نخستین 196 خط.
Şehirlerin canlı türü olarak bizi zayıflattığını düşünüyorum.
Şehirde hataların sonucu olmaz.
Yola kontrol etmeden atladığında araba zor da olsa durur ya da yön değiştirir.
Tek sonucu kızgın sürücü olur.
Ama burada hataya yer yok.
Çünkü burasının umurunda olmaz.
Nehir yüzüp yüzememeni umursamaz.
Yılan, çocuklarını ne kadar sevdiğini umursamaz...
...ve hayallerin, kurdu ilgilendirmez.
Akıntıyı alt edemezsen boğulursun.
Yılana çok yaklaşırsan sokulursun.
Çok zayıfsan kurt yem olursun.
Onları geriye itelim.
Clear Fork'un biraz kuzeyindeki Brazos Nehri'nin ana kolunu geçtik.
Haritalar hâlâ Teksas'ta olduğumuzu söylese de...
...ana kolun Clear Fork ile kesiştiği yerde medeniyet son buluyor.
Hatanın sonucunun olmadığı topraklar arkamızda kaldı.
Merhametin olmadığı topraklardayız artık.
Batıda güzel bir otlak gördüm.
Sürüyü kuzeydeki kanyonda saklayacağız.
Saklayacak mıyız? Kimden saklayacağız?
Haydutlardan.
- Ne tür haydutlardan? - Her türlüsünden.
Sen içinde uyurken bile yatağını alıp gider o götverenler.
Tek başına ortalarda dolaşma, tamam mı?
Ciddiyim.
Yüksek bir yer bulup etrafa göz gezdireceğim. Sürüyü burada tutun.
Kahretsin.
- Yiyeceklerini tuttukları arabaymış. - Batan araba mı?
Çiftçiyle birazını kurtarabildik ama...
Yiyecekleri yok Yüzbaşı.
İkmal etmemiz gerekecek.
Doan'ın çiftliğine uğrarız. Orada ikmal ederiz.
- Doan bir haftalık mesafede. - Aynen.
Goodnight'ın çiftliği çok uzakta değil.
Burke Burnett'inki de öyle.
O arazi çok engebeli ve gittiğimiz yönde değil.
Onları bu sabah çok özlüyorsun galiba.
Onları her sabah özlüyorum Tom.
Benim içimi yiyen o değil.
İçini ne yiyor o zaman?
Çok fazla kadını dul bırakıyoruz. Çok fazla çocuğu yetim bırakıyoruz.
Biz hiçbir şey yapmıyoruz.
Ölmeleri bizim hatamız değil.
Bizim sorumluluğumuzdalar. Bu da hata bizim demek oluyor.
Askerleri savaşa göndermekten ne farkı var bunun?
Öleceklerini biliyordun. Onlar için hiç gözyaşı dökmemiştin.
Öyle sanmaya devam et.
1883 S01E05 Özgürlüğün Pençeleri
Çeviri: Snake93 İyi seyirler dilerim.
- Kahvaltı hazır. - Üstümü giyiyorum.
Hızlı giyin o zaman.
Tek başıma çok fazla giyinmedim.
- Onlar da ne öyle? - Kaktüsün üstünde büyüyorlar.
- Zehirli olmadıklarını nereden biliyorsun? - Çünkü dün bir tane yedim.
Dene.
Bunlarla reçel yapacağım.
Tek başıma giyindim anne.
Fark ettim.
Al bakalım oğlum.
Kızımız bugün kahvaltıda bize katılacak mı?
Sürünün yanında.
Neredeyse bir haftadır sürünün yanında.
İyi bir kovboy olmasına yarıyor.
Öyle bir amacımız olduğunu bilmiyordum.
Nereye gidiyorsun?
Evlilik yeminlerimizde bir yere gitmek için izin aldığımız kısım olduğunu hatırlamıyorum.
- Bugün mü yola çıkıyoruz? - Hava gittikçe ısınacak.
Pazar pikniği yapıyormuş gibi burada oturmaya devam dersek...
...geriye kalan yemeklerini pişirip yiyecekler. Yola koyulmamız gerek.
Konuşmamız gerek.
Pekâlâ. Konuş.
Bir nehir bulmak için at biniyoruz ve geçmiyoruz...
...sonra bir hafta daha kötü bir nehire at sürüyoruz.
Her şeyi geride bırakmaya zorlanıyoruz ama yine de ölüyoruz.
Lider sensin.
Aranızda kavga ediyorsunuz. Birbirinizden çalıyorsunuz.
Dediğimizi yapmıyorsunuz ve yapmayın dediğimizi yapıyorsunuz.
Nehirleri geçene kadar işler daha da kolaylaşmayacak.
'Nehirin ortasında durmayın.' dediğimde nehirin ortasında durmasanız iyi edersiniz.
Size yolu göstermek için buradayız, sizi korumak için.
Sizin lideriniz değiliz. O senin işin ve işini yapmıyorsun.
Ama yapmaya başlasan iyi edersin çünkü yiyeceğinizin çoğu...
...nehirin dibini boyladı çünkü tüm yiyeceğinizi tek bir arabaya koydunuz lan.
Başka seçeneğimiz yoktu. Biz...
İngilizcem...
Hepimiz arkadaş değiliz. Hepimiz aile değiliz.
Aynı gemide geldik o kadar.
Bazıları diğerlerinden ne istiyorsa alıyor. Neye ihtiyaçları olursa.
Biz... Yiyecekleri korumak için bir araya koyduk.
Kim çalıyor?
Sadece 43 kişisiniz ve çalanı bilmiyor musun?
Biliyorum.
Göster.
Şuraya koy oğlum.
Yola çıkmamız gerek.
