200 ensimmäistä riviä.
Genelde nereden başlayacağımı hiç bilemem
ama sen bana bir fikir verdin.
Neydi o?
Bana ilişkimizin doğasını sordun.
Bence daha da öteydi. "Sen kimsin?" diyordu.
Çünkü işlerinin çoğuna baktım.
Bazen hayalî bir figürsün, bazen tanrısın.
Bazen de şu andasın.
Kimle konuştuğumu bilmeliydim. Ateş hattında dostum muydun?
Otobüsteki bir yabancı mıydın?
Kimsin sen?
Bu bir performans sanatı.
Bir sendikaya mı elit bir seyirciye mi oynadığını bilmelisin.
Konuştuğun insanların hırsları hakkında bir şey bilmelisin.
Ya bu soruya cevap veremezsem?
Vermeyeceğim değil de belki veremem.
O zaman uğraşıp kim olduğunu bulacağız.
Askerî İstihbarat'a ilk girdiğimde
aynı zamanda sorgulama olan birçok görüşme yaptım.
İlişkide hemen bana, sorgulayıcıya bir güven olur.
"Annen iyi mi? Evini aramamı ister misin?"
Konuşmayı açan gerçek veya sahte bağdır.
İlk olarak, güvenebileceğin tek kişinin ben olduğumun ifadesi.
Güven sağlamak mı?
Sorgulayıcıya güvenmelerini sağlamak, evet.
Doğru olmayabilen bir şeyin ifade edilmesini istediğinde
doğru olmadığını bilirsin, bu bir başlangıçtır.
SIKI DOSTLAR
KÖSTEBEK
"Kitaplarımda geçici ismi Güvercin Tüneli
olmayan çok azdır."
GÜVERCİN TÜNELİ YAZAR JOHN LE CARRÉ
"İsmin kökeni, çok kolay açıklanabilir.
Babam beni Monte Carlo'daki kumar partilerinden birine
götürmeye karar verdiğinde ergenlik yaşlarındaydım.
Eski kumarhanenin yakınında atış kulübü vardı."
"Zemini çimenlikti,
denize bakan bir atış poligonu vardı."
"Çimenliğin altında, deniz kıyısına...
SOĞUKTAN GELEN CASUS YÖN. MARTIN RITT
...uzanan paralel, küçük tüneller vardı.
İçlerine kumarhanenin damında...
...kapana kısılan, yumurtadan çıkmış, canlı güvercinler konmuştu.
Görevleri, zifirî karanlık tünel boyunca kanat çırpıp
Akdeniz semalarına ulaşarak
ellerinde tüfeklerle bekleyen..."
"Dur!"
"...besili, sporcu beyefendilere hedef olmaktı."
"Iskalanan ya da yaralanan güvercinler
doğdukları yere, aynı kapanların kendilerini beklediği
kumarhanenin damına dönerlerdi.
Bu görüntünün bunca zamandır aklımdan çıkmama nedenini,
belki de dinleyici...
...benden daha iyi anlayabilir."
David Cornwell ismi muhtemelen çoğunuza yabancıdır.
Kendisi, sırlar konusunda usta olan eski bir casus
ve John le Carré mahlasıyla yazılmış, hepsi çok satan,
iki düzine kitabın yazarıdır.
SEÇKİN BİR YAZAR
Cornwell 50 yıldan uzun süredir çifte hayat sürüyor
ve nadiren röportaj veriyor.
CASUSLUK, ANCAK LE CARRE'IN ANLATABİLECEĞİ GİBİ
İhanet ilgimi çeker.
Sonsuz bir ihanet döneminde yaşadım.
Gizli dünyaya girdiğimde üst üste iki başarılı teşkilatta çalıştım.
İkisi de sapına kadar ihanete uğradı.
Çocukken ihanete uğramış hissettim.
İnsanlara ihanet ettiğimi hissettim.
Birçok sanatçı gibi
küçüklükten itibaren hayalî bir baloncuğun içinde yaşardım.
