chicago'da...
böyle güzel bir otel inşa ettiğini düşünebiliyor musun?
EL MIRADOR - 12 YILLIK ROM
Bu otelin iki farklı suşi restoranı var.
İçeri girerken meditasyon tapınağını gördünüz mü? O da ne?
Helikopter pisti. Bu otelin helikopter pisti bile var.
Bir helikopter bulalım da piste indirebilelim.
Evet! Bebeğim, nasıl olur da bu yerden haberimiz olmaz?
Adı tuhaf yine de. Kim Wae Otel.
Kim Wae Otel, Koreli bir holding.
Nereden biliyorsun?
Buraya gelmeden okumuştum çünkü...
...bir yere gitmeden, hakkında okumayı severim.
Sen de öyle yapmıyor musun?
- Yok. - Marcus!
Marcus bizi buraya nasıl getirdin?
Müdürle iş konuşuyorduk.
Bu rezervasyonun beş yıl önce yapıldığını söyledi.
Beş yıl dedi, öyle mi?
Sanırım... Şanslıydım. Bilirsin ya.
Bazen bu kadar şanslı olman çok tuhaf.
Çok tuhaf, değil mi canım?
Gidip bir duş alayım,
o uçakta oturmaktan kokmuş hissediyorum.
Dur, Marcus. Bunu yeni açtım.
Dostum, bak, sakinleş bence.
Beş günümüz var.
Bu, 12 yıllık El Mirador Grand Reserve.
Bu rom şişesi 700 dolar falan. Ve bir de not iliştirilmiş.
"Yardımseverliğiniz için teşekkürler. Grubun ikramı."
İkramları severim, rom severim.
Ve ikramları severim.
Bu kadar bilgiye rağmen, bu romu hemen şimdi
içmeme ihtimalimiz var mı?
O haklı canım.
Evet.
Peki... Pekâlâ. Evet, tamam, bir tek alayım.
Bir tek içsek ölmeyiz, değil mi?
Tek, tek, tek!
- Şerefe! Götürün. - Oley!
Evet!
İşte, başardım!
Cennet Manzarası AÇIK - İNDİRİMLİ
Evet!
Buradaki herkese! Herkese!
Evet!
- Evet! - Vay!
- Seni çok seviyorum! - Seni çok seviyorum!
Ne?
İşte buradasınız.
Bir nevi.
Nerede sızdığınızı merak ediyordum.
Burada... Burada mı uyumuşuz?
Biraz kahvaltı yapsak iyi olur.
- Bir menü! - Bebeğim!
Gel buraya tatlım.
- İnanmıyorum... - Dün gece ona baktığın için sağ ol.
Merhaba!
Dostum, dün gece sağlam içtik.
Dün gece annenin tutuklanmaktan nasıl kurtulduğunu görmeliydin.
Çok gurur duyardın.
Kızartma mı istersiniz, yoksa smoothie türü bir şey mi?
- Canım, kesinlikle kızartma. - Yok, sağlıklı bir şey isterim.
No comments yet. Be the first to leave one.