200 ensimmäistä riviä.
Kaykayla büyüdüm.
Hâlâ da kayıyorum. 30’larıma geldiğim için tuhaf tabii.
Tuhaf çünkü saatlerce köprü altındaki kaykay yerinde takılırım.
Etrafıma baktığımda
takıldığım çocukların
14 olduğunu fark ederim.
TIM ROBINSON SUNAR
Yanımda genç oğlanlar... Üstsüz oğlanlar.
Hazır mısın?
Kaykaycı çocuklar birbirlerinin numaralarını çekerler.
Bazen numaralarını yaparken onları çekmemi isterler.
Açıkçası fotoğraf galerim 14 yaşındaki erkek çocuklarla dolu.
Brokoli doğrarım, brokoli...
Kaykaycıların şöyle bir huyu vardı. Yaralandıklarında bunu asla
kabul etmiyorlardı.
Yüzleri kan içinde olsa da
arkadaşları yanına gelip de
“Dostum! Ne oldu sana? İyi misin?” diye sorduğunda
“İyiyim ama birden içeri girmem gerekti,” derler.
Sorun değil. Yaralandığını söyleyebilirdin.
Hey, hey.
Çocukken şanslıymışım. Kaykayda çok iyi değildim.
Zor bir dönemden geçiyorduk.
Ne zaman kaymaya gitsem annem şöyle derdi:
“Sakın yaralanma sigortamız yok.”
Bu işime gelirdi.
Arkadaşlarım kaykay parkındaki
en yüksek borudan atlamamı istediğinde
“Çok isterdim ama sigortam yok,” derdim.
Çok havalı, çok havalı.
Hadi bakalım.
Bu gece ışıklar altındayım
Kaygı için çok yaşlı Gözümdeki bu aptal küçük parıltı
Ah, çaresizlik
Onay için yapar Eğlendirmeye istekli gibi
Deli gibiyim, çok eziğim
İşler zorlaştığında Kaybederim içtenliğimi
Bu gece
Bu ışıklar altında
Gözümdeki bu aptal Küçük parıltı
Evet, çalışacağım
Sizin için çalışacağım
Çok çalışacağım
Çok çalışacağım
Çok çalışacağım
Sizin için çok çalışacağım
Her zaman! Ah!
Bilinçaltında kalmaya çalışan Beynime sızan suç unsuru düşünceler
Sessizlik anında Sör Michael Caine taklidi yap
Millet, Usta Wayne Dünyanın yanmasını izlemek istiyor
Dünyanın yanmasını izlemek istiyor
Ah! Eski sevgilim dedi ki Hastayken daha havalıymışım öyle ki
Çok hasta hissediyorum Elimde değil, bağırmak istiyorum
Bağırmak istiyorum!
Bu şartı ortadan kaldıramayız Ortadan kaldıramayız
Sakız çiğnerken Tüm paketi ağzıma atıyorum
Yoksa tadını alamıyorum Çocuklarla oynarken
İşe biraz fazla dalıyorum
Onları çok korkutuyorum
Çünkü çok çalışıyorum
Sizin için çok çalışıyorum
Her zaman çok çabalıyorum
Ah! Ben gençken
Konuştum Tom Green gibi Bir sene boyunca
Hem annem hem babam rehabilitasyondayken
Yaptım elimden geleni
Gerçek şeylerle ilgilenmezsiniz ki
Eski sevgilim dedi ki Hastayken daha havalıymışım öyle ki
Grubuma bir alkış alabilir miyim?
Alabama’da beraber büyüdük.
Tüm hayatımız birlikte geçti.
En iyi dostum Jeramy burada.
En iyi dostum Clay da orada.
En iyi dostum Budd, orada.
Aslında Budd, Alabama’da büyümedi. Bizimle büyümedi.
Kaliforniyalı. Kıyı şeridinin elit temsilcisi.
Onu 18 senedir tanıyorum. Yabancı biri sayılır.
Bu gece sahnede ne işi var bilmem.
En yakın dostlarımdan birisin.
-Canım acıdı. -Siktir git!
-Senden nefret ediyorum. -Peki.
Abim Johny için büyük bir alkış alalım.
Dev gibi. Dev gibi. Baksanıza. Kocaman!
Ah be, havalı olmayı çok istiyorum.
Havalı olabilmek için her şeyi yaparım.
Doğru kıyafetleri almayı, doğru müziği dinlemeyi deniyorum.
En havalı adam olsam ne güzel olurdu.
En havalı adam da “Çok komik” adamdır.
Bu adamı biliyor musunuz?
Bu adama
aşırı komik bir mesaj atarsınız.
Altı hafta sonra gelen cevap:
“Çok komik!”
Ölsen umurumda değil der gibidir.
Çok havalı biridir.
Öyle biri olmak istesem de ben bu değilim.
Bana komik bir mesaj atarsanız
“Çok komik!” falan demem.
Kapınıza dayanmışımdır ve şu sesi duyarsınız:
Bazı insanlar dünyayı yanarken izlemek ister.
Bu gece ikinci
Michael Cain taklidim.
Bilmem ki. Dandikse de umurumda değil. Yapması çok eğlenceli.
Bence şu çok komik...
