Le prime 200 righe.
Yıl 1773 ve ilk 13 koloni huzursuzluk içinde.
Patrick Henry, Virginia'da ateşli bir konuşma yapar.
"Temsil yoksa vergi de yok!"
Ve Britanya monarşisini protesto etmek için
Kızılderili kılığına giren bir grup kolonici
342 sandık çayı Boston Limanı'na döker.
O günden beri de buna Boston Çay Partisi denir.
- Hadi! - Şu Püritenler
- sinirlerimi bozmaya başladı. - Evet.
Geçen gün karımla el ele yürüyordum.
Bir herif bağırdı. "Kimse bunu görmek istemiyor!"
- Aslında biraz haklı. - Evet, galiba haklı.
- Mayflower tayfası. - Burada ne oluyor?
- Alın size! - Evet!
Çay Yasası'nı protesto ediyorlar. Çayı suya atıyorlar. Çay partisi gibi.
Çay partisi mi? Yok artık. Eğlenceli gibi.
- Hadi yapalım şunu! - O Michael Finney mi?
- Ta kendisi. - Ne parti ama!
İlginç doğrusu. Geçen gün yanındaydım.
Çay partisinden falan hiç bahsetmedi.
Geçen gece Zachariah'ta herkes bunu konuşuyordu.
Zachariah'ta mıydın?
- Evet. - Ben neden davet edilmedim?
Zachariah'tan haberim yoktu. Çay partisini mi kaçırdım?
Ne desem bilmiyorum.
Bunu biliyor muydun?
- Sayılır, evet. - Sayılır mı?
Şunu tutar mısın?
Hadi çocuklar.
Finney! Finney!
Burada neler oluyor?
- Merhaba Larry. Bir şey olmuyor. - Olmuyor mu?
- Boston'ın gözde fıçı ustası nasıl? - Ne yapıyorsun?
Bir şey söylemeden önce Larry,
bu spontane, ilkeli ve sembolik bir protesto.
- Çay partisi mi yapıyorsunuz? - Bu parti değil Larry.
Ama emin ol parti gibi görünüyor Finney.
Çaya konan vergiler çok yüksek.
İngilizlere mesaj verelim dedik.
Her şey son anda gelişti Larry.
Dün gece Zachariah'ta konuşmuşsunuz.
Bunu nasıl duydun bilmiyorum
ama fikir ilk olarak Zachariah'ta ortaya çıktı.
Birkaç gün önce görüştük.
Partiden, Zachariah'tan, hiçbir şeyden bahsetmedin.
Gittiğim her yeri sana rapor mu edeceğim?
Bu sabah kunduracıdaydım. Oraya da mı çağırayım?
Burada biraz gizli saklı işler dönüyor.
Finney, başlayalım. Parti var mı yok mu?
Larry, bu parti değil.
Samuel Cooper da burada.
Merhaba Larry. Seni şehir dışında sanıyordum.
- O Joseph Warren mı? - Merhaba Larry.
Dün sana fıçı sattım. Tek kelime etmedin.
Konu açılmadı.
Onları çağırıp beni çağırmadın mı?
Söz bir sonrakine çağıracağım.
- Bir sonraki olmayacak, kes şunu. - Desteklediğini bilmiyordum.
- Neden öyle diyorsun? - Alınma Larry.
Ceketinin rengi İngiliz askerlerinin giydiği tonla aynı.
Yapma. Bu karımın hediyesi.
Çok güzel bir ceket ve kadife. Hiç kadifeye dokundun mu?
Kızıl Ceketlilerle savaşırken pek iyi görünmüyor.
Kızıl Ceketli değilim. Bu kırmızı bir ceket.
Artık kırmızı giymek yasak mı?
Öyle mi? Kırmızı bitti mi? Kırmızı söz konusu olamaz mı?
Zalimlerle aynı rengi giymek belki de...
Kırmızıyı iptal mi ettik?
Belki de o tarz bir kırmızı ceket şu sıralar doğru tercih değildir.
Finney, dürüst olayım, ben müthiş katkı sağlardım.
Çayı sevdiğini bile bilmiyordum.
