Le prime 200 righe.
Zamanda her yere gidebilir.
Geçmişe, geleceğe.
Genelde kendi yaşamında.
Genelde ama her zaman değil.
Elimde değil. Kontrol edemiyorum.
Zaman yolculuğu başıma geliyor.
Siktir!
Tehlikeli tabii ki.
Bazen sorun olmuyor. Başa çıkıyorsunuz.
Bazen zor oluyor.
Ama en kötüsü tehlike değil.
En kötüsü Noel.
Montunu giymeni söylemiştim Henry.
Kar yağıyor.
Birinin babanı havaalanından alması lazım.
Çünkü babanın Noel'de evde olmasını isteriz, değil mi?
Evet.
Dönüp durduğu günler ve zamanlar var.
Bilerek yapmıyor, elinde değil.
Özellikle bir gün.
Oradan döndüğünde hep anlıyorum.
Onu görür görmez.
Yüzünden.
- Kemerini taktın mı? - Evet.
Yer çekimi gibi. Öyle işliyor.
Bir şey ne kadar büyükse o kadar fazla yer çekim gücü kullanır.
Daha küçük şeyleri çeker ve yörüngesinde...
...çevirip durur.
Hayatımda büyük günler oldu.
Çoğu insan gibi. Çok önemli anlar.
Bendeki fark...
...dönüp duruyorum.
Henry...
Refleks sanırım.
Bedeninin yapmaya vakit bulduğu tek şey buydu.
Bakacağını biliyorum ama bakmak zorunda değilsin.
Anne!
Geri dönmek üzeresin. Bak...
...ma.
Anne?
Anne!
Anne!
Anne!
Harikalar. Annem ve babam onlar. Elbette harikalar.
Ne yapıyorlar?
Babam keman çalıyor, annem de şarkıcıydı.
- Neden bıraktı? - Bıraktığını kim söyledi?
"Şarkıcıydı" dedin.
Şarkıcı. Şarkıcı demek istemiştim.
Şimdi üzgün görünüyorsun.
- Öyle mi? - Neden üzgünsün?
Üzgün olmanın hangi yanı güzel biliyor musun?
Hiçbir yanı.
Mutlu insanlar hep aynı ama üzgün insanlar hep farklı.
Biriyle iyi vakit geçirmek istiyorsan...
...elbette mutlu et ama tanımak istiyorsan...
...neden üzgün olduklarını öğren.
Sen neden üzgünsün? Annen şarkıcılığı bıraktı diye mi?
Bir gün açıklarım ama bugün değil.
Ne zaman?
Como Gölü'nün kıyılarında yeşil adam sana muz kahvesi verdiğinde.
- Saçmalama. - Yemin ederim.
Yeşil adam, muz kahvesi, Como Gölü. O zaman söyleyeceğim.
Aptalca şeyler söylüyorsun.
Yemin ederim söylemiyorum.
Götveren.
Ona bakmadım bile.
Evet, bakmayışını hissedebiliyordum.
Göl durağında kapılar soldan açılır.
Neden hep sarışın?
Sevgilim sarışın. Böyle sadık kalıyorum.
Teorik olarak sevgilin benim.
Sana göre sevgilimsin.
Sana göre.
Çocukken seninle ormanda takılmış gelecekteki hâlime göre.
O adama güvenmiyorum.
- O sensin. - İkimiz de beni tanıyoruz.
O zaman bugün burada ne arıyoruz?
Üzgünüm.
Sonraki durak için çıkış Lyric Opera, Chicago.
- İkinci randevu. Öğle yemeği. - Neden öğle?
Çünkü ilk randevuda sarhoş olup seviştik.
Tekrar sarhoş olup sevişmeden önce öğle yemeği...
...sohbet ettirir diye umuyorum.
İlişkiler böyle yürüyor, araştırdım.
Bunun ilişki olduğunu kim söyledi?
Gelecek öyle söylüyor, seçme şansın yok.
- Sana da uyuyor mu? - Tabii, neden olmasın?
Hiç mücadele edip yoluna gitmeyi denemedin mi?
Evet, elbette denedim.
Trenden iniyorum. Müsaadenizle.
Önemli bir konuya parmak basıyorsun.
Pardon.
Ben senin gibi değilim, tamam mı?
Raylarda koşmam, git denildiği yere gitmem.
Özellikle varış yerim sensen. Çünkü problemim şu.
Altı yaşından beri seni bekliyorum ve meğer onca zaman...
...ve onca bekleyişten sonra, senden hoşlanmıyormuşum.
- Neden? - Başkasıyla görüşüyorsun!
Hoşlanmıyorsun ama paylaşmak mı istemiyorsun?
- Hayır, seni hiç istemiyorum. - Yattın ama.
