نخستین 143 خط.
Sağ ol.
Pekâlâ.
Hayır. Ben hallederim.
Görüşürüz.
Bittiğine inanamıyorum.
Evan'ı Red Sox maçına götüreceğim.
Seni bununla bırakayım mı?
- Sonra görüşürüz. - Görüşürüz.
WIDOW'S BAY BELEDİYE BİNASI
Sence cilt kanseri mi?
Evet.
Tom?
Telefon durmadan çalıyor.
Mitch aradı.
Ray Mellor aradı. Kurt Warburton aradı.
İki gündür seni arıyorlar.
Ruth,
endişelenme. Her şey yolunda.
Tamam.
Evan?
Sandviç aldım!
Ve görünüşe göre postan var!
Evine hoş geldin Tom.
Hey. Bu sabah uyuyordun, ben…
Bodruma mı girdin?
Hayır, sandığına baktım. Bodrumda ne var?
Driftwood Lokantası. Mesaj bırakın.
Merhaba, adım Patricia.
Bir chicken finger ve bir dilim Hindistan cevizi kremalı turta söyledim
ve ekmeği olmayan bir hindi köftesi ve tek bir sosis aldım.
Para iadesi istemiyorum,
sadece bunu yapan kişinin bunu öğrenmesini istiyorum.
Bunu yapan kişinin başı derde girsin de istemiyorum.
Ben sadece bundan ders almasını istiyorum.
Ben…
- Aslında galiba… - Posta kutusu dolu
ve şu anda herhangi bir mesaj kabul edemiyor. Güle güle.
Harika.
Bu iç açıcı fotonun arkasındaki hikâyeyi bilmek isterim.
- Bu da ne? - Tamam.
Neden bana doğum sırasında öldüğünü söyledin?
Çünkü öldü.
- Sen doğduktan sonra eskisi gibi olmadı. - Tamam.
Bu ne demek?
Preeklampsiye bağlı felç geçirdi
ve ondan sonra iyi değildi.
Nasıl iyi değildi?
Bu, beynine bir şey yaptı.
Aklına.
Bu da onun davranışlarını etkiledi.
Onun yanında olmak güvenli değildi.
Ben de…
Onu Yuva'ya teslim etmek zorundaydım.
"Yuva" nedir?
Burada, adada zihinsel sorunlarla
mücadele eden insanlar için çok güzel bir evdi.
Akıl hastanesi gibi mi?
- Tımarhane mi? - Hayır.
Evet.
İki yıl sonra beyin anevrizmasından öldü.
Seni çok severdi.
Evet, mektupları okudum.
Birini okuyabilir miyim?
"Sevgili Evan,
Anahtarı almak için minik ellerine,
beynimdeki akrebi burnumdan çekip çıkarmak içinse
küçük parmaklarına ihtiyacım var.
Akrebe dikkat et.
Sevgiler, annen."
Bu çok hoş.
Gerçekten çok hoş.
Bir başkası?
"Sevgili Evan…"
Tanrım. Sen…
- Tanrım. Beni korkuttun. - Özür dilerim. Pardon.
Tanrım…
Konuşabilir miyiz?
Evet. Tabii ki, evet.
- Ne oldu Wyck? - Evet, tamam.
Şey…
…cüzdanımda çok uzun zamandır sakladığım bir şey var
ve…
Sanırım sana nedenini söyleme vakti geldi.
- Hatırladın mı… Evet. - Evet, biliyorum.
Selam tatlım.
Selam Wyck.
Şuna bak.
Tatlım bu senin lise aşkın, Wyck.
- Evet. - Seni yaşlı köpek.
Evet.
Gitsem iyi olacak.
Bugün dağıtmam gereken bir sürü fotoğraf var.
Tamam, tamam.
- Şey… - Evet.
Cama dikkat et. Hepsini toplamamış olabilirim.
Burada ne oldu?
KATİLİN MASKESİ
Muhtemelen öcü hikâyelerini duyan turist çocuklar.
Sanırım… Bırak.
Veda edeceğim. İğrenç.
Tamam.
Evet.
Tamam. Bunlara ihtiyacım olabilir…
Evet.
Kapıyı açın!
Kapıyı açın.
Kapıyı açın.
Ben…
Hayır! Tanrım.
Tanrım.
Patricia!
Patricia!
İmdat! Wyck!
Tanrım. Yardım edin!
İmdat! Yardım edin!
İmdat!
İm… İmd…
Hey!
Yardım edin! Ben Patricia!
Hey! İmdat!
"Bütün bahar boyunca yarım kalpli kolyeyi o takmıştı, Samuel'sa diğer yarısını."
- Ne? - Hatırlıyor musun?
- O küçük kolyeleri? - En sevdiğin kısım bu mu?
- Neyse. Biliyorum. - Çok şirin.
- …soğuk görünüyorum ama kalbim var. - Çok saçma.
Tanrım!
- Patricia? - Ne oluyor lan?
- Onun burada işi ne? - Bu sefer onu davet etmedim.
- Ben… - Ne…
Patricia, buyur.
- Ne yapıyorsunuz? - Neler oluyor?
Ciddi misin?
- Pardon. Ne yapıyorsun? - Hayır. Kapa çeneni.
- Patricia… - Kapa şu lanet çeneni!
- Tanrım. Patricia. - Şu anda neler oluyor?
- Ben… - Patricia?
Polisi ara! Geri döndü!
- Kim döndü? - Kim olduğunu biliyorsun.
Öcü! Polisi ara!
- Ne? Tamam. - Polisi ara.
…şaka yapıyor olmalısın. Bunu gerçekten hâlâ yapıyor musun?
- Telefon kesik. - Tanrım.
- Ne? - Bu garip.
No comments yet. Be the first to leave one.