Les 200 premières lignes.
Bu benim terapötik çalışmalarımın bir sonraki aşaması
ve muhtemelen muazzam bir atılım.
İlk kez arkadaşlarım var.
Seni başka bir yere götüreyim mi?
Daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştım.
Daha çok insan bunu deneyimlemeli.
Masha'nın elindeki şey dünyayı değiştirebilecek türden.
Yardımını kabul edersek yaptıklarının bedelini ödemesi gerekir.
Ona ne zaman söyleyeceksin?
Sonsuza dek devam edemeyiz.
Neyse ki sonsuza dek yaşamayacağım.
Küçüklüğüme dönmek istiyorum.
Yalnız gitmeni istemiyorum.
Kızınla bu yolculuğa çıkabileceksin.
Hey.
ALS hastası.
Ne?
Martin talimatlarıma uymadı.
Bu egzersizi tek başıma yapmamalıydım.
Olanların affı yok.
Geldiğinde kırık döküktün.
Seni düzelttik sanıyordum.
Yanılmışım.
Kes şunu!
Helena, beni bırakma.
Dileğim şu,
buranın sorumluluğunu paylaşmanız.
Sana iyi gelecek Martin.
- Burası için iyi değil. - Sus.
Sus ve hallet. Tamam mı?
İyi misin?
Evet, iyiyim.
- Seni kızdırmak istemedim. - İyiyim ben.
Anne, ben...
Ondan hoşlanmıyorum.
Ona güvenmiyorum.
Amerika'ya gidip onu buraya getireceğim.
Ama bana şunu söyle. Ya başarısız olursa?
O zaman biz de başarısız oluruz.
Başarısız olmayacak.
Çünkü o başarısız olmaz.
Tanıdığım bazılarının aksine.
DOKUZ KUSURSUZ YABANCI
O nasıl?
Geldiğin için mutlu.
Bana karşı çok iyisin.
Hep çok iyi oldun.
Yanına döndüğüm için mutluyum.
Sana bakabildiğim için.
Biliyorum, burayı böyle hatırlamıyorsun.
Ya da beni.
İç şunu.
Harikasın.
Senin olsun istiyorum.
Ne?
Zauberwald.
Senin olsun istiyorum.
Ama Martin... O senin oğlun.
Ona miras kalmalı.
Martin harika bir bilim insanı ve onu her şeyden çok seviyorum.
Bunu biliyorsun.
Elbette.
Benim gözümde o kusursuz biri.
Ama objektif de olmalıyım.
Ona bakınca...
Bazı halılarımız bile ondan albenilidir.
Böyle diyemezsin. Hayır.
Üzgünüm canım ama nezaketle
veya kibarlıkla kaybedecek vaktim kalmadı.
O da burada olur, sana çok yardımı dokunur.
Ama bu yerin uzun tarihinde zor bir dönemden geçiyoruz
ve bir lidere ihtiyacımız var.
Vizyonu olan bir lidere.
Burayı tekrar hayata döndürebilecek biri varsa
o da sensin Masha. Sensin.
Martin?
Martin.
İyi misin?
Biri bana bunu sormayalı uzun zaman olmuştu.
İyi misin peki?
Şey...
Az önce hastalarımdan birini ciddi bir tehlikeye attım.
Başarısız olayım diye tuzak kuruldu demek isterdim...
Ama aslında...
Kurallara uyduğum için oldu.
Sanırım
korkaklığım yüzünden
kendime
küçük bir cehennem yarattım.
Siz...
Bir inanç krizi yaşadınız.
Değil mi?
Öyle denebilir.
Nasıl bir histi?
Yer sanki ayağının altından birden çekilmiş gibi bir his.
Artık ne durabiliyorsun ne de yürüyebiliyorsun.
Düşüyorsun.
Kendinden giderek uzaklaşan boş bir gemisin.
Sanırım bir inanç krizi yaşıyorum Rahibe.
- Kötü biri miyim? - Martin...
İyi bir şey yapmaktan aciz hissediyorum.
Değilsin.
İyi yaptığım bir şey yok. Biliyorum.
Anlamaya çalıştığım şey şu, kötülük yapabilir miyim?
Hey.
Victoria iyi mi?
