نخستین 200 خط.
DUBAİ BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ
İsa aşkına.
Crown geldi. Biliyor.
Çıkın. Hemen.
Yürü.
Çıkın dedim.
İmkânsız efendim.
Beni dinleyin. Tehlikedesiniz.
Tereddüt yok.
Temiz.
Kahretsin.
Crown yukarı geliyor. Fazla vaktiniz yok.
Whitaker!
Hadi.
BEKLEMEDE
DOSYALAR İNDİRİLİYOR
Buldum!
Dinliyor mu?
Lanet olsun.
Üzgünüm Nigel.
BAĞLANTI KOPTU
HAYALET SAVAŞ
Selam.
Pardon. Affedersiniz.
Dalga mı geçiyorsun?
Tabii sen kitapçı seçerdin.
- Ya da lokanta. Lokantayı gördün. - Evet.
CIA Direktör Yardımcısısın. Telefon edemiyor musun?
- Zevki nerede? - Bana bir kahve borçlusun.
Tamam.
Seni görmek güzel.
Evet. Seni görmek de.
Ofise kaçırıldığımı bildiriyorum.
Sağ ol.
Uçağın kaçta?
Dört saat sonra.
Wall Street burası demek.
Teknik olarak Broadway ama…
Seninki hangi bina?
Yüksek olan.
Şimdi de yeni işimi sevip sevmediğimi mi soracaksın?
Seviyor musun?
CIA'i bırakıp iyi bir sivil işe girdin. Hatırını sormaya geldim.
Evet. Sen yeni işini seviyor musun?
Berbat.
Bak, hislerimiz aynı.
O işe devam edip normal bir hayat süremezdim.
Normal hayat, amacın bu muydu?
Kendin söyledin. "Sivil."
Siyah beyaz.
O gri alan işleri bana göre miydi, emin değilim.
Onu gördün mü?
Hayır. Noel'den beri görmedim.
Evet. Üzüldüm.
Hayır, üzülme.
Gerçekten denedik. Daha fazlasını bekleyemezsin.
Cathy o iş için yaratılmış.
Ya sen?
Ben mi?
CIA'den, atılan yemi fark etmeyecek kadar
uzak kalmadım.
Yem mi? Yem yok.
Kendin dedin. Şansımı denedim.
Evet. Ama bu? Bütün bunlar?
Sana hiçbir zaman yetmeyecek.
Güzel konuşma. Her ne ise yapmayacağım.
Geri dönmeni istemiyorum. Sadece bir adamla buluşacaksın.
Olmaz.
Jack, Dubai'ye uçuyorsun. Dubai'de. O sana gelecek.
- Sadece teslimat. - Sadece teslimat mı?
- Evet. - Peki. Ne teslimatı?
Bilgi. İzleme.
Hangisi?
- Yapma Jack, o dostum. - O senin için yapar mı?
Hayır. Nigel tanıdığım en evhamlı casus.
- Ama ben daha iyi bir adamım. - Hep.
Ne peki?
İdari görev.
Eski bir ortak operasyon. MI6 ile.
MI6 mi?
İzlediğin bizden mi, onlardan mı?
İkisinden de biraz.
Bu iyi değil işte.
Şu işe bak. Karışmak istemeyen biri için amma çok soruyorsun.
Özel sektörde senin işini yaparken yakalanırsam ne olacağını biliyorum.
Kimse bilmeyecek.
- Sahi mi? - Evet.
Bayağı eminsin.
Seni tek başına gönderir miyim sanıyorsun?
Destek de mi var?
Şu işe bak. Kimleri görüyoruz.
- Beni öldürtmeye çalışıyorsun. - Üstüme alınmadım.
Bugünlerde teşkilatın işe aldığı zehir gibi ajan tipi bu mu?
- Yerini doldurmaya çalışıyorum. - Sözleşmeli.
Tüh.
Ama Dubrovnik hep olacak, ha Mike?
- İş bitince ara. - Tamam.
Nereye?
Tekrar hoş geldin.
Yapmayacağımı söyledim.
Bunu yapma.
Sana yakışmıyor.
Adam iyi, değil mi?
- Yükselttim. - Biletim var.
Birinci sınıf. İkimizi de yükselttim.
Hiç değişmiyorsun.
