نخستین 200 خط.
Konfüçyüs, 40 yaşına geldiğimizde
artık şüphelerden uzaklaşacağımızı söylemiş.
Süper sürmüyor muyum?
Bu çok havalı!
İlk kez üstü açık bir arabaya biniyorum!
Güya.
Fırtınadaki bir yelkenli gibi dengemizi zor bulduk.
Karanlık ve sonsuz bir tünelden geçiyorduk.
Tabii ki.
2.500 yıl önce ölmüş bir adam 21. yüzyıl hakkında ne bilebilir?
Ma-ri, bekle. Kenara çek.
Neden?
Çek işte.
Şimdi mi? Hayır, çekemem. Tutuver işte.
On…
…dokuz, sekiz, yedi,
altı, beş, dört, üç, iki…
Hey!
Arabayı durdur!
Koşmaya devam et.
Tanrım.
Koşmaya devam!
Kahretsin.
Altıma edecektim.
Sizin de geldi tabii.
Siz de zor tutuyordunuz.
Bu araba ne iş?
-Galiba polisle göz göze geldim. -Ne?
İşemeyi bırak.
-Nasıl? -Geri dönüyor!
Kahretsin. Çabuk dönün!
Atlayın.
Ne oluyor…
Bu ses ne?
Ölüm için çok genç, hayaller için çok yaşlı.
40 yaşındaki kadınlar.
Şimdi ne olacak?
-Ölmemiş. -İşini bitirelim mi?
Ama o anda bile
hayatlarımızın inişli çıkışlı olduğunu hâlâ fark etmedik.
Bundan bir yıl sonra birimiz boşanacak,
birimiz anne olacak
ve birimiz de ölecekti.
-Az mı kaldı? -Evet.
Nerede? Bu tarafta mı?
Hayır, yukarıda.
Bir yokuş daha mı?
Neredeyse geldik.
O topuklularla nasıl yürüyorsun?
Beni bekle.
Hadi.
Bu…
Benden buraya kadar. Bensiz git.
Neredeyse geldik.
Cidden mi?
Saatlerdir öyle diyorsun!
Bu sefer ciddiyim. Hemen şurada.
-Saatlerdir gidemiyoruz! -Bu sefer gerçek.
Hey! Sen ciddi misin?
Bir fincan çay için bu kadar zahmet etmemiz mi gerek?
Bekle. Burası mı?
Evet.
-Onu gördün mü? -Evet.
-O ünlü, değil mi? -Ünlü!
-İmzasını alalım. -Dur.
Ama imza istiyorum.
Hadi.
Burası mı?
Yok artık.
Tanrım.
Çiçeklere bak.
Ağaçlara bak.
Baksana ne kadar yüksek. Burası harikaymış.
Gelmişsiniz.
Uzun zaman oldu. Öldün sandım.
-Ben mi? -Selam.
Oturun bakalım. Şu kurabiyelerin pişmesi bir bitsin.
Tamamdır.
Hadi.
Kurabiyeler ne iş?
Kendisi Kâhin olarak bilinir.
Ne? Kâhin mi?
Matrix filmini izlemedin mi?
Dur. Kurabiye pişiren kâhin gibi mi?
Tanrım.
Görüşmeyeli çok oluyor.
Hey!
Sen…
Sen! Sana lanet olsun…
Dur.
-Sen… -Özlemişim Ma-ri.
Dalga mı geçiyorsun?
Onun geleceğini biliyor muydun?
Sadece telefonda konuştuk.
Hâlâ birkaç milyon won için kırgın olduğunu söyleme sakın.
Şapşal kızlar.
İşte. Yanımda getirdim. Mutlu oldun mu?
Faizini bile getirdim.
Bana bak!
Paradan dolayı kızmadım.
İrtibatı kestin ve telefonlarıma cevap vermedin.
Para kazanacağım gün benden çaldın.
Ma-ri, bakıyorum da beni özlemişsin.
Bırak beni şirret karı.
İşe yaramaz cadı.
-Dur! -Seni pislik!
Peki Ma-ri. Özür dilerim.
Çok özür dilerim.
-Bunu hak ediyorsun! -Acıdı!
-Lanet olası! -İşte yine buluştular.
Acıdı ya.
-Ma-ri, özür dilerim. -Bırak beni.
Çok özür dilerim.
Özür dilerim.
-Özür dilerim. -Lanet olsun.
Bunca zamandır neredeydin?
Ona önce vuruyorsun, şimdi de ağlıyorsun.
Acıdı.
Özür dilerim.
Kocası ekranlara çıkıyor artık, biliyor musun?
Meşhur sunucu Lee Nak-gu.
Yok canım. O kadar abartma.
Hem Hui-su, en çok seni kıskanıyorum.
Hafta sonu çifti olmak herkese nasip olmaz.
Eski hayatımda yaptığım iyiliklerin karşılığı.
Bekle. Bu da ne böyle?
Piyango falan mı kazandın?
Evet.
-Cidden mi? -Cidden mi?
Ben sizden para dilenen
o bildiğiniz Yang Jin-a değilim.
Şimdilik böyle diyelim.
Ne oldu?
Sizin yapamayacağınız bir şey.
Ben yapabildim çünkü ben böyleyim.
Bir şey diyeyim mi? Hakikaten gram değişmemişsin.
Ben mi?
Cidden mi? Hâlâ o kadar güzel miyim?
-Hâlâ gıcıksın. -Hâlâ gıcıksın.
Tanrım.
Güzellerin gıcıklığına göz yumulur.
Hadi. Anlat.
-Anlat. -Anlat.
Şunlara bak hele, tatlı tatlı konuşuyorlar.
Alın bakalım.
Harika görünüyor.
Birini öldürmek…
Her aklımıza geleni yapsaydık katil olurduk.
Hayat böyledir, değil mi?
Bakın.
Sakın onu şimdiden öldürdüğünüzü söylemeyin.
Özür dilerim.
Ne oluyor be?
Tanrım.
3. ODA
MERHUMUN YAKINLARI İÇİN
Özür dilerim. Metro…
Geç geldi.
Böyle bir zamanda gülümsüyor musun?
Çocuğum ölmüşken mi?
Bir de güya gelinim olacaksın.
Nasıl gülümsersin?
-Nasıl? -Yok, ondan değil.
Rahmetli şimdi tabuta koyulacak.
Son vedanızı etme vakti geldi.
Choco!
Choco!
Choco.
Choco!
Choco!
Choco…
Choco, gitme!
Ne?
-Aman. -Aman.
Adımlarınıza dikkat edin.
Çok ani oldu. Hepsi bu.
Bunu beklemiyordum.
Choco sarsıldı, titredi
ve birden nefes almayı kesti.
Choco'nun beni böyle aniden bırakacağını kim bilirdi?
Bir yediğinden mi oldu acaba? Otopsi yaptırabiliriz.
Lütfen ağlama. Kalanlar hayatına devam etmelidir.
Haklı anne. Yeterince ağladın.
Babam öldüğünde bile bu kadar ağlamadın.
Laflarına dikkat et.
Anne. Maalesef hastaneye dönmem gerek.
Tatlım, duruşman yok mu?
Özür dilerim. Seni eve götürmem icap eder
ama bugün bir duruşmam var.
Tamam. İşinize gücünüze bakın.
Anne, benim de programa çıkmam gerek.
Ağlama.
Anne.
Ben buradayım.
Seni eve bırakayım.
Sen araba sürmeyi bile bilmiyorsun!
İçeri duman girecek!
Midem bulandı da.
Acaba sen…
Tanrım. Yok be.
No comments yet. Be the first to leave one.