Day of the Fight

Day of the Fight

Scarica il sottotitolo Turkish

Informazioni sulla release

Day Of The Fight 2023 1080p BluRay x264 AAC5 1-[YTS MX]
Un commento di BartuW
Süre: 01.47.59

Tag

bluray
Pubblicato il: 2026-06-13
Download: 15
Sottotitoli per non udenti: No

Anteprima dei sottotitoli in Turkish

Le prime 200 righe.

Hadi dostum, yapabilirsin.

Hâlâ bitmiş değil, Hayır, beni dinle.

Bunu yapmayacaksın, sana yalvarıyorum...

Merhaba kedi.

Hadi bakalım.

Kazadan sonra, kafa travması bir dizi kan pıhtısına neden oldu.

Bazıları zararsızdır. Haberin bile olmaz.

Bu endişe verici. Bu, oldukça ciddi bir anevrizma.

Bunun anlamı, atardamarında çok zor bir yerde bir şişkinlik var.

Doktor, ben profesyonel bir dövüşçüyüm. Hayatım boks.

Artık boks yapamayacak mıyım?

"Canım Sasha..."

Mike K.

Mike K.

Mike!

- Jimmy J. - Adamım. Nasılsın?

- İyi misin? - Ben iyiyim.

Soğuk ama idare ediyoruz. - Sammy nerede peki?

Dostum, hiç sorma. İki gün önce sağlam dayak yedi.

Brookdale'de hem de. Yüzü lanet pinyataya döndü.

Bu gece dövüş varmış. - Evet.

Garden'da. Lanet Garden'da hem de. Çok iyi.

Tanrım, dostum.

İrlandalı Mike geri döndü. - Gitmem gerek.

Bir sigara ver de git.

Al. Paket sende kalsın.

- Seni seviyorum dostum. - Tamam dostum.

- İrlandalı Mike. - Jimmy J.

Halledersin.

Neye bakıyorsun?

- Hiç. - Sana paranı vermiyorlar mı?

- Çok şaşırırsın. - Cidden mi? Hiç mantıklı değil.

- Dövüşçüye göre değişir ve... - Senden bahsediyoruz.

Dövüşen sensin. - Aynen öyle.

Açıkçası, ringde olduğum için bile mutluyum.

Olanlardan sonra hiç kolay değildi.

Biliyorum ama yani sen şampiyondun. Ödemek zorundalar.

- Sonraki dövüşe kadar. - Sonrakini boş versene.

Git ve bu gece onu göm.

Bir sonraki adam geldiğinde de, defol de.

- Olur. - İçeri girelim.

Donup kalacağım yoksa. Gel.

- Bacağın nasıl? - Yani, bilmiyorum.

Sanırım yeni kalça lazım. Biletimi başkasına vereyim.

İki adamın birbirini dövüşünü izlemeyi sevmiyorum.

Bunu isteseydim her gece Duffy's'e gidebilirdim.

Bunu tutmamı istediğini tamamen unutmuşum.

Kaybettiğimi sandım, kafayı yiyecektim.

İşte burada.

Bu yüzüğü, onun yüzünü hatırladığımdan daha çok...

...hatırlıyorum. Arada gözümün önüne geliyor...

...ama artık gerçek mi hayal ürünü mü bilmiyorum.

Onu kafana takma. Yani geçti gitti işte.

Anılar geçip gider, özellikle de zor olanlar.

Olay günü 14 yaşında falan mıydın?

12.

Hâlâ çocuksun.

Burayı sevdiğini hatırlıyorum aslında.

Sana ve Frank amcaya gelirdik.

Sanırım siz onu güvende hissettiriyordunuz.

Beni ya da Frankie'yi görmeye gelmedi o.

Senin buraya gelmeyi çok sevdiğini biliyordu.

Evet.

Nasıl göründüğünü bilmek istiyorsan, aynaya bak.

Sana benziyordu. Ama sen daha çekicisin.

O iyi biriydi Mikey.

Başkalarını düşünürdü.

- Pek sanmıyorum. - Bu hiç adil değil.

O hastaydı ve seninle bir ilgisi de yok.

- Her şey benimle ilgiliydi. - Beni anlıyorsun.

Evet, seni anlıyorum.

Her neyse.

Şunu söyleyeceğim, ben ve çocuklar için...

...bunun anlamı çok büyük çünkü sen bizdensin.

Bu gece her ne olursa, gurur duyduğumuzu bil.

O da gurur duyardı.

Dört hafta işini görür. Bende fazladan vardı.

Sağ ol Stevie. Yani para için değil.

Her şey için teşekkürler.

Yani her şey için. Bunların hiçbirini yapmak zorunda değildin.

- Hadi ama. Konuşma. - Ciddiyim.

- Bunu biliyorum. - Bil istedim.

- Unutma, ayakkabın çözülür ve bum. - Evet.

Sonra görüşürüz.

- Bunu düşünme. - Arada şaşırt beni.

Senin biletini vermeyeceğim. - Bir düşünürüm.

- Göster ona Mikey. - Merak etme.

Mikey! Yere devir onu!

Mikey!

Birini arıyorum. Akbar.

- Akbar? - İrlandalı?

- Evet. Geleceğimi söylemiştim. - Evet.

- Burada mı olacak? - Burası iyi.

- Çalıntı, değil mi? - Hayır, annemin yüzüğü.

- Emin misin? - Evet, eminim.

- Üç bin olur. - 10 bin dolarlık yüzük bu.

- 10 bin dolar ödeyemem ama. - Sekiz.

Yedi. - Tamam.