Hastalık gibi.
Bagajın var mı?
Evet. Kısa bir seyahat.
Kabin valizime sığar. Sorun yok.
Selam.
İndirebilir miyim? Gerginim de.
Öyle mi?
Tanrım.
Seni arayacağını biliyordum.
- Greer bir adamla buluşacağını söyledi. - Hayır. Buluşmayacağım.
Asla buluşmakla kalmaz, biliyoruz.
Büyütecek bir şey değil, dedi. Adam sana gelecekmiş.
Öyle mi? Uçaktayız da.
Önce biz ona gideceğiz. Ama o sana gelecek. Anladın.
Anlamadım, hayır.
Neden sen yapmıyorsun?
- Ben takip edilmemeni sağlayacağım. - Niye takip edileyim?
Asla buluşmakla kalmaz.
Ben de bunu diyordum.
Zekice.
Emirlik İstihbaratı eski serbest fon numaranı yutar mı?
Numara değil. Gerçek hayat.
- Risk yönetimi başkan yardımcısıyım. - Konuş, iyi uyutur.
Şampanya alır mıydınız?
Bir melek mi bu?
İlk birinci sınıf uçuşum.
Söylemesen anlamazdı.
- Teşekkürler. - O başka yolcunun.
- Yapma. - Genelde iki kadeh vermezler.
Kişi başı bir.
Bir.
Şerefe.
Cakarta piyasası toparlandığı gibi
her zamankinden de güçlü.
Dr. Ryan, ekleyeceğiniz bir şey var mı?
Jack?
Yok.
Odadaki iyimser havayı bozan ben olmayayım.
Hepimiz yeni rejimin
piyasayı canlandırdığı konusunda hemfikirizdir.
Kesinlikle.
Kendimize sormamız gereken soru, "Neden"?
Çünkü bu yeni rejim eski dünya standartlarını da geri getirdi.
Bugünlerde finansal sonuçları
takip edebilmek için siyasal sonuçları
göz ardı etmek işimize gelmeye başladı.
Demek istediğim,
kişisel tecrübeme dayanarak,
geçmişi geri getirmek isteyen kafalar
genellikle büyük miktarda istikrarsızlık getirir.
- Bence iyi gitti. - Bence kibarlık ediyorsun.
İşinden endişe ediyorsun.
Etmelisin de çünkü dürüstlük en iyi politika değil.
Belki küresel olayların
belirsiz olmaması tuhaf geliyordur.
Dur. Casus esprisi mi bu?
- Evet. - Yapman uzun sürdü.
Yani.
Olası nükleer tehdidi hemen eleme.
Çok popüler.
SLJ bu akşam bizim ekibe Shiro's'da rezervasyon yapmıştır.
Shiro's ne?
Hakkında belgesel yapılan lüks restoran.
- Sahi mi? - Evet.
Olamaz.
Ben…
Bu akşam gelebileceğimi sanmıyorum.
- Genelde şikâyet etmem. - Uçuş yorgunluğu bahanesi mi?
Sana karşı mı? Asla.
Sana olası küresel tehdidi kullanırım.
Yarın görüşürüz.
Umarım.
- Gidip buluşalım. - Hayır. Asla buluşmakla kalmaz.
Konuştuk.
Bahsettiğim tam da bu.
Pekâlâ, ne alıyorum?
- Bilmiyorum. - Ne?
Burada ne arıyorsun sen? Gerçekten.
İkimiz de Emirlik İstihbaratı'nın beni izlemediğini biliyoruz.
Greer her şeyin yolunda gitmesini sağlamamı istedi.
Şimdi daha çok kaygılandım.
Sen Greer'a iyilik yapıyorsun, o da bana.
Nasıl yani?
Paraya ihtiyacım var.
Her yerde bir sahil evin yok muydu?
Bana bir silah tüccarını yem olarak kullandırtmıştın.
- Hatırladın mı? - Galiba.
- Bu sızdırıldı. - Evet.
Tamam. Burada senden ayrılıyorum.
Vay. Yemek ve gösteri.
Buluşmakla kalır mı sandın?
- Sonra sana nasıl ulaşacağım? - Pardon.
Olamaz.
Kulaklık.
No comments yet. Be the first to leave one.