Sevmiyorum. Ben kahve içicisiyim.
İşte bu yüzden beni çağırmalıydınız.
Çay seven insanlar çay atıyor.
Keyif almıyorlar bile.
Ben çaydan nefret ettiğim için atmaya bayılırdım.
Bir daha çay fırlatma partisi olursa çay atma şampiyonu olduğunu hatırlarım.
Kostüm de giymişsiniz.
En çok da buna bozuldum.
- Kostümlere mi? - Evet.
- Beni çağırman için bir sebep daha. - Neden?
Çünkü kostüm giymeye, kimlik değiştirmeye bayılırım.
Pislik gibi davranırsın, kimse sen olduğunu anlamaz.
Evet. Partilere gittik. Pislik gibi davranıyorsun.
- Kostüm varken. - Evet.
Neden çağrılmadığımı anlamıyorum.
Kırmızı ceket yüzünden deme.
Seni çay partisine çağırmadım Larry
çünkü katıldığın her partiyi mahvediyorsun.
Ciddi olamazsın.
Ne zaman görsem köşede birini lafa tutup
- saçma sapan şeyler anlatıyorsun. - Lafa tutmak mı? Partinin yıldızıyım!
Geçen gün Sam Adams'ın evinde ayakkabılar hakkında durmadan konuştun.
Tek bir ayakkabı modelimiz var. Her ayakta aynı ayakkabı.
Ama sen "Sağ ve sol ayakkabı olmalı" diyordun.
- Ne anlatıyorsun sen? - Ben mi ne anlatıyorum?
Bir ayağa hiç baktın mı sen?
Partilerdeki diğer mesele de, durmadan Kızılderili kadınları anlatıyorsun.
İrokua kadınlarından hoşlanıyor muyum? Doğru. Ne olmuş yani? Bu suç mu?
Bir İrokua kadınıyla öpüştüm mü? Evet, öpüştüm.
Ve söyleyeyim, çok güzel bir deneyimdi.
- Tebrikler Larry. - Bu arada
bir İrokua kadınıyla öpüşürsen...
İrokua kadınlarıyla öpüştüm Larry.
İrokua kadınıyla öpüştün mü? Hadi be.
- Evet, sevgilim var. - Var mı?
- İrokua'lı sevgilim var. - Nerede?
- Kanada'da. Sen tanımazsın. - Yalan.
Kanada'da İrokua'lı sevgilin yok.
Ben satış noktalarında dikilip kadınları kesmiyorum en azından.
Sen bakıyor ve oyalanıyorsun.
İşini yap. Fıçılarını sat.
Sonra defol. Bu yüzden mi gemide olmak istiyorsun?
- Hayır. - Başlıklara aldanma.
- Hayır, biliyorum. - Gemide kadın yok.
Onu ima etmedim ki.
Bu yüzden lanet partiye çağırmadık Larry.
Yapma. Şu rampadan çıkmama izin ver.
Rampaya çıkamazsın Larry. O rampa çete için.
- Neden çetede olamıyorum? - Larry.
Çetede değilsen rampada da işin yok.
Geçen yıl sana bedava fıçı verdim dallama!
- Millet, çay partisi bitti. - Ne?
- Evet. Larry mahvetti. - Daha atacak tonla çay var.
- Larry ortamı mahvetti. - Hadi ama.
- Aferin Larry. - Mahvetmedim.
- Sağ ol Larry. - Şu aptallara bak.
Kızılderili kılığına girmişler, tüy takmışlar.
- Neyse. - Mala benzemişsiniz.
Kızılderili sanacağımı mı düşündünüz? Hayal kırıklığına uğrattınız.
- Sonra meyhanede görüşürüz. - Hoşça kal Thompson! Geber Slaughter!
- Fıçı sızdırıyordu. - Hadi oradan!
- Tabii ya, sen de Kızılderilisin Gilliam! - Sağ ol Larry.
Yarın kunduracıdayım.
Oraya da çağırayım mı? Önceden haber vereyim mi?
Beyinsizler. Yukarı çıkıp ben de biraz atacağım.
