पहली 200 पंक्तियाँ।
Hey.
CAROLINA CAROLINE
8,99.
Affedersiniz, size bir beşlik ve beş tane birlik versem...
o onluğu geri alabilir miyim?
Hayır. Hayır, orada on tane birlik olmalı.
Hayır, diyorum ya, dokuz birlik ve bir onluğum var.
Size bir tane daha versem ve 20 yapsak nasıl olur?
20 için bir dolar daha versem nasıl olur?
Benim hatam.
Size bir tane daha vereyim ve 20 diyelim.
Dokuz, on, eder dokuz, on bir tane daha, işte 20.
Charleston, Güney Carolina otobüsü için yolcu alımı başlamıştır.
Yolcu alımı başlamıştır.
ÜÇ AY ÖNCE
- Selam, dostum. - Nasılsın?
Bana... Bana bir paket fıstık ver.
Bir paket fıstık, evet efendim.
Depoyu mu dolduruyorsunuz?
Hayır.
50 mil boyunca başka istasyon yok.
Sorun değil, kasabada kalıyorum.
- Ya. Aileniz mi var burada? - Hayır.
Petrol şirketinde çalışıyorsunuz, ha?
- Hayır efendim. - Burada ailen yok...
petrol şirketinden de değilsin, ama kasabada kalıyorsun.
Pekala. Öyleyse 69 sent.
Tamam. Bir onluğum var...
Tamam, altı.
Ve sonra 31, buyurun.
- Harika. - Tamamdır.
Aslında, biliyor musun? Büyük banknota ihtiyacım var.
- Onluğa. Onluğa ihtiyacım var. - Efendim?
Şu onluk. Tüm bunları size geri verip
üstüne bir dolar daha versem o onluğu alabilir miyim?
Şey... Pekala, yani...
- Pekala, buyurun. - Harika. Teşekkürler.
- Bu sizin. - Pekala.
Hoop. Bekle, dur bakalım ahbap.
Bana onluğu geri verdin.
Hayır, hayır. Hayır, ben sana... Ben sana birlik verdim.
Hayır, hayır, bana fazla verdin. Burada 19 var.
- Teşekkürler. - Evet.
Söylediğin için teşekkürler. Minnettarım.
Bak, şöyle yapsak nasıl olur?
Neden sana bir tane daha vermiyorum...
ve bunu 20 yapmıyoruz?
- Bir tane daha mı? - Bir tane daha.
Dokuz, on, 19, bir tane daha verdim, 20.
Pekala.
- Harika. - Tamam.
- Tamam mı? - Evet. Pekala.
Ve 20.
- Çok teşekkür ederim. - Evet, her zaman.
Depoyu dolduracağım zaman görüşürüz, ha?
Evet, seni bekliyor olacağım.
Öyle mi?
Lanet olsun, Charlie.
Afedersiniz, beyefendi?
Evet, içeride ne yaptığını gördüm.
Bir onluk ve on birliğe karşılık 20'lik aldın,
ama o paranın yarısı dükkana aitti.
Doğru.
Bu dükkandan sana ait olmayan bir parayla çıktın.
Adın ne?
Efendim?
Adın?
Caroline.
Caroline.
Caroline Daniels mı?
Zekisin, Caroline Daniels.
Adımı nereden bildin?
Sevgilim - ARAMAYI Bırakma ♡
Neden sana bir dolar daha verip
bunu 20 yapmıyoruz?
Ne dersin?
Tabii. Olur.
Caroline.
- Viski. - Duble mi?
Evet.
Bugün adımı nereden bildin?
Benzinlikteki kasanın yanında...
çalışanların görev listesi var.
Yerleri paspasla, tuvaleti temizle.
- Rafları diz. - Rafları diz.
Hepsinde Daniels yazdığını gördüm.
Sen... Bu tür işleri seviyor musun?
Yerleri paspaslamak, tuvalet temizlemek?
Peki ya şu? İstediğin bir şeyi yapabilseydin, ne yapardın?
Ne, hayalim gibi mi?
Aynen.
Bilmem, seyahat etmek sanırım.
Tamam, seyahat. Nereye?
Güney Carolina'ya.
Güney Carolina. Bu mu hayalin?
- Dalga geçme. - Dalga geçiyorum.
Sadece hâlâ burada ne yaptığını merak ediyorum.
Peki ya sen?
- Ben ne olmuş? - Bir adın var mı?
Oliver.
Oliver.
Ve sen burada ne yapıyorsun?
- Geçip gidiyorum. - Geçip gidiyor musun?
Geçip gitmek, depoyu doldurup öğle yemeği almaktır.