Neden onunla ilgilenen koca bir sağlık ekibi var?
Victoria ilaçlarına ters tepki verdi.
Bir dakika.
Bizim aldığımız ilaçlara mı?
Evet.
Yoğun tıbbi bakıma ihtiyacımız olacak mı?
Bilmiyorum.
Ciddi bir sağlık sorunu olup
- bana söylemeyen var mı? - Tanrım.
- Ne oluyor? - Ölümcül hasta bir kadına
Martin ağır psikedelikler mi verdi yani?
Bir dakika. Victoria ölümcül hasta mı?
Olan şey şu,
Masha bir tımarhane işletiyor.
Bunu biliyorduk.
Beni ve hepinizi tehlikeye atıyor.
Neden bahsediyorsun?
Belki de onun müstakbel iş ortağına sormalıyız.
Nasıl bildin?
Masha.
Peter. Victoria'nın yanındasın sanıyordum.
Yanındaydım. Dinleniyor.
Birlikte iş yapacakmışız diye duydum.
Sen, ben ve babam.
İkna edici olabiliyor, değil mi?
Sence gönlü yok mu?
Bizi mi gözetledin Martin?
Konuyu saptırmayalım.
David, Zauberwald'ı alacak.
David ve Masha burayı ailemin elinden almak istiyor.
Bana küçüklüğümü hatırlattı.
Sihirbazlığa takıktım.
O kadar takıntılıydım ki
ailem bir doğum günü partimde en sevdiğim sihirbazı getirdiler.
Onu çok seviyordum. İdolümdü.
İmkânsızı mümkün kılıyordu.
Ama performansından sonra babam onu kenara çekip
sihirbazlık numaraları kitabını satmaya ikna etti.
Güya bana hediyesiydi.
Ama bence daha çok kendisi içindi.
Çünkü sihirden nefret ederdi.
Bilmemenin bir başkasına verdiği güçten
nefret ediyordu.
Ve satın alabileceği bir şey yaptı.
Sahip olabileceği bir şey.
Bu "inziva",
tüm bunların sebebi bir yatırımcıyı ikna etmek.
Doğru mu bu?
Baksana. Belki de doktorumla konuşup
anksiyeten için sana bir benzo yazdırırız.
Hazır başlamışken birkaç antipsikotik de ekleriz.
Ne kadar iğrenç.
Bu konuşmayı Almanca mı yapalım dostum?
Bunu yapmaktan mutluluk duyarım.
Çılgınlık bu.
Şu anda babam senden çok etkilenmiş durumda.
Numaranı nasıl yaptığını söyle diye etrafta dolaşıyor.
Bunun için ne istiyorsan verir.
Para, ilgi, özür...
Hatta aşk.
Ama ondan ne istediğini bilmen gerekiyor.
Bana güven...
Çok fazla kalmaz.
Burada durup Masha'nın asistanıyla tartışacak
ne zamanım ne de isteğim var.
Tabii ya. Asistanıyım.
Öylece durup gülümseyeyim mi?
Sadece asistanım ya?
Asistansın sandım
çünkü başka ne işlevin var, bilmiyorum.
Buradayım...
Buradayım çünkü burası aileme ait.
Hem de nesillerdir.
Eğer Masha annemi ölüm döşeğindeyken kandırmasaydı
sorumlu kişi ben olurdum.
Hastalığı boyunca anneme göz kulak oldum,
onu doktorlara götürdüm, bu harabe yerde gezdirdim.
Sonra bu popstar, annemin son günlerinde
evimize girdi
ve yerime geçti.
Koruyucu meleği olarak.
Annem Masha'nın acısına âşıktı.
Ama onun izinden
özenle giden kendi oğlu...
İyileştirdiği eski hastasıyla asla rekabet edemezdim.
- Elimden geleni yaptım. - Yeterli değil.
- Üzgün olduğumu söylüyorum anne. - Sus!
Masha buraya tedavi için gelmişti.
Kızının ölümünden sonra.
Tam bir enkazdı.
Annem onu iyileştirdiğini düşündüğü için çok gururlanmıştı.
Ama annem onunla çalışmadı.
Onunla çalışıyorum.
Ve onun aynı derecede hasta olduğunu belirtmek zorundayım.
No comments yet. Be the first to leave one.