Le prime 200 righe.
O neydi?
Sınırın hangi tarafında olduğunu biliyor musun?
Bir ismin var mı evlat?
Herhalde...
Herhalde bir şekilde dilin kesilmiş.
Ya öyle ya da,
saklayacak,
bir şeyin var.
Evet.
Ben anlarım.
Beni gayet iyi duyuyorsun.
Sana son bir soru sormak istiyorum.
Bu kartı görüyor musun?
Bu sen misin?
Ya da bir yakının mı?
Tamam.
Bu numarayı arayacağım.
Belki onlar,
kim olduğunu söyler.
Dilsizlere ayıracak vaktim yok benim.
Santral!
Bir dış hat almak istiyordum.
Los Angeles, California.
Alan kodu;
Ne?
Tamam bana,
bana oradaki hastanenin yerini tam olarak söyleyebilir misiniz?
Orası neresi ki?
Tamam olur, evet.
Ben,
mümkün olduğunca çabuk gelmeye çalışacağım.
Ona yolda olduğumu söylersiniz, tamam mı?
Tamam mı?
Lan, galiba bunu değiştirmen gerekecek.
- Bu bölümü mü? - Evet.
Pek iyi olmamış.
- Anne tatlım? - Burasını değil mi?
Tamam.
Az önce çok tuhaf bir telefon geldi.
Kimden?
Güney Texas'ta bir hastaneden.
Trelingua diye bir yerden.
Travis'i bulduklarını söylediler.
Olamaz.
Peki ne yapacaksın?
Gidip onu getireceğim tabi.
Ne yapabilirim ki? Onu orada bırakamam.
Hunter ne olacak?
Ona ne söyleyeceğim ben?
İş seyahatine çıkmam gerektiğini söyle.
Hayır, yani Travis hakkında.
Bak.
Bence ona gerçeği söylemelisin.
Van Horn'a 10,
etti 90.
118 Güneyi bulmam gerekiyor.
Siz bizim dilsizin kardeşi olmalısınız.
- Dilsiz mi? - Evet.
Ona saatin kaç olduğunu
bile söyletemedik.
Herhalde başına bir şeyler gelmiş olmalı?
Bilmem, onu 4 yıldan uzun süredir görmüyorum.
Demek öyle.
Dinleyin.
4 yılda insanın başına çok şey gelebilir.
Her tür şey gelebilir.
Pahalı şeyler.
Nasıl yani?
Demek istediğim buralarda,
İnsan kendini bazen zor durumlara sokabilir.
Onu kurtarmanın biraz masrafı olur.
Bilmem iyi anlatabildim mi?
Hayır anlamıyorum.
Sadede gelirseniz sevinirim çünkü
kardeşimi görmek istiyorum.
Tamam evlat.
Ama önce size bir şey sormak istiyorum.
Acaba kardeşinizin karıştığı bir
araba kazası oldu mu?
Araba kazası mı?
Hayır benim bildiğim olmadı.
O halde çok belalı tiplere bulaşmış olmalı.
Şimdi kardeşimi görmek istiyorum.
Sakıncası yoksa.
Ortadan kayboldu.
Yani burada değil mi?
Bu kadar yol geldim.
Bu sabah erkenden kalkıp gitmiş.
Yine de eşyaları bizde.
Onları sakladık.
İşte.
Size teslim etmekten memnuniyet duyarız.
Tabii, siz şu küçük ödülümüzü ayarladığınızda.
Beni tanımadın mı?
Ben Walt.
Ben kardeşin Walt.
Ne oldu sana böyle?
Üzerinden kamyon geçmiş sanki.
Gel, arabaya binelim Travis, gel.
Haydi.
Gel.
Bin.
Al eşyaların burada Travis.
Bunları o klinikten aldım.
İnmek için berbat bir yer seçmişsin.
Oradan kaçtığın için seni suçlayamam.
Dinle Travis.
Oldukça uzun bir yol gideceğiz.
Öyle susup kalmayacaksın değil mi?
Burada yalnızlık çekerim.
Son 4 yıldır nereye kaybolduğunu söyler misin?
Jane'i gördün mü ya da konuştun mu?
Görmediysen...
Senden ümidi kesmiştik.
Aslında öldüğünü falan sanıyorduk.
İşte burası.
Tamam.
Pekala.
Evet.
Ne dersin Trav, yıkanmak istemez misin?
Gir bir duş al.
Ben şehre gidip,
sana, yeni bir şeyler alayım.
Yeni elbiselere ihtiyacın var.
Kaç numara ayakkabı giyiyorsun?
Bir bakalım.
Benimkiler bir numara büyük gibi.
O sakal nereden çıktı?
Çok şık olmuş.
Tamam.
Ben şehre iniyorum, hemen dönerim.
Fazla uzun sürmez.
Her şey yolunda değil mi Trav?
Tamam hemen döneceğim.
Lanet olsun!
Nereye gittiğini söyler misin Trav?
Ne var orada?
Orada hiçbir şey yok.
Yoksa bana güvenmiyor musun?
Sadece yardım etmeye çalışıyorum Trav.
Hepsi o kadar.
Gel haydi, sorun yok.
Haydi gel, arabaya bin.
Yeni elbiseler giymek güzel değil mi?
Merhaba Hunter.
Ben baban.
Sen uyumadın mı bakayım?
Bil bakalım Texas'ta kiminleyim?
Babanla.
Babanla diyorum.
Babanı hatırlıyor musun?
Hiç mi?
Öyle mi?
Bak ne diyeceğim?
Arabada mı?
- Evet her şey yolunda. - Onu eve getiriyorum.
Küçük oğlunu hatırlıyor musun?
Hunter'ı?
Bizde kalıyor.
Sen ortadan kaybolduğundan beri,
Anne'le benim yanımda.
Yapacak başka bir şey bulamadık,
ve onu yanımıza aldık.
Bir gün onu kapıda beklerken bulduk.
Bize sadece birinin,
onu arabayla getirdiğini söyledi.
Sana ya da Jane'e ne olduğunu bilmiyordu.
Biz de seni ya da Jane'i bulmak için,
aklımıza gelen her yolu denedik.
Jane'i bulmaya çalıştık.
O da ortadan kaybolmuştu.
Yapacak başka bir şey yoktu.
Başını ne tür bir belaya soktuğunu bilmiyorum.
Ne olduğunu da bilmiyorum.
Ama lanet olsun!
Ben senin kardeşinim.
Benimle konuşabilirsin.
Tek başıma konuşmaktan sıkıldım.
Kurşunsuz ful depo lütfen.
Dinle, bu sessizlik işinden sıkılmaya başladım.
Konuşabilirsin.
İstersem ben de sessiz olabilirim.
O zaman ikimiz de yolculuğun geri kalanı boyunca,
- çenemizi kapalı tutalım. - Paris.
Ne?
Paris mi?
Sen hiç Paris'e gittin mi?
Hayır.
Şimdi oraya gidebilir miyiz?
Biraz sapa kalıyor.
Ben daha Avrupa'ya bile gitmedim.
Anne sürekli gitmek istiyor çünkü,
biliyorsun aslen Fransız.
Ama hiç vakit bulamıyoruz çünkü,
işlerimden dolayı çok meşgul oluyorum.
Gidelim Trav.
Sorun ne?
Nereye gidiyoruz?
Uçakla Los Angeles'a.
Uçaktan korkmuyorsun değil mi?
No comments yet. Be the first to leave one.