- Bu geçip gitmek değil. - Küçük kasabaları severim.
Küçük kasabaları seversin.
Küçük kasabaların nesini seversin?
Tanıştığın insanları.
Kaliforniya'da büyüdüm.
Orange County, oradaki insanlar lanet olası alçıpandan yapılmış.
Yani ayrıldın? Peki şimdi ne yapıyorsun?
Seyahat.
Şu an benimle bir yere gitmek ister misin?
Yukarıda.
- Burada mı? - Evet.
Siktir!
Ödümü kopardın.
Gelsene.
- Öldün sandım. - Ölmedim. Gel hadi.
Bana kendin hakkında bir şey söyle.
- Kendim hakkında mı? - Evet.
Ne bilmek istiyorsun?
Ne iş yaparsın?
- Ne iş mi yaparım? - Evet.
Şey, ben...
Ne yaptığımı biliyorsun.
Yakalanırsan ne yaparsın?
- Ben yakalanmam. - Ben seni yakaladım.
Belki de beni yakalamanı istedim.
Neden?
Senin hakkında bir şeyler.
Sadece geçiyordun, ha?
Biliyor musun, soruma hiç cevap vermedin.
Hâlâ burada ne yapıyorsun?
Neden Güney Carolina'ya gitmedin?
İnsanlar kendilerine iyi gelmeyen şeyleri neden bırakamıyorsa o yüzden.
Alıştıkları şey bu.
Bir keresinde bir kaportacıda çalışıyordum.
Çalıntı arabaların getirildiği türden bir yer.
Parçalarına ayrılırlardı. Bilirsin işte.
Nefret ederdim.
Patronumdan nefret ederdim. Birlikte çalıştığım adamlardan nefret ederdim.
Bana hissettirdiği o kapana kısılmışlık hissinden nefret ederdim.
Sonra bir gün molamda,
ara sokakta dışarıda oturuyordum...
ve yukarı baktım.
Telefon teline tünemiş kuşlar gördüm.
Kendi kendime düşündüm:
'Bu kuşlar dünyadaki her yere uçabilirler.'
'Peki neden hep aynı yerde kalıyor gibi görünüyorlar?'
Sonra aynı soruyu kendime sordum.
Gerçekten oldu mu bu?
Hayır.
Bir keresinde bir tebrik kartında okumuştum.
Ama üzerine çok düşündüm.
Benimle 500 kez falan randevuya çıkabilirsin.
Hı-hı.
Caroline?
- Günaydın baba. - Selam.
Televizyonda bütün gece lanet olası futbol maçı vardı.
Hangi ülkede yaşadığımızı sormak için seni uyandırmaya geldim.
Ama evde yoktun.
Evet, dışarıdaydım.
Öyle mi? Kiminle?
- Bir arkadaşla. - Öyle mi? Bu da bir şey.
Arkadaşın bir adı var mı?
Oliver.
Oliver. Eve dönmüş olman güzel.
Ekvador'a kaçtın sanmıştım.
- Hı? - Hadi ama. Ekvador'u hatırlarsın.
Hadi ama. Küçüklüğünden.
Hatırlıyor musun? Mavna donanımı için
trenle Beaumont'a gitmiştim.
Walt ve Jennie'lerde kalıyordun, değil mi?
- Doğru. - Ve geri dönmeyeceğimden
korkuyordun.
Doğru, bana günde üç kez telefon ettirirdin.
Ve bir keresinde aramadığımda, bana bağırmıştın.
Evet, hatırlıyorum.
- Evet. Hatırlıyorsun. - Evet.
Ben de demiştim ki, 'Tatlım, aramayı bıraktığım gün,
Ekvador'a taşındığım gündür.'
Sonra bu bizim oyunumuz oldu.
Her yaramazlık yaptığında,
'Tamam, bu kadarı yeter. Ekvador'a taşınıyorum, ' derdim.
Bunu hatırlıyorsun.
- Hı-hı. - Evet.
Hikayeleri tekrarlayan yaşlı biri gibi hissediyorum.
Hiç gerçekten Ekvador'a taşınmak istedin mi?
Şey, birkaç kez.
Sen ergenken.
Hayır, yani, hiç sadece, bilirsin işte,
toparlanıp dünyayı görmek istedin mi?
Hayır. Dünya beni yeterince hırpaladı.
Ben burada iyiyim.
Neden sordun?
- Bu şarkıyı seviyor musun? - Evet.
Yaptığın şey yüzünden hiç kötü hissediyor musun?
Bazen.
Evet. Geçen gün senin benzincide yaptığım şey gibi.
No comments yet. Be the first to leave one.