نخستین 200 خط.
2024 Cannes Film Festivali Belirli Bir Bakış Özel Mansiyon Ödülü
Suudi Arabistan - 1996
Mad Max 2: The Road Warrior
Dergilerdeki insanların farklı hayatları var.
Büyük şehirlerde yaşıyorlar.
Munifa halama...
...köyden uzaklaşıp şehre gitmek istediğimi söyledim.
O da “Annen ve baban öldüğünden beri...
...şehirde birlikte yaşayacağın kimse kalmadı.
Bu köyden başka yaşayacak...
...ve evlenecek yerin kalmadı.
Burada yaşayıp öleceksin.” Dedi.
Bana bunu söylediğinden beri, tüm umudumu kaybettim.
Artık bu köyde...
...dergilerim ve hayallerim dışında hiçbir şeyim kalmadı.
- Selâmünaleyküm. - Ve aleyküm selâm.
- Burası Sahu köyü, değil mi? - Evet, doğru.
- Şeyh Abu Salem'i nerede bulabilirim? - Gerek yok. Abu Salem benim.
- Sen İbrahim olmalısın. - İbrahim'in yerine ben geldim.
Yeni hoca benim.
- Dün gelmen gerekiyordu. - Dün geldim.
Ama kayboldum ve şehre geri döndüm. Bugün, biri bana yolu tarif etti.
Kimsin sen?
- Hoca olduğunu sanmıyorum. - Belgelerimi göstereyim mi?
Gerek yok.
Kalacağın yeri göstereyim.
Mazhar!
- Bu, yeni hoca. - Selâmünaleyküm.
- Ve aleyküm selâm - Onu, eski hocanın evine götür.
Orada kalabilir.
Onunla git.
- Bavulunu taşırsın, tamam mı? - Tamam.
- Bu akşam yemeğini benimle yiyeceksin. - Teşekkür ederim.
- Selâmünaleyküm. - Aleyküm selâm.
- Uygun bir şeyler giy. - Ev hemen şurada.
Anlarsın ya, geleneksel kıyafetler!
- Şehirden geliyorsun, değil mi? - Evet.
Ben de şehirden geldim. Chennai, Hindistan.
Orayı duymuştum.
Güneş gözlüğü! Güneş gözlüğü takıyor!
Ev burası.
- Ver bana. - Gerek yok, ben hallederim.
Sıkıntı yok, aldım ben.
Neden buraya geldiğini sorabilir miyim?
Şehirde başın derde mi girdi?
Ben bir hocayım.
Benim işim, öğrencilere eğitim vermek.
Nerede olduğu önemli değil.
- Her şey tamam mı, hoca? - Sağ ol.
Bu, odanın lambası.
Bir şeye ihtiyacın olursa, bakkala gel.
Sen bir şehirden geliyorsun, ben de başka bir şehirden.
Şehirde birini tanıyorum.
- Sana üç gün içinde her şeyi bulabilirim. - Sağ ol.
Ye, hadi!
Ye!
Bismillah.
Düğünün ne zaman, Thafir? Görüyorum ki ağırdan alıyorsun.
- Bu sene. - Laf değil, icraat lazım.
Yaşlanıp çökmeden önce evlen.
Sen bakma ona.
Bunak, keçileri kaçırıdı iyice.
Sen, yeni Kur'an hocası mısın?
Onun gibi bir şey.
Okuma yazma öğretmek için yeni bir program var.
Kitapları da yanımda getirdim.
Sadece kitap değil, elektrik de getirdin.
Ne tür kitaplar onlar?
Hükûmet, eğitimi yaygınlaştırmaya hevesli.
Şimdi, çocuklarınıza ortak bir okul müfredatı öğreteceğim.
Ne müfredatı? Biz kitap istemiyoruz.
Elektrik ya da kalkınma da istemiyoruz.
Kalkınma, koyunlarım için iyi olur.
- Onu nerede buldun, Abu Salem? - Dağların ötesinde.
Misafirimize su ver.
Teşekkürler.
Selâmünaleyküm, hoca!
Okul hemen şurada. Şu taraftan.
Kalk, burada ben oturacağım.
Hayır, ora benim.
Güneş gözlüklü adam!
Selam, çocuklar!
Güneş gözlüklü adam!
- Güneş gözlüklü adam burada! - Kalk, burası benim!
- Başka bir yere otur! - Burası benim yerim!
- Ben hep buraya otururum. - Burası benim.
Ben, Bay Nader.
İnşallah...
...hep birlikte okuma yazma öğreneceğiz.
Kitabımız bu.
Hepinize birer kopyasını vereceğim.
Neden okuma yazma öğrenmek zorundayız?
Çünkü okuma ve yazmayı öğrenirseniz...
...geri kalan şeyleri öğrenmeniz kolaylaşır.
Anladınız mı?
