نخستین 200 خط.
Geçebilir miyim?
- Çok yaşayın. - Teşekkürler.
Yarın antrenman var mı?
- Bırak da gireyim! - Bekle, dostum!
Hadi, çıkın dışarı!
Yarın antrenman yok!
En son duşu hep bu alıyor!
Çık da ben de gireyim!
Tüm bunların sorumlusu neo-liberalizm ve çok kültürlülük...
Doğum günü
Vay canına! Bu harika! Gerçekten çok güzel, anne!
- Beğendin mi? - Evet, harika!
- Neredesin? - Mutfaktayım.
Kalitesi harika!
- Fotoğraf mı çekiyorsun? - Hayır, video çekiyorum.
Tamam, bekle o zaman.
Mutlu yıllar sana...
- Üfle. Her şey gönlünce olsun. - Teşekkürler, anne!
Beyler, bu sizin mi?
Hop! Bunu kaybeden var mı?
Ben de böyle bir ipe bağlı olan USB belleğimi kaybetmiştim.
- Sandro, bu senin değil mi? - Hayır.
- Senin mi dostum? - Hayır.
- Niye, haç takmıyor musun? - Yo, takıyorum.
- Göster o zaman. - Şu an üzerimde değil.
- Bu senin haçın değil mi? - Benimki değil.
- Üzerine yemin et. - Haç üzerine nasıl yemin edebilirim?
Kim bu dallama. Dostum! Benimle taşak mı geçiyorsun?
Hayır. Benim haçım değil.
Tamam. Kim saklıyorsa anasını sikeyim onun.
Tamam mı?!
Sandro!
- Sen Sandro'sun, değil mi? - Evet.
İçeride sana yüklendiğim için kusura bakma.
Sadece, USB'mi kaybettiğim için çok sinirliyim.
Önemli değil.
- Ee, kulübümüzü beğendin mi? - Evet.
Barça genç takımındaydın, değil mi?
Evet, sakatlanmadan önce birkaç yıl oynadım.
Evet, berbat bir şey...
Ama hoca, yakında seni kadroya alacaktır.
Alsa iyi olur, yoksa arkadaşlarımla ona çökeriz!
- Nerede yaşıyorsun? - Varketili'de.
Oraya yeni taşındım, ama geçici, anlarsın işte...
Hadi ama dostum, utanıyor musun?
Önemli olan insanın özünde kim olduğudur.
İnan bana, nerede yaşadığın önemli değil.
- PlayStation oynamayı sever misin? - Hiç oynamadım.
Anne!
Anne, eve geldim.
Kapıyı aç, lütfen.
Bugün çalışmayacağını sanıyordum.
Tamam. Geç mi döneceksin?
Sana yiyecek bir şeyler hazırlayayım mı?
Tamam.
Gel.
Çantanı buraya koy, ben bir sigara alacağım.
Sigara mı içiyorsun?
- Bazen, niye, sen de ister misin? - Hayır.
- Kaç yaşındasın? - 18.
Doğru, daha bebeksin. Büyüyünce sigara da içeceksin.
Kim büyük bir futbolcu ve sigara tiryakisiydi biliyor musun?
Kaplan.
Bilmiyor musun? Stefan Effenberg.
Şurada posteri var. Git bir bak.
Kahretsin, yine iki paketi de almış.
Sen oynamaya başla, ben sigara alıp geleceğim.
Daha önce hiç oynamadım.
Çok kolay. Hareket eden her şeyi vur.
Hemen dönerim.
Güzellik Salonu
- Merhaba. - Merhaba.
Nasıl yardımcı olabilirim?
Size tıraş olsam olur mu?
Olur. Otur. Çantanı şuraya bırak.
Hemen geliyorum.
Saçların ne kadar güzel.
- Nasıl olsun istersin? - Biraz...
Müziği kısar mısın, bir gün burada sağır olacağım.
Evet, nasıl demiştin?
- Ne çok kısa ne de çok uzun, yani, işte... - Tamam.
Önce yanları kesip sonra uçlara geleceğim, tamam mı?
Önce yıkayalım mı?
- Mümkün mü bu? - Elbette.
Her şey mümkün.
Gel.
Otur.
Dur, şu havluyu koyayım.
Biraz alçal da başını buraya yasla.
- Çok mu sıcak? - Hayır.
- Her şey yolunda mı? - Evet, evet.
- Hasta mısın? - Hayır.
Acele eder misin o zaman? Sırada başka bir müşterim bekliyor.
Tamam, hemen çıkıyorum.
Anneanne!
Babam ne zaman döndü?
Birkaç saat önce geldi.
Neden beni aramadın? Ya da üzerine bir battaniye örtmedin?
Anneannemin yemeklerini mi özledin?
Önce dua edelim.
- Futbolda ne var ne yok? - Pek bir şey yok, hep aynı şeyler.
Evde kendi başına antrenman yapıyor musun?
Evet, bazen.
Eline n'oldu?