- Evet, ne peri masalıydı ama. - Hiç şikâyet duymadım.
Kurbağayı öptüm ve kurbağa kaldı.
Sen de prenses kaldın.
O ne demek?
Bilmiyorum. O an zekice geldi.
Burası Quincy Sokağı. Kapılar sağa açılıyor.
- Ben zekice buldum. - Teşekkürler.
Clare! Clare!
- Neden takip ediyorsun? - Neden trenden indin?
Öyle karar verdim, benim seçimimdi ve geleceğin canı cehenneme.
Derdin ne senin? Neden mücadele etmiyorsun?
Çünkü imkânsız! Çünkü şu an olduğun yere bak.
Dikildiğin yere bak. Burası bizim durağımız.
Takip etmiyorum. Zaten burada inecektik.
Böyle işliyor. Tam da böyle.
Ne yapmaya karar verirsen ver, başta zaten yapacağın şey oluyor.
- Hayır. - Evet.
Değiştirmeyi denedim, bana güven.
Değiştiremezsin.
Nerede öğle yemeği yememiz lazım?
- Şurada. - Tamam.
O kafeyi gördün mü?
- O kafeye gidiyorum. - Ne? Neden?
Çünkü Henry, öyle ya da böyle o trenden iniyorum.
Beni seyret! Geleceği değiştiriyorum.
- Muzlu latte? - Muzlu latte sipariş etmedim.
- Bu Como Gölü mü? - Sanırım.
Boş ver o zaman.
Şahsi bir soru değilse, neden yeşilsin?
- Kahveden içtim. - Sahi mi?
Hayır, şaka yaptım. Çocuk eğlendiriyorum.
- Şu an mı? - Bugün dörtte.
Hazır durumdayım.
Muzlu latte sipariş etmemiştin.
Fark etmez, kaçınılmaz.
Sana çok kötü davrandım.
Evet.
Yani sen de epey boktandın ama ben de berbatım.
Neden hâlâ buradasın? Zaman yolculuğu söylüyor diye mi?
Zaman yolculuğunun söylediklerinin çoğu korkutucu.
Çok kötü şeylerin geldiğini biliyorum Clare.
Korkacağımı, kanayacağımı biliyorum. Ve bir gün...
...sağ çıkmayacağımı biliyorum.
Zaman yolculuğunun bana öğrettiği korkunç olmayan tek şey...
...bir gün, bir şekilde, gelecekte...
...fevkalade bir kızılla evli olacağım.
Saç türüyle tanımlanmak çok mutlu etti.
Çok özel hissediyorum.
Kendisi de şu an benden nefret ediyor.
Senden nefret etmiyorum.
Hayır, nefret ediyorum...
...ama iyi bir nefret.
Öyle mi? İyi olan ne?
Sırf aptal çeneni kapat diye masada seninle sevişmek isteyen türden.
- Şey yapabiliriz... - Hayır, dinle.
Kendime hâkim olamıyorum.
Libidom senin etrafında oluştu.
Seni hayal ederek büyüdüm.
Hayalimdeki adamın...
...genç ve daha seksi bir versiyonusun.
İstediğim her şeyin can bulmuş hâlisin.
Şahsen beni istemeye şartlandırdığın her şeyin.
Hakkında yanlış olan yalnızca bir...
...küçük detay bulunuyor.
- O ne? - Başkası değilsin.
Kim olmamı isterdin?
O.
Çocukluğunda yanında olan, seni sen yapan adam.
Ben o olamam Clare.
Çünkü o da senin beni yapacağım adam.
Açıkçası çok karışık amına koyayım, o yüzden bence...
...A planına dönelim.
- A planı ne? - Sarhoş olup sevişmek.
Seni üzen ne?
Bahset.
Bana seni üzeni söyle.
Lütfen, seni tanımam gerek. Seni anlamam gerek.
- Ben... - Annen neden şarkıcılığı bıraktı?
Annem mi?
Bugün, bana seni üzeni söylediğin gün.
Önceden söylemezdin, şimdi söyleyeceksin.
Ne önemi var? Ne fark eder?
Görünüşe göre evleniyoruz.
Hadi, beni annenle tanıştır. Şarkıcıydı, değil mi?
Evet, şarkıcıydı.
Annette Lyn Robinson.
O...
Annen Annette Lyn Robinson mıydı?
- Opera sever misin? - Annemle babam sever. Tanrım!
Ona bayılırlar.
Ama o...
Evet.
Öldü.
Araba kazasıydı.
Oğlu. Oğluyla berabermiş...
Sen.
O...
Söylemekten çekindiğin şey kellesinin uçması.
Anne!
No comments yet. Be the first to leave one.