Gizli dünyada olmak benim için yeterli olmadı.
Çok az iş yaptım, çok kıdemsizdim, pek bilgi verilmiyordu.
O yüzden gizli dünyayı yeniden yarattım ve tanıdıklarımla doldurdum.
ÖLÜME ÇAĞRI
Hikâyelerin çoğunda kandırılanlar ve kukla oynatıcıları vardır.
SMILEY'NİN İNSANLARI
Kontrolü elinde tutanlar ve diğerleri tarafından kontrol edilenler.
Şimdi çocukluğumdan bahsediyoruz.
Babam bir dolandırıcıydı.
Hayat bir sahneydi.
Rol yapmak çok önemliydi.
Sahneden inmek sıkıcıydı.
Ve risk çok çekiciydi.
Ama her şeyden öte, çekici olan karakter etkisiydi.
Gerçeklerden konuşmadık.
Mahkûmiyetten konuşmadık.
Yani kandırılmış gibi mi hissettin?
Hayır, ben de katıldım. Katıldım.
Rol yapmayı geliştirip komik hikâyeler anlatmayı öğreniyorsun. Şov yapıyorsun.
İnsanın hiçbir merkezi olmadığını erken keşfediyorsun.
Kandırılmış değildim. Başkalarını kandırmak için davet edilmiştim.
Bir yerden diğerine taşındıysak faturalarını ödemedik.
Biri, babam Ronnie'nin peşinde olduğu için
evin ışıklarını söndürmemiz gerektiyse
o dönemde insanlar öyle yaşıyormuş gibi gelirdi.
Bunlar talihsizlik hikâyeleri değil.
Graham Green'den sık sık alıntı yaparım, şöyle demiş,
"Çocukluk, yazarın kredi bakiyesidir."
Ağıt değil, sadece bir öz değerlendirme.
"Doğduğum evi gördüm
ama doğduğum ev için tercihim
farklı, hayalimde yaratılmış.
Kırmızı tuğlalı, çatlak ve kırık pencereleri,
'Satılık' tabelası ve bahçede eski bir küvetle yıkılmak üzere.
Çocukların içinde doğmak yerine saklanacağı bir yer.
Ama ben orada doğmuştum veya hayal gücüm öyle ısrar ediyor."
"Tavan arasında
babamın kaçarken taşıdığı
kutu yığınları arasında doğmuşum."
"Annem bir kamp yatağında uzanmış, acıklı bir şekilde elinden geleni yapıyor,
elinden gelen ne gerektiriyorsa."
"Böylece doğmuşum..."
"...ve annemin birkaç eşyasıyla sarılmışım çünkü yakında
yine bir icra memuru ziyareti yaşamışız ve az eşyayla
seyahat ediyormuşuz."
"Bagajın kapağı dışarıdan kilitlenmiş."
"Daha şimdiden firardayım. O andan beri de firardayım."
Beş yaşımdayken annem kayboldu.
Onunla hiçbir ilişkim olmadı.
Babamın ellerinden geçen birçok vekil anne vardı.
Özellikle bir üvey anne, kendine göre çok kahramanca bir tarzla
biraz istikrarlıydı.
ANNEM OLIVE
Annem bir sırdı.
Çünkü ona ne olduğu hiçbir zaman tam olarak ortaya çıkmadı.
Ölmüş müydü, yaşıyor muydu?
Ronnie acı gerçekleri sevmezdi.
KÖSTEBEK BBC - YÖNETMEN JOHN IRVIN
Onunla 21 yaşımda tekrar karşılaştım.
Erkek kardeşine yazdım, o da cevap yazdı,
"İşte adresi bu. Benim söylediğimi sakın söyleme."
Ben de anneme yazdım, "Kardeşin diyor ki..."
Yani o uyarıya tamamen kayıtsız hissettim.
Seni ve kardeşini bıraktığı için pişmanlık duyduğunu mu düşündün?