Önemsiz bir şey, rahiplere yardım ediyordum ve yanlışlıkla bir tırnağımı kırdım.
Orası güzel miydi?
Şimdi daha iyi misin?
Önce sen söyle, nasılsın?
İyiyim, sanırım.
- İyi misin, yoksa sanıyor musun? - İyiyim.
- Dua ediyor musun? - Evet, yani...
Ediyor musun etmiyor musun?
Tanrı'dan saklanamazsın.
O, her şeyi görür.
Niye haçını takmıyorsun?
Kaybettim.
Haç kaybetmeyi nasıl başarabildin acaba?
Hadi ama...
Sana bir şey söylemek istiyordum...
- ...ama şimdi emin olamıyorum. - Anlatsana. N'oldu?
Yarın, manastıra geri döneceğim.
Bu kadar çabuk mu? Niye?
Bir şey mi oldu?
Peder Grigol'la konuştum ve dönmemem gerektiğini söyledi.
Herkes dönmemem gerektiğini söylüyor.
Ama ben hazır olduğumu hissediyorum.
Rahip olmak istiyorum.
Manastıra son gittiğimde...
...Tanrı'nın benim için istediği şeyin bu olduğunu hissettim.
Ama dönersem, senin iyi olacağından emin olmak istiyorum.
Evet, evet.
Bu harika.
Kesinlikle dönmelisin.
Kendime ve anneanneme bakabilirim.
- Emin misin? - Eminim, eminim.
Dua etmelisin.
Kiliseye gidemezsen evde dua edebilirsin, ikonlarımız var.
Burun kanamaların yine mi başladı?
Uzun zamandır olmuyordu.
Al şunu.
Ne olacaktı başka?! Dua etmiyorsun.
Kiliseye gitmiyorsun, haçını da kaybettin.
Şeytan seni ele geçirmiş, evlat.
Zahmet etmeseydin, evlat.
Düzgün olsun dedim.
Pekâlâ...
- Ver bana, ver. - Gömlek kırışmış.
Lütfen.
- Onları da ütülemem lazım. - Gerek yok, evlat.
Teşekkür ederim.
Gitmeliyim.
- Ben de seninle geleceğim. - Hayır, evlat. Çok uzak.
Uzak değil.
Seninle gelip geri dönerim.
- Neden bana tekrarlatıyorsun? - Ben de o tarafa gideceğim zaten.
Olmaz dedim.
Önce bir yerleşeyim...
- Sonra gelebilirsin. - Ne zaman?
Bilmiyorum...
Elli pahalı değil ki.
- İçki için de paraya ihtiyacımız var. - O evin neyini seviyorsun?
Çok şirin bir ev.
Her neyse, bu ikisi için de ayrı bir odaya ihtiyacımız var, değil mi Sandro?
Sen ve Tina için ayrı bir oda.
Şu an senin şakalarını kaldıracak havada değilim, Beka.
- Şaka yapmıyorum ki. - Bunda ne sorun var ki?
Bir telefon etmem gerekiyor.
- Sandro. - Efendim?
- N'apıyorsun canım? - Burada uyuyacağım.
- Yatağın nesi var? - Bir şeyi yok.
Baban gittikten sonra çarşafları yıkamadım daha...
Sorun değil.
Şu karakterleri duvardan ne zaman indireceksin?
Sana daha kaç kez ikonlara “karakter” dememeni söylemem gerekiyor?!
Hiçbirini indirmeyeceğim! Burada dua edeceğim!
Sana da bana katılmanı öneririm.
Keyfin bilir!
Son
- Gidelim mi? - Jeneriği izlemeyecek miyiz?
Şaka mı yapıyorsun?
Tamam, izleyelim bâri.
Güzel bir portre miydi?
Portre değildi. Yunan heykeli gibiydin.
- Karın kaslarımla. - Evet, karın kaslarınla.
Diğer yerlerin de kaslıydı.
- Sadece... Henüz bitiremedim. - Niye?
- Bir ayrıntı kaldı. - Hangi ayrıntı?
Anlarsın işte, bir “ayrıntı...”
Tamamen çıplaktın.
- Bütün bunları bana neden anlatıyorsun? - Bunda ne sorun var ki?
Bu tür sapıkça şeylerden hoşlanmıyorum...
Neden bu tür rüyalar görüyorsun ki?
- Hoşuna gider sanmıştım. - Hayır, gitmez!
Ben sana rüyalarımı anlatmıyorum, değil mi? Sen neden bana seninkileri anlatıyorsun?
Bir daha sana hiçbir şey anlatmayacağım.
Senin bana hiçbir şey anlatmaman çok kötü.
Bana anlatmayacaksın da kime anlatacaksın?
Beni bir kere bile yeni evine davet etmedin.
Bir dahaki sefere oynamama izin vermezse, onu evinin dışında feci şekilde döveceğim.
Bir de bana vurmak istedi, yavşak!
No comments yet. Be the first to leave one.