- Tamam. - Benimle gel.

Yedi.

- Tracy. - Kimler gelmiş. Hemen geliyor.

- Nasıl gidiyor? - Bilirsin işte, şikayetim yok.

Bekle. Kaçırmışsın. Frank buradaydı.

- Kaçırdım mı? - Evet.

- Güzel. - Torununun vaftizi varmış.

- Mary'nin oğlu mu? - Mary'nin oğlu.

St. Matthew Kilisesi'nde yapıyorlar. İç de gücünü topla.

İğrençsin. Her zamankinden?

Evet. İki porsiyon olsun, kilo almalıyım.

Hemen hazırlıyorum.

Al bakalım.

Berbatsın.

Bugün benden, tamam mı? - Hayır, olmaz.

- Oldu bile Mikey. - Hadi ama.

Sana hadi ama. Bugün sana kahvaltı ısmarlamak istiyorum.

O yüzden de ısmarlayacağım. İtiraz yok.

- Seninle tartışmayacağım. - Güzel.

- Sağ ol, harikasın. - Bekle.

Frank sana bir şey bıraktı. Nick. - Ne?

- Nicky. - Frank bir şey bırakmıştı.

- Gitmem gerek. - Bak, Mikey burada.

Nicky!

Üzerine bir şey giysen? Biliyor musun bazen...

Judy'nin meleği.

Tanrı korusun. Teşekkür ederim Nicky.

- Güzel. - Gerçekten güzel.

- Harikasın, biliyorsun değil mi? - Kaybol buradan.

- Selam. - Selam Mikey.

- Nasılsın? - İyi, sen?

İyiyim.

- Bu da kim? - İrlandalı!

Dostum, nasılsın? - Beni hatırladın mı?

Kim bu biliyor musun? Tüm zamanların en iyi boksörlerinden.

10 yılda tüm boksörlerden fazlasını indirdi.

Beni de çok kez indirdiler. Onlardan bahsetmez.

Ama her zaman ayağa kalktı. İşte önemli olan bu.

Şimdi git anneni bul. - Seni seviyorum.

- Ben de seni. Ne istersin? - Şeker.

Şeker demek. Tabii ki. Sadece bir tane ama.

Bir tane demiştim ama. - Bana mı?

Alabilir miyim? - Senin.

- Teşekkür ederim. - Aferin.

Çocuklar böyledir. Söylesene, nasılsın?

İyi misin? - İyiyim.

Çok büyük gece. Büyük heyecan yaratıyorsun dostum.

- Öyle mi? Ne diyorlar? - Sadece gürültü.

Dinle İrlandalı, yani bu çılgınlık. Bak, seni seviyorum.

Bu geceyi de hak etmiştin ama Fletcher çok fena.

30-40'a 1'den bahsediyoruz. Paranı almak istemiyorum.

İstemiyor musun?

9600.

Bu ne?

Emin misin? Alacağım ama emin olmalısın.

Eminim. Sadece ödeyeceğini bilmem gerek.

- Lütfen şaka yaptığını söyle. - Bak tam 400 bin...

- Bunu mu merak ediyorsun? - 10 bin dostum, şaka yapmıyorum.

Ve şu an... - Tamam millet, teşekkürler.

- Seni hiç kazıkladım mı? - Hayır.

- Kimseyi kazıklamam. - Biliyorum.

- 9600 için de yapmam bunu. - Biliyorum.

- Peki sorun ne? - Endişelendiğim sen değilsin.

- Ne peki? - O paranın arkasında...

...kim var biliyoruz. - Bu önemli değil.

Paranı alacaksın diyorum. - Benim için önemli tamam mı?

- Bak ne diyeceğim, 40 vereceğim. - Beni yanlış anlıyorsun.

- 9600. - Dinle.

- 40'a 1. - Saul. Beni dinle.

Bu 400 bin dolar eder.

Hiçbir şeyim yok benim. Karım yok. Çocuğum yok.

Hiçbir şeyim yok ve bu benim hayatım.

Ne olursa olsun ödeyeceğini bilmem gerek.

Sana söz verebilirim.

- İhtiyacım olan da bu. - İyi miyiz?

- Hem de çok. - 9-6. Flannigan. 40'a 1.

Bu yeterli olmalı.

Zafere, bebeğim. - Zafere.

Bugün sakin ol. Yapman gerekeni yap.

- Kendi bahsini yap. - Belki yaparım.

Söylemedi deme. Diyeceğimi dedim.

Bu kadar korkma. Hadi, hadi vur.

Pislik!

Neden sigara içiyorsun?

Sigara içsen de 12 tur gidebilen tek salaksın sen.

- Bugün son günüm. - Bunu 20 yıldır diyorsun.

Hava gerçekten buz gibi.

Stevie. Bu sefer ciddiyim.

Ona göster gününü.

Daha iyi.

Dün gece iyi uyuyabildin mi? - Evet, sayılır yani.

Dövüşten önceki gece. Lanet zihin kapanmaz.

- Çılgın rüyalar gördüm. - Çılgın rüyalar mı?

Evet, tanışma toplantısında olduğumuz bir rüya gibiydi...

Biliyor musun? Umurumda mı diye sor.

Dur. Dur. Lanet olsun.

Bu kadar korkak olma.

Lanet olsun. Neler oluyor?

Hadi vur. Vur. Sen bir korkaksın.

Kendini toparlaman lazım. Bak, dövüş yaklaşıyor ve...

...kendini toplamazsan bir şey yapamazsın.

Korkak olma vakti değil. Korkak olma.

Day of the Fight subtitles in other languages

Commenti

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left