- Keyfine bak Larry. - Tamam, şimdi atacağım!
- Evet, tam bir çay atma ustasısın. - Nasıl atılır göstereyim!
Zaten sizin saçma çetenizde olmak istemiyordum. Dinleyin.
Kendi çetemi kuracağım! Kızılderili gibi giyinmeyeceğiz.
Kıskançlıktan çatlayacaksınız.
Şöyle olacak.
Bana bakın!
- Sen! - Hayır.
- Ne yapıyorsun? - Hayır, bu benim çayım değil.
Evet, senin çayın değil. Majestelerinin çayı!
Hayır, hayır. Finney'nin çayı. Burada çay partisi yapıyordu.
Efendim, bu adamı tanımıyorum.
Çetelerden ve çaydan ne kadar nefret ettiğini söylüyordu.
Hayır! Yanlış adamı yakaladınız. Yalan söylüyor!
Michael Finney'nin partisi! Beni davet de etmedi.
- Onu tutuklayın. - Yürü.
Finney! Dinleyin. Benim de sizinki gibi kırmızı ceketim var!
BİZ HALKIZ
Amerika Birleşik Devletleri'nde kölelik var olduğu sürece,
özgürlüğe kaçmaya çalışan köleler de oldu.
Birçoğu Yeraltı Demiryolu'nu kullandı.
Bu demiryolu, güneyden kaçan kölelere barınak ve yardım sağlayan,
insanlar, rotalar ve güvenli evlerden oluşan bir ağdı.
Kuzeye, özgürlüğe uzanan yolculuk tehlikeli, yıpratıcı
ve çoğu zaman ölümcüldü.
Ama kimsenin düşünmediği şey ev sahiplerinin çektiği sıkıntılardır.
Kendi ailenle yaşamak bile zorken bir yabancıyla yaşamak daha da zordur.
- Gir lütfen. - Başardım.
- Kimse takip etmedi. - Evime hoş geldin.
- Merhaba. - Umarım burada güvende hissedersin.
- Ben Jonesey. - Ben Lawrence.
- Neredeyse özgürüm. - Evet.
Kaçıyorum ama kuzeye gidiyor olmak iyi hissettiriyor.
Yarın sınırı geçebilirsin.
- İple çekiyorum. - Yol nasıldı?
Çok zordu. Peşimde köpekler ve atlar vardı.
Bataklıkta 15 dakika suyun altında kaldım.
- 15 mi? - Kamışla nefes aldım.
- Köpeklerin boğuk havlamaları geliyordu. - Vay canına. Yazık ya.
Sudayken "Kesin be!" diyemedim.
Tam manasıyla "Kesin be!" durumuydu ama kendime sürekli
sakın "Kesin be!" deme diye telkin ettim.
Evet, bir keresinde beni bir teke kovalamıştı.
- Vay be. - Nedense bana kafayı takmıştı.
Neden bilmiyorum. Çitin üzerinden atlamıştım.
Bu, hayatın için kaçmaya,
suda nefes almaya çalışırken köpeklerin havlamasına,
orada durup acaba "Kesin be" desem mi demesem mi
diye düşünmeye benzemez.
Deneyiminle bir şekilde bağ kurmaya çalışıyordum.
Elbette aynı şey değil. Ama keyifli değildi, onu bil yani.
Evet ama o evcil bir hayvan.
Seni yakalayıp zincire vuracak mıydı?
"Çalışmaya devam!" deyip tekmeyi basacak mıydı?
- Sana hak verdim. - Hak vereceksin tabii.
- Tamam, hak verdim. - O hakkı ben aldım.
Hayır, hakkı almadın. Ben hak verdim.
Hayır, hakkı ben aldım.
- İlk ben hak verdim dedim. - Sen hakkımı almadın.
Benden hiçbir şey alamazsın. O hakkın sahibi benim.
- Tamam, sen aldın. Boş ver hakkı. - Tamam.
Kuzeye gidip kuzeyli hatunlara
çakacağım için de heyecanlıyım.
Kuzeyde yaşadım.
No comments yet. Be the first to leave one.