The Souffleur

The Souffleur

Télécharger le sous-titre en Turkish

Informations sur la version

The Souffleur 2025 720p WEBRip x264 AAC-[YTS GG - YTS BZ]
Un commentaire de BartuW
Çeviri: ufukbaba

Tags

webdl
Publié le: 2026-07-18
Téléchargements: 7
Malentendants: No
FPS: 23.976

Aperçu des sous-titres Turkish

Les 200 premières lignes.

Hotel Intercontinental/ Viyana

Dünyanın ilk lüks marka oteli.

Her banyoda telefon bulunanların, ilki.

Beş yüz odalı bir gemi.

Balkonlar köprü,

teraslar ise güverte.

Kabinler koridorlara açılmaktadır.

Motorlar yeraltında.

Ve deniz ; aşağıdaki buz pateni pisti.

Gerilediğini, sararıp buruştuğunu söylüyorlar.

Anlamsız.

Burası yaşadığım ev.

Ve şimdi kendimi, onu terk etmek zorunda buluyorum.

Elimizden geleni yapıyoruz.

Şu anda hizmetçi grevi de var.

Bu bizim için sorun oldu ama...

Size kahvaltı ikram etmek istiyoruz.

Evet, güzel bir restoranımız var ve odalarınızı

mümkün olduğu kadar çabuk hazırlayacağız.

Kahvaltı değil. Odamı istiyorum.

Bayım, bayım, resim yapmayı sever misiniz?

Çünkü çok yakında çok güzel bir müze var.

Ayrıca harika bir Rembrandt ve ,Brueghel koleksiyonuna sahip

ayrıca pek çok eser barındırıyor.

Ve açılış saatlerinden önce sizi oraya götürebiliriz.

Bu çok özel bir zaman. Tüm sanatlara sahip olabilirsiniz.

Ben bu otelin müdürüyüm; hizmetinizdeyim

bu sorunu çözmek için elimizden geleni yapacağız.

Imona muhteşemdir.

Misafir hizmetleri görevlimizdir, ve...

- Sizlerle ilgileneceğim. - İlgilenecek.

Gerçekten. Bu işin üzerindeyiz.

Anlıyoruz. Sabrınız için teşekkür ederiz.

Bu çok çirkin. Olamaz yani...

Muhtemelen...

Claus, satışla ilgili başka bir şey duydun mu?

Dürüst olmak gerekirse çok fazla değil.

Ama duyduğuma göre, adam Arjantin'den.

Ah.

Çok tatlı.

Yumurtalardan değil.

Avusturya'daki her tavuk çiftliğini denedik.

Yani...

Kendini beğenmiş bir Arjantinliyle uğraşmak zorunda kalacağım.

Biliyorsun, Güney Amerika'da herkes onlardan nefret

çünkü Arjantinliler kendilerinin Avrupalı ​​olduğunu düşünür.

- Belki peynirdendir. - Ah.

Adı ne?

Facundo Ordóñez.

Facundo mu? Bu nasıl bir isim?

Viyana ismi değil...

Saçmalıklarla doluymuş gibi.

Biliyor musun, üzgünüm. Bunu yiyemem.

Matthias.

Ama ona ikinci bir şans vermeye hazırım.

- Evet. - Ve bu önemli.

Aksi halde sanırım daha da kötüleşecek...

Lilly Glanz. Lucius'un kızı.

Türkçe'ye çeviren ; ufukbaba

Ah!

Üniformalı insanlar görüyorum.

Facundo Ordoñez misiniz?

Facundo Ordoñez hakkında birkaç gerçek öğrendim.

Onun gibi insanlarla tanıştım.

Buenos Aires'te yeni zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş.

Ortalama bir sanat öğrencisi.

Domuz gibi yiyor.

Tüm bunlara rağmen, adamı sevmekten kendimi alamadığım anlar oluyor.

İğrenmeyle ilgili şey, yerini meraka bırakıyor.

Bu yere karşı tuhaf bir saplantısı var,

bir tür mantıksız takıntı.

İlk kez çocukluğunda, aile kökenlerini araştırmak

amacıyla ailesiyle birlikte bir gezi sırasında Viyana'ya gelmiş.

Macaristan sınırında, bir yerde hareket halindeki

bir minibüsün içinde, sandviç torbasına işerken yakalandı.

Viyana gözlerini kamaştırmıştı.

Intercontinal'de kaldılar.

Koridorlarda dolaşıyordu.

Bunlar onun ilk anıları.

Çiş kokusu. Tereyağı tadı.

Hiç ayrılmak istemedi.

Anne ve babasına otelde kalmayı tercih ettiğini söyledi.

Henüz beş yaşındaydı.

Yüzüne yumruk atmanın nasıl bir his olacağını merak ediyorum.

Sorun ne? Mikhail nerede?

Bu güzel.

- Ama işe yaramıyor. - Hayır.

- Başlamayacak mı? - Hayır.

Yarın bir test edeceğim.

Baba, seni arıyordum.

Bay Yanco'dan telefon var.

Lanet olsun.

Pekala...

Yapabildiğin her şeyi dene.

Seninle biraz konuşabilir miyim?

Na..nas..nasılsın?

İyiyim.

- İş? Sorun yok, değil mi? - İşi sevmiyorum ama...

