The Rain

The Rain

Turkish felirat letöltése

3. évad

Kiadási információk

The Rain S03 DANISH 1080p NF WEBRip DDP5 1 x264-NTG
Kommentár BartuW

Címkék

webdl
Közzétéve: 2026-08-17
Letöltések: 0
Hallássérülteknek: No
FPS: 25

Turkish felirat előnézete

Az első 200 sor.

NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ

Onu bulamayacağız. Simon öldü.

Boşa uğraşıyoruz.

Ye.

-Aç değilim. -Yemen lazım.

-Neden? -Aptal değilsen yersin.

Aptal olmamın veya yemek yememin ne önemi var ki?

Ne önemi var?

Hayatta kalman önemli.

Dinle Jean, yorgun olmanı ve artık yapamayacağını hissetmeni anlıyorum.

İnan ki yas tutmak nasıldır bilirim.

Ama bizden çaldıklarını hâlâ geri alabiliriz.

Apollon’un mu?

Sten’in.

Hey!

Ateş etme! Dur!

Sen kimsin?

Bana yardım edin. Onu öldürecek!

Kim?

Hey.

Bana yardım edin.

Defolun!

Duymadınız mı beni?

Defolun buradan.

Defolun!

Gidin!

Hadi!

Artık kaçamazsın.

Dur!

At bıçağı baba.

Daniel.

At şu bıçağı!

Ne yapıyorsun lan sen?

Simone?

-O kampa dönmemiz gerek. -Niyeymiş?

-Ne işimiz var onlarla? -Ellerindeki şey bize lazım.

-Ne? -Rasmus’u durduracak bir şey.

Apollon’u durduracak.

Sende var değil mi?

Ha?

-Ver bana. -Hayır.

Sen kes sesini!

Sakın gösterme!

-Daniel. -Bu taraftan.

Kalk.

Bu, Olivia.

Kanser hastası, ölmek üzere, değil mi?

Evre 4. Birkaç haftası kaldı.

Yani kurtulamayacak.

Bir mucize olmazsa, evet.

Duydun mu Rasmus?

Bir mucize yaratacağız. Olivia’ya virüsü vereceğiz.

Ama henüz bir teori bu.

Pratikte nasıl işler, bilmiyoruz. Önce tahlil yapmalıyız.

Biz de onu yapıyoruz ya. Olivia'yla.

Ama ölebilir.

Zaten ölüyüm.

Eğer işe yaramazsa zaten öleceğim.

Korkmuyorum.

Hayat kurtaracağız, Rasmus.

Yöntem Olivia üzerinde işe yaradı diyelim. Sonra ne yapacağız?

Devam edeceğiz. Benimle.

Virüsü alma sırası bana gelecek.

Kimi etkilemeye çalışıyorsun?

Kimseyi.

Boş ver.

Hadi ama, söyle bana.

Düşünüyordum.

Ne düşünüyordun?

Babama benziyor muyum?

Evet, biraz.

Nasıl?

Gülüşünüz aynı.

Hiç güler miydi ki?

Ben daha güçlüyüm.

Kime benzediğin önemli değil.

Asıl önemli olan şey kim olduğun.

Peki ben kimim?

Benim kardeşimsin.

Hep öyle kalacaksın.

Ne olursa olsun seni hep seveceğim.

Buradan geçemeyiz.

Ne kadar kullanacağım? Sadece bir damla mı?

-Evet. -Burada yapamayız. Şimdi olmaz.

-Bizi görürler. -Peki buradan nasıl geçeceğiz?

Burada kimse yok.

O ne lan?

Çiçek özütü bu.

Ellerindeki buydu.

Çiçek mi?

Evet, çiçek.

-Virüsü öldürüyor. -Peki.

Yani o zaman

çare bir çiçeğin özü mü?

Doğa bu Jan, kuralları ben koymuyorum.

Evet ama söyleyen sensin.

-Değil mi? -Al, kendin bak.

İyi o zaman.

Bunu Rasmus üzerinde mi kullanacaksın?