Benimle birlikte sıkı çalışmanızı istiyorum.
Dikkatinizi vermelisiniz.
Anlamak için...
...dinlemeyi öğrenmelisiniz.
Anlaşıldı mı?
Doğrudan 7. sayfaya geçmenizi istiyorum.
- Saqer, ne olmak istiyorsun? - Babamın koyunlarını gütmek istiyorum.
Babanın koyunlarını mı?
- Peki ya sen? - Evde babama yardım etmek istiyorum.
Babana yardım etmek istiyorsun.
Selâmünaleyküm, dostum.
- Adım Nader. - Burada sana “dost” deniyor.
Marlboro var mı?
Elimde sadece bunlardan var.
- Ne kadar? - 5 riyal.
- Şehirden Marlboro getirtebilir misin? - Sıkıntı yok. 3 güne getirtirim.
Ama kelimenin sonunda...
...“nun” (ن) harfi şöyle (ـن) görünür.
Bir örnek vereyim.
“Sanatçı” anlamına gelen “fanan” kelimesini yazalım.
İki “nun” harfi var, değil mi?
İlk “nun” ortada, bağlı halde (ـنـ), ikincisiyse sonda, tek başına (ـن).
Anladınız mı?
Yarın, sınavımız olacak çocuklar.
- Olamaz! - Yapmayın, hocam!
Yarın sınavımız olacak.
- “Sınav” ne demek? - Mankafa!
Mankafa sensin.
Kapa çeneni, mankafa!
Hop, yeter.
Niye istemiyorsunuz?
Peki, test olarak adlandıralım.
Yarın, test olacağız.
Doğru cevapları bulursanız, hediye alacaksınız.
- Söz mü hocam? - Söz.
Doğru cevapları verenler, ödül kazanacak.
Bugünkü dersimiz bitti. Dağılabilirsiniz.
Yavaş, yavaş.
- Hoş geldin, Norah! - İstediğim şeyi getirttin mi?
- Veremem. - Mazhar! Parasını ödeyeceğim.
- Başımı belâya sokacaksın. - Acele et. Çabuk!
Şehirde bir dostum var.
Arkadaşı, dergi sattığı için dayak yemiş.
Güzel Kadın
- Üzerinde bir kadın fotoğrafı var. - Bütün sayfalar yerinde mi bir bakayım.
Geçen sefer bazı sayfalar yırtılmıştı.
Selam.
- Dergi mi satıyorsun? - Hayır!
- O bayan bir dergiyle gitti. - Yok öyle bir şey.
İşte sigaraların.
Burası saygın bir bakkal. Ben dergi satmam.
Saygın bir bakkalda sigara satılmaz.
Al.
“Na-wa-ra” (نَوَرَة) : "Işık" demek.
Hayır, “ra” (ـرَ).
Mükemmel! Aferin.
Bir daha Falah'ın seni dövmesine izin verme.
Bir daha yaparsa burnunu kırarım.
- Nasıl yapacaksın bunu? - Görürsün. Yatağına git.
- Kızlar, erkekleri dövemez. - Ben döverim.
Sana yatağa gitmeni söyledim.
- Süre doldu çocuklar. - Hocam, biraz daha zaman verin!
- Kalemleri bırakın, hemen. - Hocam, lütfen!
Süre doldu.
Test Sınav
Musleh?
Yanlış...
Yanlış...
Bu ne böyle, Musleh?
Nayef.
Doğru...
Doğru...
Mükemmel!
Pekâlâ.
Nayef...
...hepsini doğru cevaplayan tek sen varsın.
Aferin! Alkışlayın arkadaşınızı.
Hocam, ödül ne?
- Bir düşüneyim. - Hocam, söz vermiştiniz!
- Söz vermiştiniz. - Ödülü görmek istiyoruz.
Doğru cevap verirsek ödül alacağımızı söylemiştiniz!
Yarın getireceğim.
Ödül istiyoruz!
Ödül!
- Ödül istiyoruz! - Tamam! Yaygara yapmayın.
Bir dakika düşüneyim.
Kımıldama, öyle kal.
Dik dur.
Şimdi, bana bak.
Nayef, kımıldama.
Öylece otur.
Nayef, bakayım!
Dur, göster bize!
Norah, şuna bak!
- Ne bağırıyorsun ya? - Baksana!
- Kim çizdi bunu? - Yabancı.
- Neden seni seçti? Ne yaptın? - Test sorularının hepsini doğru cevapladım.
Doğru mu cevapladın?
Ne testiymiş bu?
Gerçek gibi görünüyor!
Sanki kağıttan fırlayacakmış gibi.
- Şeytan işi bu. - Hayır, şeytan işi değil.
Bir müzede sergilenmeli.
- Müzede mi? - Evimizde yeri yok.
Başımızı belâya sokacak. Yak onu.
No comments yet. Be the first to leave one.