Bunu söyleme. Söyleme, çünkü bu seni kendine kapatır.

Deneyime açık olmalısın.

Üzgünüm ama burası güzel bir yer ve eğer,

ona açılırsan, burada pek çok güzel şey var.

Seninle asıl konuşmak istediğim şey...

Affedersin, müsaade var mı?

- Hımm. - Bir şey...

fark ettim.

- Ah, yavaş. - Baba..

Tatlım, tatlım.

- Sen ne...? - Hayır, bekle...

Bu nedir? Nereden çıktı bu?

Neden umurunda ki?

Neden mi umurumda?

- Seni seviyorum. benim kızımsın. - Hmm.

Tamam?

Söylediğin için teşekkürler baba...

Ama artık rahat değilim...

- Anlamıyorum. - Seninle konuşurken rahat değilim..

Tamam, tamam. Peki, rahat olduğunda...

Hala bunu yapıyor musun yoksa bitti mi?

Bunun hakkında konuşabiliriz.

Ne zaman? Ne zaman? Neden bekleyelim?

Buradayım. Şimdi bu konuyu konuşabiliriz.

Burada pek çok toplantı ve büyük bir neşe vardı.

"aile bağları" klanımızla..

Ayrıca hoşlanmayanlar ve zor zamanlar da oldu elbette.

İki uzun süreli hastalık ve ölüm vardı.

Ama her şeyden önce basit ama neşeli bir kutlama;

Lilly'nin doğumu.

Çocukluğunu otel ortamında geçirdi.

Onu personelin yetiştirdiği söylenebilir.

İdari personel, barmenler.

Sosyalisttiler.

Goran, Franz ve Rene en ateşli olanlarıydı.

Çamaşırhane şefi okuma yazma bilmeyen ve çok sevilen bir adam olmasına rağmen,

yaşlandıkça hafızasını ve renkleri kaybetmeye başladı.

Gitmesine izin vermek zorunda kaldık.

- Merhaba. - Merhaba.

Ne içiyorsun? İlginç görünüyor.

"B" bir şey miydi? Tam emin değilim.

Deneyebilir miyim?

Çok tatlı, ama güçlü.

- Yapabileceğim bir şey varsa? - Çok teşekkür ederim.

- Her zaman. - Lucius?

Merhaba. Benim, Nicolaia.

Nicolaia Yanco.

Nicolaia Yanco. Ne...?

Seni görmek bir zevk. Babanı bekliyordum.

Onunla mı seyahat ediyorsun?

Hayır, tam olarak değil. Babam burada değil.

Doğu'yu ben yönetiyorum.

Doğu mu?

Evet, Viyana ve Doğusu.

Drenaj sistemini on yıl önce değiştirdik.

Ve o zamandan beri, hiçbir zaman sorun olmadı.

Yedek sistem de mükemmel durumda.

Her ay test ediyoruz.

Güzel iş.

Babamın her zaman minnetini göstermediğini biliyorum.

- Teşekkürler - Sıkı çalışman dikkatlerden kaçmadı.

Teşekkür ederim.

Ama anlaşmanın gerçekleşeceğini bilmeni isterim.

Otel satılacak.

Ve yenileme planları çoktan onaylandı.

Ama Facundo'ya iyi şeyler söylemek isterim..

Eminim uzmanlığına sahip birinden faydalanabilir.

Hayır, iyi olacağım.

Ama... Lilly ne olacak?

Lilly için endişelenme. Burada bir yeri olduğundan emin olacağız.

Hayır.

- Kim kazanıyor? - Nasıl gitti?

Fena değil. Gerçekleşmeyebilir.

Güzel.

Evet.

Göreceğiz.

Ama içimde iyi bir his var.

Goran. Geri dönmene sevindim. Tatilin nasıldı?

- Tatilim... - Özür dilerim. Ama öyle,

olsa bile, bu yeniden başlamak için iyi bir şans olabilir.

Belki kırsalda. Doğayı her zaman sevdin.

Hmm.

Mmm...

Sıra sende.

Tik, tik, tik, tik, tik, Tik, tik, tik, tik.

- Zamanıdır. - Tik, tik, tik, tik, tik.

Jose Maria Fernandez, Oda 118

Franz Taferner, Barmen

Bir keresinde bir kuklacıya sormuştum...

"Kuklaların çok farklı hareketler yapabilmeleri nasıl mümkün olabilir?

Kolları, parmakları ve parmakların küçük kısımlarını hareket ettirebilirsiniz.

Her şeyi sadece tellerle nasıl kontrol edebiliyorsunuz?"

Şöyle cevaplamıştı; "Her şeyi kontrol etmiyorum.

Sadece orta kısma odaklanıyorum.

Kuklanın, denge noktası orta kısmındadır.

Sonra parmakların ya da bacakların ve diğer şeylerin,

hareket ettiğini hayal ediyorum;

ama bu hareketleri ben kontrol etmiyorum.

Ben sadece kuklanın dengesini kontrol ediyorum.

Ve otomatik olarak, eğer ona konsantre olursam,

hareketler uyum içinde gerçekleşir."

- Burada herkes kendini Arjantinli hissediyor. - Evet.

The Souffleur subtitles in other languages

Commentaires

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left