-Şey... -İnsan üzerinde denendi mi?

Hayır.

-Rasmus’ta işe yarayacağı ne belli? -Ben de anlamıyorum.

-Hiç böyle bir şey görmemiştim. -Evet, ama...

Virüs üzerinde etkiliyse onun üzerinde de etkili olabilir.

Rasmus virüsün ta kendisi.

Sten, virüsü ona bulaştırmamı istiyor.

Gerçekten mi?

Ben Sten değil, Martin olsun istiyorum.

Neden Martin?

Ona güveniyorum.

Neden?

Tanıyorum çünkü.

Peki Sten buna ne diyor?

Ona söylemedin mi?

-Ondan korkuyorsun. -Hayır, korkmuyorum.

Evet, korkuyorsun.

Sana hiçbir şey yapamaz.

İstediğin bir şey varsa söyle ona.

Önce Martin alacak diyorsan öyle olacak.

Peki ya o bunu kabul etmezse?

Onu öldürürsün.

Yetki sende.

Sende ve bende.

Neden peki?

Başka ne yapabilirim?

Rasmus tehdit mi etti?

Tehdit ettiği falan yok.

Ben özgür irademle yapıyorum.

Simone yüzünden mi?

Sen demedin mi?

Öldü o.

Pes mi edeceksin?

Evet, pes ediyorum.

Ona hiçbir şey olmuyor.

Fark ettin mi?

Şişe mantarı gibi.

Her zaman geri dönüyor.

Ya biz?

Bumerang o.

Ne?

Bumerang her zaman geri döner.

Şişe mantarı değil. Şişe mantarı asla batmaz.

Neyse ne işte, biz öyle değiliz.

Geri dönmüyoruz.

Ölüyoruz.

Herkes ölüyor.

O hariç.

Artık kendine üzülmeyi bırak.

-Nasıl yani? -Artık kendine üzülmeyi bırak.

Sürekli kendine üzülüyorsun. Yeter.

Kendime üzülmüyorum.

Bütün dünya sana karşı sanıyorsun. Sanki olanlar bir tek seni vuruyor.

-Değil mi? -Evet.

Peki. Egon ne kadar şişmiş, farkında mısın sen?

Kaç kişi öldü, biliyor musun? En çok sana mı üzülelim yani?

Özür dilerim.

Ne yapacağımı bilmiyorum.

Artık kendine üzülmeyi bırak.

Hadi.

Hadisene!

Bunu atacak mıyız?

Yani, bu bizde olduğu sürece Simone hâlâ yaşıyormuş gibi.

Evet, ama yaşamıyor.

Onu yok et.

-Emin misin? -Evet.

Hadi.

Tamam.

Bizimle geliyorsunuz.

-Hemen. -Hemen mi?

Tabii. Sorun değil.

Laboratuvara mı gidiyoruz?

Rasmus orada mı?

Hey, ne halt dönüyor burada?

Buradan.

Ne yapıyor lan bunlar?

Yine bir yere kilitlediler.

Konuşmamız gerek.

Rasmus.

Geleceğini biliyordum.

Otur. Biraz konuşalım.

Otur.

Hüsranını anlıyorum.

Ben de hüsrana uğradım.

Amacım dünyayı güzelleştirmekti.

Yağmuru bunun için yarattım.

Dünyayı kurtarmak istedim.

Beni gören tüm insanların şöyle demesini istemiştim:

“İşte o.

Bakın.

Hepimizi kurtaran adam geldi.”

Ama öyle olmadı işte.

Yarattığım şey ölüm oldu, yaşam değil.

Ama

ben seni de yarattım.

-Onu babam yaptı. -Hayır. Baban küçük bir rol oynadı.

Sen tamamen benim eserimsin.

Ne olduğunu da nihayet anladım.

Neden burada olduğunu da.

İnsanoğlunun bütün başarıları tek bir temele dayanır.

Ölüm korkumuza.

More Turkish subtitles for The Rain

Hozzászólások

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left