Onunla buluştuğumda, ona bu konuda ne hissettiğini sordum.
O da cevap verdi ve her zamanki yanıtıydı,
babamla yaşamak çekilmezmiş,
eve getirdiği metreslerden bıkmış.
Eve hiç para gelmiyormuş.
Ve babamın hayatına giren düzenbazlardan hoşlanmıyormuş.
Başka bir yola başvursaymış
babam birçok iyi avukat tanıyormuş, ki tanıyordu,
boşanma mahkemesinde hiç şansı olmayacakmış.
O yüzden hepsinden vazgeçmiş ve çekip gitmeyi düşünmüş.
Gittiği günü hatırlıyor musun?
Hayır.
Çocuklarını terk edeceksen o gece,
toplanmış beyaz bavulunla onlara
veda öpücüğü verir misin?
Uyuduğumuz odaya geldi mi? Bize son bir kez baktı mı?
Yani hayal ediyorum. Öyle yaptığını hayal ediyorum.
Bu bavulu sen sahiplendin.
Annem öldüğünde
Harrods'dan içi ipek astarlı,
bu güzel, beyaz bavulu gördüm.
Dışında isminin ilk harfleri vardı, "O.M.C." Olive Moore Cornwell.
Kıyafetlerini koyduğu bavul bu olmalıydı.
İçindeki narin eşyaları hayal ettim.
Ve en seçkin kıyafetleri.
Madam, zemin katta, ihtiyacı olan tüm bavulları bulacak.
Bir tür yoksulluğa gitmiş.
Meteliksiz bir adamla kaçmış.
Bavulun açıldığını
ve son lüksün yavaş yavaş kaybolduğunu hayal ettim.
Bavulu sakladım. Ona ait tek hatıra.
O olayın olduğuna dair fiziki kanıt.
Bavulun senin için anlamı neydi? Niye sakladın?
Zihnimde onu, bir gece evden gizlice gidişinin
komplocusuymuş gibi suçladım.
Bana göre tarihî.
Duygusal açıdan anlaşılmazdı.
Ciddi bir duygu ifade ettiğini hiç duymadım.
Ama son yılında bakımevine gittiğinde
hemşirelerle bir hayal yarattı.
Hemşirelere bize duyduğu anne sadakatinin resmini çizdi.
Paylaştığımız uzun hayatları, yaşadığımız tüm eğlenceleri.
Yani boş yılları doldurdu denilebilir.
Ve ölümüne eşlik ettiğimde
anın ironisi, beni babam sanmasıydı.
"Bana hiç orkide getirmedin." dedi.
Sanırım babamın başka bir aşkına göndermeydi.
Hiç bilemeyeceğim.
"Hangi renk seversin?" dedim.
"Fark etmez. Hiç görmedim. Bana orkide getir." dedi.
RONNIE'NİN MAHKEMESİNDE BİR OĞULUN KRİMİNAL ARAŞTIRMASI
YAZAR JOHN LE CARRÉ
İnsanlar Ronnie'yi son günlerine kadar sevdi, soyduğu insanlar bile.
BİR DOLANDIRICININ OĞLU YAZAR JOHN LE CARRE
RONNIE CORNWELL'A OY VERİN
Sahnede insanları kandırırken
yaptığı ve söylediği şeye kesinlikle inanıyordu.
Bu sınırsız sihir spazmları
ve ikna edicilik, onun gerçek hissettiği anlardı.
"Evlat? Ben yargılandığımda, ki kesin yargılanacağım,
sana ve kardeşin Tony'ye davranış şeklimden dolayı yargılanacağım.
Tanrı'nın iradesi olacak."
Tanrı, büyük dostuydu.
Tanrı'ya inanıp inanmadığı bir sır ama Tanrı'nın ona inandığına emindi.
Bu olağanüstü, ustaca güven numaraları
Tanrı'yla yaptığı bir sohbetin parçasıydı.
No comments yet. Be the first to leave one.