Biliyorsunuz bu, Kara Şövalye filminden bir alıntı.
Şimdiye kadarki en büyük filmlerden...
Yönetmen Christopher Nolan da
çok güçlü bir yönetmen.
Michael Caine’e bunu söyleyemedi tabii.
“Hey, Michael Caine, şu repliği bir daha söyler misin?
Fragmanda kullanmak istiyoruz da.
Kimse dediğini anlamadı.”
Michael Caine’in dediği şeyse...
Bununla idare etmem gerek.
Çok iyi taklit yaptığım belli oluyordur.
Herkesin taklidini yapabilirim.
Adınızı ve ne iş yaptığınızı öğrenirsem
taklidinizi yapabilirim.
Sakıncası yoksa yapmak isterim.
Taklidinizi yapabilir miyim?
İsminizi ve mesleğinizi öğrenmem yeterli.
Taklit harika olacak.
Adım Ian, yazarım.
Adım Ian, yazarım.
Pardon ama sesin sinir bozucu Ian.
Beni bağımlıların büyüttüğü belli oluyordur.
Sorun değil, sorun değil. Annem kendini içkiyle öldürdü.
Ama ilk çocuğuma onun adını vermeye karar verdim.
İlk çocuğumun adı Adsız olacak.
-Konuşabilir miyiz? -Evet.
-İyi değildi, değil mi? -Evet.
-Daha iyi olabilir ha? -Evet, haklısın.
-Hadi bakalım. -Peki. Tamam.
Tamam, bundan sonra daha iyi olacak.
Bağımlı bir ebeveynle iki seçeneğiniz vardır:
Ya havalı olursunuz,
gizemli birisinizdir, ya da cıyaklayan küçük bir aptal olursunuz.
Ben hangisiyim siz karar verin.
Bu da şey taklidi...
Ciddi bir folk şarkıcısı
ama mızıkası biraz fazla uzakta kalmış.
Yapmama gerek yok aslında. Bence çok iyi açıkladım.
Kendimi sanıyorum çok havalı Göt çeneli, sik beni gözleri
Kazanırdım yarışı isteseydim Ama hiç umurumda değil
Değilim hiç yalnız kimse yokken Minimal postmodern evimde yaşarken
Ünlü arkadaşlarım sıradan alırlar beni
Ve ben, ben, ben çok havalıyım Hadi bakalım!
Buffalo ‘66’yı izlerim
River Phoenix gibi giyinirim
Kerouac ve Wim Wenders Times Meydanı ve David Byrne
Ölüler gerçekten ölür mü? Sizi sinirlendiriyorlarsa hâlâ
Kaybolmayı anlatan kitap yazdım
Korkmam karanlıktan Esrar Bitti filmindeki gibidir o zaman
Parlak küçük bir yıldızım Odamda yalnızken
Daha kozasında bir yavru kelebek
Umurumda değil, sana sormam gerek
Evet, evet, evet, evet diyorum
Tuhaf mıyım kaba bir adam mıyım?
Göklerde döne döne Boş yapıyorum
Ahmak kandırmak için ahmak olmalı
Hele ki seni kandırdığını düşüneni
Beni geri istiyorsun bence
Çünkü bir tek benim Seni güldüren
Takdir edene dek benimkini Nefret edeceğim seninkinden
Çok havalı bir adamım Evet!
Sendeyiz Clay!
Son zamanlarda söylüyorum üzüldüğümde
Yok bir şey geçmişte Geri almak istediğim
Kırmadın kalbimi Özlemiyorum seni
Doğru bu, doğru bu, doğru bu Doğru bu, doğru bu
Hep önemli biri olmak istemiştim.
Çocukken Noel korosundaydım.
Sahnenin kenarında dururdum,
gösterinin sonuna geldiğimizde “Cennetin huzurunda uyu,” derdik.
Sahnenin kenarından aşağı atlayıp “Ve daha niceleri!” derdim.
Öğretmen çok şaşırırdı.
Yıldız olmak istiyorum” derdim.
Çünkü yıldız olmuş çocukları çok kıskanıyordum.
Annemin Hanson grubunu bana
ilk kez gösterdiği günü hatırlıyorum.
“Bu çocuklar ölsün istiyorum anne!” demiştim.
“Ölmelerini istiyorum anne!
Şiddetli bir şekilde ölmelerini istiyorum anne.”
Ama aslında onları kıskanıyordum.
Çünkü çok havalılardı.
California Raisins’deki çocuklar gibi şakıyorlardı.
Onlar gibi olmak istedim. Öyle olmak istedim.
Johnny’nin Ronin isminde bir oğlu var. Harika bir babadır.
Oğlu var, çocuk ilkokulda.
Havalı bir çocuk.
Bazen benim gibi olmasından endişeleniyorum.
Benim çocukluğum gibi olmasından.
Ne zaman Alabama’ya gidip ona baksam
Forrest Gump’ın filmin sonunda
oğluna baktığı gibi bakıyorum.
Şey olduğunda...
“Acaba benim gibi mi?”
Jenny de “Hayır, o normal,” der.
Filmin tuhaf bir bölümü, tuhaf bir sonuç.
O benim gibi olmayacak.
No comments yet. Be the first to leave one.