İlk önce bir şeyin icabına bakmamız lazım. Bizimle gel.
Arabaya bin John ve oradan çıkma.
Dışarı çıkma, duydun mu?
- Geri vermelisin. - Neyi geri vermeliyim?
Yiyeceğimizi nehirde kaybettik. Aldıklarını geri vermelisin.
Yiyeceğinizi kaybettiniz diye benimkini mi vermem gerekiyor?
Yiyeceğimizi almadan onca onlar bizimdi.
Kimden almışım?
- Kimden almışım? - Benden.
Takas yapmıştık. Arabanı ittim ve sen de yiyecek verdin.
Yardım etmeyi önerdin sonra da yiyeceği aldın.
Ne yapıyorsun?
Kendileri halletsin.
Benim arabama elini süremezsin.
Senin yüzünden hiçbir şeyimiz kalmadı.
Hepsini tek başına mı yiyecektin koca oğlan?
Başkası var mı?
Şuradaki.
- Ben bir şey yapmadım. - O zaman arabana gidelim de kanıtla.
- Bu ne? - Ücret iadesi.
Oregon'a kendi başına gideceksin. Bizi takip edersen seni öldürürüm.
Aynısı senin için de geçerli.
Bundan sağ çıkmanın tek yolu beraber çalışmak. Birbirinize güvenmek.
Yolculuk daha zorlaşmadı bile ve zorluk geliyor.
Beraber çalışmazsanız nehirde olacakları gördünüz.
Bu sizin lideriniz.
Onu siz seçtiniz.
Şimdi de onu takip edin ya da takip edeceğiniz birini seçin.
Kampları toparlayıp takımlarınızı toplayın. Bir saate yola çıkıyoruz.
Ciddiyim. Bizi takip etmen ölümün olur.
Keçi gibi kokuyorsun.
Nehirde yıkanacaktım ama Ennis burasının haydut arazisi olduğunu...
...ve tek başıma dolaşmamamı söyledi.
Kulağa Ennis beraber yıkanmayı ima ediyormuş gibi geldi.
Yıkanmayı önermedi.
Sana bu kadar yakın olsaydı ederdi.
Onunla öpüştüm anne.
- Kızdın mı? - Kızmalıyım sanırım.
Ama senin yaşlarındayken ben de birkaç oğlanla öpüşmüştüm ve dünyanın sonu değildi.
Öpüşmenin ilerisine gitme yeter.
Neden, öpüşmenin ilerisinde ne var?
Çocuğun nasıl yapıldığını bilecek kadar çiftlik hayvanı gördün Elsa.
Nasıl yapıldıklarını biliyorum.
İnsanlarda nasıl olduğunu öğrenecek fırsatım olmadı.
Kovboyla yeterince vakit geçirirsen hızlıca öğreneceğinden eminim.
Yapmamanı öneririm ama.
Sevdiğin birine saklamanı öneririm.
Onu seviyorumdur belki.
Bana baktığında midemde kelebekler uçuşuyor.
Bana baktmadığında midemde kelebekler uçuşuyor.
O aşk değil canım. O...
Kahretsin.
Bir konuşma yapmamız gerecek sanırım.
Tek taşla iki kuş vurmuş oluruz.
Hadi.
Sana imreniyorum. Burada kadına dönüşmene.
Kuralsız, endişesiz ya da ne yapman gerektiğini söyleyen fısıltılar olmadan.
Özgürlük diye bir şey yoktur Elsa. Olduğunu söyleyene de aldanma.
Kanunlar var, kurallar var, âdetler var, her yerde sorumluluklar var.
Ne kadar insan bir araya doluşursa o kadar çok kural olur.
Oregon'da hayat nasıldır bilmiyorum ama orada da kurallar olacaktır.
Bu yol özgür olabileceğin tek yer.
Uyman gereken tek kural...
...yüreğinde yer alan kurallar.
Seks hakkında konuşabilir miyiz artık?
Konuştuk zaten.
Özür dilerim, ben...
Biz... Ben... Biz...
Dilini ağzına sok evlat. Daha düzgün konuşmana yardımcı olur.
Evet efendim. Arabalar... Arabalar harekete geçti.
- Yola yarın çıkacağımızı sanıyordum. - Şimdi çıkıyorlar efendim.
Pekâlâ.
Üstümüzü giyeceğiz.
Evet efendim.
Sen gider gitmez.
Evet efendim. Özür dilerim. Gidiyorum.
Sana imreniyorum canım, gerçekten imreniyorum.
Sürü için yardım edecek misiniz Bayan Dutton?
Gidip oğluma bakmam gerek.
Thomas'ı görürseniz buraya gönderebilir misiniz?
Her şey yolunda mı?
Her şey yolunda efendim. Kocanızla işiniz yoksa onu da gönderebilir misiniz?
İkisini de gönderirim.
Sığırları arabaların arkasına doğru iteceğiz. Yakında tut.
Amerika bu mu?
Özgürlüğü... Özgürlüğü nerede?
Adaleti nerede?
Çobanı olmayan birer koyunsunuz.
Kurtları takip ediyorsunuz.
Kurtları takip ediyorsunuz!
Sözümün eriyim.
Yüzümü bir daha görürsen göreceğin son şey olur.
Üç hafta olmadan sayımız yarıya inmişti.
Sekiz erkek, altı kadın ve dört çocuk öldü.
Şimdi bir o kadarını da arkamızda bırakıyoruz.
Gücümüzü kalabalıktan alıyorduysak gitgide zayıflamaya başlamıştık.
Gücümüze en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanda.
Altı tane saydım.
Ayakkabı giymiyorlar.
- Özerk bölgeden çok uzaktayız. - Sadece avlanıyorlardır belki.
No comments yet. Be the first to leave one.